Mithat Kerim ARSLAN |
Mehmet BİLGİN |
| Tarih-Dil - Edebiyat Sempozyumu Dil Kİtabı |
| Tarih-Dil- Edebiyat Sempozyumu Tarih Kİtabı |
| Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Türk Kültür Mirası |
| Uluslararası Kültür ve Tarih Sempozyumu |
| Trabzon Tarihi Sempozyumu |
| Türk Ocakları Genel Merkezi |
| Aydınlar Ocağı Vakfı |
| Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı |
| Ortadoğu Gazetesi |
| Yeni Volkan Gazetesi |
| Karadeniz Gazetesi |
| Irak Türkmen Cephesi |
| Trabzon Resimleri |
| Şehitlikte Tören |
| Eski Trabzon Resimleri |
| Karabağ |
| Amerika ve Müttefiklerinin Irak Harekâtına Dair |
|
|
|
| Yazar Mehmet Bilgin | |
| Thursday, 01 May 2008 | |
|
Türk Ordusu’nun saygın isimleri olan emekli generallerden; uluslararası ilişkiler, siyaset ve ekonomi uzmanlarından; kerameti kendinden menkul gazeteci ya da televizyon programcısı kimlikli uzmanlara kadar geniş bir yelpazede değişik görüşlerle karşılaştık. Bugün, savaşın çıkış nedeni hakkında olduğu kadar Türkiye’nin bu savaş karşısında takındığı tavır konusunda da, sadece bilgi birikimlerini şu ya da bu şekilde bizimle paylaşan uzman, yorumcu, veya habercilerin değil, bizzat devleti yöneten siyasi iradenin, güvenlikten sorumlu olanların tespitleri, buna dayalı olarak bu güne kadar izlenilen yol ve bunun sonucu olarak gelinen nokta da ortadadır. Bu gün gelinen noktada herkes kendi değerlendirmesini yapabilir, kendi tespitlerine dayanan, geleceğe ait öngörülerini belirleyebilir. Kısaca durum, aklı başında, angaje olmamış hiç kimsenin “dur bakalım ne olacak”, “şunu da bekleyelim”, “bunu da görelim” demesini gerektirmeyecek bir aşamadadır. Görmek isteyen, teşhis koyabilecek kadar görmüş, denemek isteyen bir kanaate varacak kadar deneme imkânına sahip olmuştur. Böyle bir girişten sonra eleştiriler sıralayacağımı, bu eleştirilerden yola çıkarak yargılama yapacağımı zannedenler yanılacaklar. Çünkü böyle bir amacım olmadığı gibi bu işin bir faydası olacağını da zannetmiyorum. Ayrıca böyle bir yazıyı okuyanların tamamı bana hak verse bile bunun gelişmelere hiçbir etkisi olmayacağını biliyorum. Çünkü kurgulanan oyun içinde aktörler kendine biçilen rolü oynar. Oyun içinde biçilen rol, seyirci tarafından ne kadar olumsuz tepki alsa bile, rol biçen, rolünü iyi oynadığı için kendi aktörüne sahip çıkar. Aktör sahneden inerken teri soğuyup, üşütmesin diye onu bir battaniye ile sarmalayıp korumaya alır. Tıpkı Amerika’nın Irak harekâtında olduğu gibi. Savaşta, savaşın bir parçası olarak zihinleri etkilemek için bir sera ortamı oluşturulur ve psikolojik savaş kuralları uygulanarak zihinlerde karmaşa ve bulanıklık yaratılır. Bu neyin, niçin yapıldığını teşhis etmemize, tereddüt edip doğru tavır almamıza mani olmak içindir. Fakat bütün bunlar, gelişmelerin ardında yatan gerçeğin tarih bilgisi ve şuuru olanlar tarafından teşhis edip tanımlanmasına engel değildir. Bu gerçekten hareketle, angaje olmamış, biçilmiş rol ya da bir misyonu icra etmeyen tüm unsurların, yapacağı değerlendirmelerde, gerçeği görmelerine yardımcı olmak için bazı tespitlerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Büyük savaşların ardından barış yapılabildiği ve buna bağlı olarak bir düzen kurulabildiği zaman, bu düzenin kalıcı olması için bir takım tedbirler alınır. Konuyu açıklamaya yarayacak örneği tarih içinden seçersek; Napolyon’un Avrupa’yı altüst etmesinin ardından toplanan Viyana Konferansı buna iyi bir örnek oluşturur. Bu konferans, Avrupa’nın bir daha eski Avrupa olamayacağı gerçeğinden hareket ederek, yeni Avrupa