Kıbrıs’ta bir adam var: İçerde Cumhurbaşkanı, dışarıda toplum lideri. Adı Talat. Bu Talat, değişik tarihlerde ve mekânlarda yaptığı açıklamalarda, “KKTC’nin tanınmasını istemediğini ve iki bağımsız devlete karşı olduğunu” defalarca söyledi... KKTC Cumhurbaşkanı olduğunu unutarak, her fırsatta “misyonum birleşik Kıbrıs’ı yaratmaktır” dedi…
Ve bu misyonu gerçekleştirmek için Papadopulos ile 8 Temmuz 2006’da ve Hristofyas’la 21 Mart, 23 Mayıs ve 1 Temmuz’da yaptığı görüşmelerin her defasında bile bile biraz daha taviz vererek, Cumhurbaşkanı olduğu devleti yok etmeye çalıştı!… 23 Mayıs 2008 de Talat ile görüşmesi sonrasında sevgili dostu Hristofyas şöyle diyordu: - “Talat’ın tek egemenlik, tek vatandaşlık, tek uluslararası kimliğe tepki göstermesine neden yok… Benim ve Talat’ın arzusunun Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi olduğuna inanıyorum… Yaşayabilir ve çalışabilir, birleşik federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünün ve bağımsızlığının iadesi ve bizi işgal orduları ile yerleşiklerden kurtarması için yeniden birleşmenin doğru zeminde yapılması gerekir… Talat ile bu hafta yapacağım görüşmede hedefim bunu sağlamaktır…”( Simerini 19.6.2008 ). (İşgal Orduları dediği, Adadaki Türk Silahlı Kuvvetleri; yerleşikler dediği ise, 1974 sonrası Anadolu’dan adaya göç eden Türkler.) 23 Mayıs anlaşmasında yer alan “tek uluslararası kimlik” kavramına, “TEK EGEMENLİK VE TEK VATANDAŞLIK” kavramlarının da eklenmesini isteyeceğini söylemeye başladı ve… 1 Temmuz 2008 tarihinde BM kontrolündeki ara bölgede yaptıkları toplantıda Mehmetali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, tek egemenlik ve tek vatandaşlık konusunda anlaşmaya vardılar. Tek devlet, tek egemenlik, tek vatandaşlık, tek temsiliyet demek, adada tek bir millet ve Kıbrıs Cumhuriyeti adlı tek bir devlet var demektir… Kıbrıs Türklerinin ayrı egemen bir halk olduğunu ve KKTC’nin de ayrı egemen bir devlet olduğunu reddetmektir… Sayın Rauf Denktaş avazı çıktığınca bağırdı. Bütün vatanseverler yazdı. Ankara duymadı. Bazı kirli kalemler de Kıbrıs elden gidiyor diyenlere karşı “statükocu” diye zırvalıyorlardı. Çünkü 8 Temmuz 2006 Anlaşması “iki devlete, iki halka, iki demokrasiye dayalı” bir anlaşmayı değil; adı federal ama içeriği ÜNİTER, tek devlete, tek halka, tek vatandaşlığa, tek temsiliyete, tek ekonomiye dayanan, İDARİ bakımdan ayrı egemenliği olmayan iki bölgeden oluşan bir yapıyı öngörmektedir… Adı iki bölge, ama temsil ve yetki tek elde. Kıbrıs’ta şimdi de yayılan söz: “Tek egemenlik tek uluslararası temsiliyet anlamına geliyorsa, bu Annan Planı'nda belirtilmiştir.” (Bir yanlışla başka bir yanlışı örtüyorlar.) Ve devam ediyorlar: “Bu anlaşma halkın Annan Planındaki iradesine uygundur.” Öyleyse Annan Planını (2004) zorla kabul ettirmek isteyenler kimin adına çalışıyordu? RT Erdoğan ile Abdullah Gül, Kıbrıs Türklerine siz hele bir “EVET” deyin ertesi günü KKTC’yi TANITMA KAMPANYASI başlatacağız vaadinde bulundular. Türkler de evet oyu verdiler. Kampanya ne oldu?...Ne kampanyası? Yok zannetmeyin, var ama ne için??? İlk iş olarak Cumhurbaşkanı Denktaş’ı devirdiler, yerine Rum dostu(!) Talat’ı getirdiler. Sonuç: rum çoğunluğun yönetiminde TEK EGEMENLİK VE TEK VATANDAŞLIK. KKTC mi dediniz? Kibarca ve kısaca anlattık… Öldü de ağlayanı yok. 1 Eylül’de iki büyük dost(!) tekrar görüşecekmiş. |