Mithat Kerim ARSLAN |
Mehmet BİLGİN |
| Tarih-Dil - Edebiyat Sempozyumu Dil Kİtabı |
| Tarih-Dil- Edebiyat Sempozyumu Tarih Kİtabı |
| Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Türk Kültür Mirası |
| Uluslararası Kültür ve Tarih Sempozyumu |
| Trabzon Tarihi Sempozyumu |
| Türk Ocakları Genel Merkezi |
| Aydınlar Ocağı Vakfı |
| Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı |
| Ortadoğu Gazetesi |
| Yeni Volkan Gazetesi |
| Karadeniz Gazetesi |
| Irak Türkmen Cephesi |
| Trabzon Resimleri |
| Şehitlikte Tören |
| Eski Trabzon Resimleri |
| Karabağ |
| Karadenizde Postmodern Pontuçuluk Adlı Kitabın Düşürdürdükleri |
|
|
|
| Yazar Veysel Usta | |
| Tuesday, 13 May 2008 | |
|
Küreselleşmecilerin yada bizim ifademizle postemperyalistlerin günümüzde Ortadoğu ve Kafkaslarda sergiledikleri vahşeti her akşam televizyonlarda canlı yayın olarak izliyoruz. Bu kavganın enerji kaynakları ve bu kaynakların pazara sevk edileceği yollar için verildiğini bilmeyenler için olayların akışına kapılıp taraf olmak işten bile değildir. Bir iki yıl öncesine kadar olayların akışına kapılarak Irak’ta Saddam rejiminin çökertilerek yerine demokrasi geleceğini söyleyenler birden bire sustu. Çünkü Irak’ta başka bir olay sergilenmeye başlamıştı. Ülke kabaca üç etnik parçaya bölünmüştü: hepsi Müslüman olan Irak halkı artık Şii, Sünni ve Kürt idi. Emperyalizmin üç yüz küsur yıllık tarihinde sıkça görüldüğü gibi, istilacı güç en küçük parçaya destek vererek o azınlığın ülkeyi yönetmesini sağlar. Çünkü bu azınlığın emperyalist güce itaat etmekten ve sığınmaktan başka şansı yoktur. Irak’ı yönetmek için Kürtleri kendine araç olarak seçen küreselleşmeciler kısa sürede Sünni ve Şiileri birbirine düşman ettiler. Aynı dinden ve aynı milletten olan bu iki grup çılgınca birbirlerini öldürmeye başladılar. Pazar yerlerinde, camilerde yada mahalle aralarında her patlayan bomba çoluk-çocuk, kadın-erkek ayrımı yapmadan yüzlerce masum insanı parça parça edip etrafa savuruyordu. Olayların akışına kapılan bizler de bu durumu normal bir gelişme olarak kanıksamış olarak seyrediyorduk. Bütün bunları size hatırlatmamın nedeni siyasi amaçlı bir yazıya giriş yapmak için değil. Soluk soluğa okuduğum Mehmet Bilgin’in “Karadeniz’de Post Modern Pontosculuk” adlı kitabını size tanıtmak için. Bilgin kitabında, bizim Pontos olayları diye bildiğimiz ve bölgemizi etkilemiş olayları, Birinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere ve O’nun başbakanı Lloyd George tarafından, Kafkas ve Ortadoğu Petrollerini ele geçirmek amacıyla oynanan oyunun bir parçası olarak ortaya koyuyor. Lloyd Georg şahsi olarak görevlendirdiği Yunan Başbakanı (İngilizci) Venizelos, İngiliz emir ve menfaatleri doğrultusunda Yunan ordusunu önce Karadeniz’in kuzeyindeki Odesa bölgesine, daha sonra da yine İngiliz politikaları ve emirleri doğrultusunda Anadolu’ya saldırtmıştı. Kitabı okuyunca meselenin bundan ibaret olmadığını görürsünüz. İmparatorluk haline gelen Çarlık Rusya’nın sıcak denizlere inme projelerinde Osmanlı İmparatorluğundaki Ortodoks Hıristiyanların çok önemli bir yeri vardı. Sıcak denizlere inecek Rusya’nın, Hindistan’a ve sömürgelere giden yolun emniyetini tehdit edeceğini gören İngiltere, Akdeniz ve Afrika’daki yayılma alanlarını emniyete almak isteyen Fransa da bu olaylarda baş rol oynamıştır. Bu üç rakip güç birbirlerini yıpratma mücadelelerinden vazgeçmeden, önce Yunanistan’ı kurmak, daha sonra da Osmanlı’yı tasfiye etmek için birlikte hareket etmişti. Bu paylaşımda büyük parçayı sahip olmak için yapılan çekişmeler Pontos olaylarının da seyrini etkilemiştir. Kitabın ortaya koyduğu çarpıcı gerçeklerden biri de, bu üç