düzenini oluşturmak, katılanların gücü oranında rol aldığı bu yeni düzenin kalıcı olması ve işlemesini sağlamak için toplanmıştı. . Zaman içinde Avrupa dünyanın merkezi olmaktan çıkmış ve okyanusun ötesinden yükselen dev, Amerika devreye girmişti. Artık Avrupa’nın değil Dünya’nın düzeni söz konusu idi ve Amerika’nın da katıldığı savaşlar, Dünya Savaşı, savaş sonrası kurulan düzen de, Dünya düzeni olarak adlandırılmıştı. Birinci Dünya Savaşının ardından oluşturulan Cemiyet-i Akvam ve İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan Birleşmiş Milletlerin işlevi, yeniden kurulan Dünya düzenini tescil edip, işlemesini sağlamak, ve gelişmelerin zorunlu kıldığı bazı değişiklikleri sistemin yıkılmasına neden olmadan gerçekleştirmek olmuştur. Yukarıda birinci ve ikinci olarak adlandırdığımız savaşlar için bu numaralar daha sonra verilmiştir. Mesela Birinci Dünya Savaşı, savaş sonrasında “Büyük Harp” diye anılmış ve Cemiyet-i Akvam, Büyük Harp sonrası oluşan dünya düzenin yürümesini sağlamak için kurulmuştur. 1940’lara kadar o harbe dair yazılanlar “Büyük Harpte. . ” diye başlar. Büyük Harbin “ Birinci” diye numara alması 1940’larda yaşanan bir başka Büyük Harpten sonra zorunlu olarak olmuştur. Birinci ve İkinci diye numaralansa da yaşanan savaşlar bir “Paylaşım Savaşı” idi ve oluşturulan “Dünya Düzeni” bu paylaşım şartlarının bozulmadan sürmesini sağlayacak düzendi. İkinci defa dünyayı saran savaş birinci paylaşımı geçersiz kıldığı için Cemiyet-i Akvam’ın işlevini yitirmesine neden oldu. Bazı devletler, zaman içinde elde ettikleri güce güvenerek daha önce tespit edilenden fazla pay almaya hakları olduğuna inanıyorlardı. Düzenin eskidiği iddialarını, yeni düzen oluşturma çabaları takip etti ve yeni bir paylaşım savaşı yaşandı. İkinci Büyük Paylaşım Savaşı’ndan sonra da yeni bir düzen oluştu. Bu defa, yeni dünya düzeninin işlemesini sağlamak için Birleşmiş Milletler kuruldu. Bu kadar ayrıntılı açıklamaya çalışmamın sebebi gelişmelere teşhis koymakta güçlük çekenlere gündemi bir süre önce işgal etmiş olan “yeni dünya düzeni” tartışmalarının ardından “Birleşmiş Milletlerin işlevini yitirdiği” söylemlerinin ortada dolaşmaya başlamasının ne anlama geldiğini açıklayabilmek içindir. On-on beş yıldan beri batıda yazılıp çizilen büyük paylaşımın muhtemel senaryoları arasında bazı küçük farklar bulunsa bile ortak noktalarından biri, Türkiye’nin, paylaşımdan sonra oluşacak bu yeni dünya düzenin içinde bugünkü hali ile olmayacağıdır. En iyimser olan senaryoyu ele alarak, Avrupa Birliğine girdiğimizi varsayarsak, Avrupa Birliği içinde artık ulus-devlet olamayacağımız gerçeği, Türkiye’nin yeni dünya düzeninde bugünkü hali ile olamayacağı gerçeğiyle örtüşmektedir. Kaldı ki günümüz gerçekleri ve gelişmeler böyle pembe hayaller kurmamıza da imkân vermemektedir. Komple teorileri olarak adlandırılan senaryolarda Türkiye’nin durumu belli. Hayatımızı komple teorileri üzerine yönlendiremeyeceğimize de şüphe yok. Ama gelişmeler karşısında Türkiye’nin durumuna başka bir deyişle karar mekanizmalarını elinde bulunduranların tavırlarına bakmadan edemeyeceğiz. Stratejik müttefikimiz olduğunu söyleyen Amerika, Irak harekâtında Kürtleri bize tercih etti. Kuzey Irak yönüne bakmamız halinde dahi başımıza nelerin gelebileceği Amerikan elçiliğindeki memurlardan, Amerika’nın tepesindeki Bush’a kadar her seviyedeki Amerikalı tarafından bize net bir şekilde söylendi. Bunun sonucu olarak da daha önce meclis kararıyla çizdiğimiz kırmızı çizgi en kibar ifade ile buharlaştı. Kürtler Kerkük ve Musul’a yerleşti. Biraz