| Trabzon Resimleri |
| Şehitlikte Tören |
| Eski Trabzon Resimleri |
| Karabağ |
| Türk Halk İnançlarında Zaman (Doğu Karadeniz Örnekleri İle) |
|
|
|
| Yazar Yaşar KALAFAT | |
| Sunday, 20 January 2008 | |
Biz bildirimizi planlarken; Gün içinde zaman “akşamın dar vakti” gibi, hafta içinde zaman “ günlerden cuma” gibi. Ay içinde zaman “ramazan, bayram arife” gibi, Hayat içinde zaman “buluğa erme dönemi” gibi, hayatın safhaları itibariyle zaman, “doğumun ölümün kırkı” gibi. Yılın dönemleri itibariyle zaman, “Hıdır Nebi, Nevruz” gibi sınırlamalarla kalmayıp bildiri özetimizde de belirttiğimiz gibi konuyu çok geniş kapsamlı tasarlamıştık. Ancak izlediğimiz metotda, Türk halk inançlarında “zaman” örneğinde olduğu gibi halk inançlarının belirli kodlar bazında ele alıyoruz. Bu itibarla, inanç, töre ilişkileri konusunda bu bildirimizde bilgi vermeği ve metodumuzu tartışmayı uygun bulduk. Her yeni çalışmamız münasebeti ile, metodumuzu sorgulayan bir takım sorulara cevap arıyoruz. Bu defa da öyle yaptık Giriş
Biz bildirimizi planlarken; Gün içinde zaman “akşamın dar vakti” gibi, hafta içinde zaman “ günlerden cuma” gibi. Ay içinde zaman “ramazan, bayram arife” gibi, Hayat içinde zaman “buluğa erme dönemi” gibi, hayatın safhaları itibariyle zaman, “doğumun ölümün kırkı” gibi. Yılın dönemleri itibariyle zaman, “Hıdır Nebi, Nevruz” gibi sınırlamalarla kalmayıp bildiri özetimizde de belirttiğimiz gibi konuyu çok geniş kapsamlı tasarlamıştık. Ancak izlediğimiz metotda, Türk halk inançlarında “zaman” örneğinde olduğu gibi halk inançlarının belirli kodlar bazında ele alıyoruz. Bu itibarla, inanç, töre ilişkileri konusunda bu bildirimizde bilgi vermeği ve metodumuzu tartışmayı uygun bulduk. Her yeni çalışmamız münasebeti ile, metodumuzu sorgulayan bir takım sorulara cevap arıyoruz. Bu defa da öyle yaptık. Halk Bilimi sadece halka ait, topluma ait, eğitimle daha az değişmiş gelişmeyi daha az paylaşan sınıfların efsanelerini, göreneklerini, inanmalarını ele alır, (Alan Dundes - Çev. Metin Ekici, “Halk Kimdir” Milli Folklor, Bahar 1998, Sayı:37, s.139-153) demek yeterince doğru mudur? Nice çok çağdaş yaşam süren kimse vardır. Hayatlarında 100 yıl evvelin uygulamaları inanç biçimi olarak yer alır. Bu tarz düşünme ve uygulama onların bilinçli, şuurlu tercihleridir. Onlar bu tarz yaşamlarına almış oldukları eğitimin çağdaş normları ile izah getirmektedirler. Bu tercih belki de toplumların kültür tarihlerinin yeniden kurulabilmesi için önemlidir ve elzemdir. Çağdaşlık normlarını getiren bu normlarla başka toplumları sınıflandırırlarken onların kimliklerini, milli kültürlerinden koparmış olmaz mı? A. Dundes halkı tarif ederken, “ Halk terimi faktörü en azından ortak bir paylaşan herhangi bir insan grubunu ifade eder. Bu grubu birbirine bağlayan faktör ortak bir meslek, dil veya din olabilir. Ne olduğu önemli değildir. Bunlardan daha önemli olan ise, herhangi bir sebebe bağlı olarak oluşan grubun kendine ait olduğunu kabul ettiği bazı geleneklere sahip olduğunu kabul etmesidir” (a.g.e.). Bu noktada, halk kültürünün bir parçası olan halk inançları, özelde Anadolu, Türk Dünyası halk inançları grup içi ve gruplar arası bağı sağlayabilen bir faktördür. Halklarımız taşıdıkları geleneksel değerlerin kendilerine ait olduklarını bilirler sahiplenirler. Halk bilimci alandan çalışma yaparken tespitini yaptığı her olgunun, daha başlangıç döneminde dahi % 80-90 aynı inanç kültürünün ürünleri olduğunu görür. Bu durum karşısında usta bir derleyici anlatımın sonucunu daha başlangıçla tahmin