emperyal gücün hayali bir millet olan Yunan milletini yeniden inşa etmeleri sürecidir. Antik Yunan Medeniyetine hayranlık duyan batılı aydın ve bilim adamları, ilk fırsatta ziyaret ettikleri Yunanistan’da halkın büyük çoğunluğunun Yunanca bilmediğini, Arnavutça ve Slavca konuştuğunu, yer adlarının çoğunun Arnavutça ve Slavca olduğunu görünce şoka girmiş ve bunları yazarak görüşlerini dile getirmişlerdir. Bilgin gerçekte Yunanlı olmayan Yunan milletinin nasıl oluştuğunu bir iki paragrafta özetlemiş. Yunanistan devleti de bu insanları Yunanca konuşturmak için Yunan Milli Kilisesi ve yeni kurulan Atina Üniversitesi ile bir çaba içine girdi. Yunan resmi makamları isimlerdeki Slavca ekleri Yunanca eklerle değiştirilerek geçerlilik kazandırdı. Slavca ve Arnavutça yer isimleri değiştirilerek Yunancaları kabul ettirildi. Bu da yetmedi. Halktan Slav ve Arnavut olmadıklarına ve Yunanlı olduklarına dair imzalı dilekçeler toplandı ve dosyalandı. Yukarıda sıralanan çabalar sonucu Yunanistan devletinin kurulduğu sahada çoğunluk olarak yaşayan Slav ve Ortodoks - Arnavutlar kilisenin de yardımı ile Yunanlılaştırıldı. Yunanlılaştırılamayan Arnavut ve Slavların yarattığı sorunlar ise Epir bölgesi sorunu, Makedonya sorunu olarak Yunan devletini bugün bile meşgul etmektedir. Yeni ve yapay olarak inşa edilen bu millet, nasıl oluyor da Anadolu’da Rum dediğimiz Ortodokslar için iddialar ileri sürebildi. Bilgin kitabında bu durumu şöyle açıklıyor.”Yunanistan’ın bu projedeki rolü ya emperyalist güce sahip olması ya da emperyalist güce sahip devletler tarafından korunup, kullanılması çizgisinde incelenebilir.” Bilginin kitabında ortaya koyduğu gibi 1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşına, savaşa katılıp katılmamak nedeniyle Kralcılar (Almancılar) ve Venizeloscular (İngilizciler) olarak ikiye bölünmüş Yunanistan, Atina ve Selanik’te iki ayrı hükümet olarak bölündükten sonra, İngiliz ordu ve donanmasının desteği ile Venizeloscuların kazanması üzerine 1917 yılında İngilizlerin yanında savaşa girmişti. Yunanistan’ın 1919 yılında istila için Anadolu’ya çıkacak ve Karadeniz’de Pontosculuğu kışkırtacak gücü de İngilizlerden bulmuştu. Kitabın ilk bölümü bu gelişmelere işaret eden “Pontos Meselesine Tarihsel Bakış” adlı yazıdan oluşuyor. Bu yazıda bir çok tarihi gerçeğe işaret edilmiş, tarihi çarpıtarak Türkleri suçlamaya kalkanların oyunları sergilenmiştir. Bunlardan biri de Bölgede yaşamış olan Rumların İngiltere’nin öncülüğü ve Yunanistan’ın teşebbüsü ile Yunanistan’daki Türklerle nasıl mübadele edildiğinin açıklanmasıdır. Mübadele acıları diyerek Türkleri suçlu göstermeye çalışanlara verilecek en iyi cevap da olayın müsebbiblerini ortaya çıkarmak olsa gerek. Kitapta yer alan “Hemşin’in Gizemleri” başlıklı ikinci yazıda Hemşin bölgesinin tarihi ve toplum yapısı üzerine yepyeni tespitlere yer verilmiştir. Bu yazı Bilgin’in Hemşin üzerine yaptığı çalışmaların habercisi gibi. “Doğu Karadeniz’de Pontosculuk ve Etnik Grup Oluşturma Faaliyetleri” başlıklı üçüncü yazıda sadece günümüzde Karadeniz Bölgesinde yürütülen Pontosculuk faaliyetleri değil, Lazcılık faaliyetlerinin de yurt dışı kaynaklı olarak nasıl organize edildiği açıklanmış. Uzun yıllara sarkan çalışmalara ve destekleyen kuruluşlara bakınca konuyu görmezden gelenlerin neye ve nereye hizmet ettiği sorusu zihninizi meşgul ediyor. Kitabın dördüncü yazısı “ Anadolu Pontos Devleti’nden Göktürklere Ay-yıldız.” başlığını taşıyor. Bu yazıda Anadolu’da yaşamış ilk çağ halkları ve ilk çağlardan bu yana Anadolu’yu yurt tutmuş Türk halkları ele alınmış.
|
|
| Son Güncelleme ( Friday, 25 July 2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|