ayrıntı sevenler kırmızı çizginin buharlaşmasından birkaç ay önce o çizgiyi çizen hükümet ve meclisin hangi süreçle değiştiğini de hatırlayabilir. Amerika’nın Irak Harekâtı karşısında yer alan Almanya ve Fransa’nın oluşturduğu eksen, Birlik üyesi diğer ülkelerin Irak’ta Amerika ile birlikte savaştıklarını görmezden gelerek, Kuzey Irak’a müdahale etmemiz halinde Avrupa Birliğine girmemizin hayal olacağını çok açık bir şekilde belirtti. Amerikan yayılmacılığına karşı birlik oluşturmak isteyen Rusya, Çin, Hindistan gibi Asya ülkeleri Türkiye’nin varlığından habersiz gibi davranıyorlar. Türkiye’de, komşumuz olan ülkelerle işbirliği geliştirmeyi düşünenler, angaje olmuş televizyon yapımcıları tarafından hazırlanan programlarda hemen hemen her akşam açıkça tehdit ediliyor. İnsan ister istemez ‘Birinci Büyük Paylaşım Savaşı’ öncesi Osmanlı İmparatorluğunun durumunu hatırlıyor. Kurbanlar arasında olan imparatorluk çıkış yolu arıyor. Almanya’ya ittifak teklifi yapıyor. Almanya reddediyor. İngiltere’ye iki defa ittifak teklif ediyor. İngiltere reddediyor. Cemal Paşa Fransa’ya gidip ittifak öneriyor. Fransa reddediyor. Son çare Talat Paşa Rusya’ya gidip ittifak teklifi yapıyor. Rusya reddediyor. Saflar kesinleşip savaş başladığı zaman, Almanlar haritaya bakarak karşılarına yığılan Rus ordularının bir bölümünün sadece Kafkas Cephesinde meşgul edilebileceğini görüyor ve savaşın başlangıcını takip eden günlerde Osmanlı Devleti ile gizli bir ittifak anlaşması imzalıyor. Savaşa girişimizi ve sonucunu yazarak konuyu uzatmayacağım ama Osmanlılarla neden ittifak yapılmadığını açıkça yazan Rus Askeri Tarihçisi Zayonçkovskiy’in tespitlerini özetleyerek yazmadan edemeyeceğim. “Türkiye arazisi, Büyük Harpten çok önce başlıca emperyalist devletler için umumiyet itibarı ile, hususiyle İngiltere, Almanya ve Rusya arasında iktisadi ve siyasi mücadele sahnesi olmuştur. (Türkiye) Rusya’ya ittifak bile teklif etmişti. Halbuki Petrograt’ta, velevki en uslu ve muti Türkiye’ye dahi, müttefik sıfatı ile ihtiyaç görülemiyordu. Türkiye’ye değil İstanbul’a ihtiyaç vardı. İstanbul’u ele geçirmek yolunda en münasip çare de Türkiye ile harp etmek idi. ” Türk olduğunu iddia eden herkesin çok dikkatli okuyup düşünmesi gereken bu ifadelerin günümüz gerçeği ile ne kadar örtüştüğüne herkes hür vicdanı ile karar verebilir. Devletlerin, milletin gücünü kontrol ederek, bu gücü geliştirmek ve ulusal hedefler doğrultusunda tedbirler oluşturup, ulusal çıkarları korumak ve milletin devamlılığını sağlamak gibi bir takım işlevleri vardır. Yeni bir paylaşım savaşı başlamış olmasına rağmen bizdeki duruma bakıp, millet adına sorumluluk yüklenerek mevki işgal edenlerin, bu sürecin sonunda yeni bir paylaşım düzeni ve bu düzenin yürümesinde etkili olacak kurumun belli olmasını beklediklerini, tedbirleri ondan sonra düşünmeye başlayacaklarını ve tarihçilerin bu yaşananların 3. Büyük Paylaşım Savaşı olduğunu yazmasından sonra da ulusal çıkarlar doğrultusunda daha net bir tavır koyacaklarını düşünenlere yanıldıklarını söylemeyi çok isterdim. Fakat gözardı edemeyeceğimiz bir gerçek daha var. Olaylara bu açıdan baktığımız zaman siyasi iktidarın, milletin bu gelişmeler karşısında doğal olarak vereceği tepkiyi kontrol altında tutmak ve bu tepkiyi kanalize etmek işlevini çok iyi yürüttüğünü söyleyebiliriz. Bu konudaki başarıları(!) ileride bu dönemin tarihini yazacak olanların dikkatinden kaçmayacak… Nedeni ise Türk Milleti var olduğu sürece tartışılacaktır. |
|
| Son Güncelleme ( Friday, 25 July 2008 ) |
| < Önceki |
|---|