eder ve bilgi kaynağı buna şaşar. Halk inancı derleme çalışmaları onun parçası bulunduğu halk bilimi kadar önemlidir. Örneğin yatırlar etrafında oluşan mistik kültürün tespiti de halk inancı çalışmalarının bir parçası olduğu için önemlidir. Ulug Türkistan ve Kafkasya’da 100 yılı bulan ateist döneme rağmen İslam inancının varlığını sürmesini halk mistitizmine borçluyuz. Ahmet Yesevi’nin sözlü kültür geleneği sürdüren bir toplumda başka bir dilden yeni bir dinin kabul ettirebilmesi halkının mistik kültürünü iyi bilmesinden kaynaklanmaktadır. Aynı teşhis Anadolu itibariyle Yunus emre için de geçerlidir Hıristiyan misyonerleri ile oryantalistlerin emperyalist çizgide birleştiren ve ortak faaliyetlerinin İslam toplumunun bölünmesi veya isyanları tarzında eylemlere yol açabilmesi, halkın mistik yapısını iyi bilmelerindendi. Halk kültüründe hiçbir şey yokken halk inançları vardı. Halk kültürünün ayrılan şubeleri halk inançlarından türemiş olmalı. Hakikaten halk inancı yokken, halk dansları neden var olsun ki? Halk mutluluktan veya kahırdan ritimli hareketler yapar veya sesler çıkarır. Halk kültürünün kaynağı halk inançlarıdır, derken; bu kültürün merkezinde mutlak olan ve ona tabi olan vardır. Bereket oldu diye veya bereket olsun diye, tabi olan ile tabi olunan arasındaki iletişim olmasa, mevsimlik merasimler yapılır mı? Saçı ve kurbanlar kimin içindir. Doğum evlilik ve ölümle ilgili uygulamaların hangisinde inanç yoktur. Halk inançları sadece halk edebiyatı halk tiyatrosu, halk musikisi, halk dansları, halk tababedi vs. itibariyle değil, halk el sanatları vs. itibariyle de menşeinde halk inançları olan kültür dallarıdır. Bana göre, töre, halk inançlarının en yakın akrabasıdır. Töre tamamen halk inançları değildir şüphesiz. Belki de töre değişen dinlerin akaidine rağmen inanç dünyamızın değişmeyen iskeletidir. Acaba farklı törelerin ortak yanlarının araştırılmaları, bizi nereye götürürdü? Gelenek ve göreneklere gelince, bunların inanç boyutlarının olması, bunların inanç olarak kabul etmemizi gerektirmez. Ancak insan ilişkilerinin örneklerini şüphesiz ilk insanda aramak gerekir. İlk insan; ayıp olur, küçük düşerim” duyguları ile mi hareket ediyordu. Hiç sanmıyoruz. Adı gelenek - görenek de olsa, örf- adet de olsa, bunların merkezinde inanç vardır. “Türk Şiir Sanatının gelişmesinde eski Kam / Baksi / Oyun / Ozan tipinden önce Dede / Ata bilahare Aşık tipine dönüşen sözlü edebiyat geleneği şairleri mühim bir mevki işgal eder. (Dursun Yıldırım, “Azerbaycan Aşık Şairleri ve Şairlerinden Örnekler” Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 2.2.1984, s.13-27) Bu itibarla halk edebiyatı ve onun kapsamına aldığı halk ozanları mistik ozanları mistik folklorumuzun ürünüdürler. Halk biliminde, kaynak yapıtlar, sözlükler, ağız derlemeleri, edebiyat yapıtları, sürekli yayınlar, yazılı kaynaklardır. Sinema, televizyon, resim, şenlikler, bayramlar, yerel günler ise bilindiği gibi görsel kaynaklardır. Biz irdelemelerimiz ve tespitlerimizde bütün bu vasıtalardan imkan nispetinde az çok yararlanmaya ve bulgularımızı yazılarımıza yansıtmaya çalışıyoruz. Sosyal normlardan, örf, adet, teamül, anane, gelenek, görenek, töre ve moda muhtevalı tespitlerimiz olmaktadır. Bunların hepsi için ve her halükarda inanç demek şüphesiz mümkün değildir. Biz çok kere halk inançları ağırlıklı tespitlerimizde, halk bilimini bu normları kapsamına giren hususlarda az biraz bilgi aktarmaya çalışıyoruz. Bizim halk inançları başlığı altında Türk folklorunun şifai bediyyat, şifahi ahlak, Şifahi hukuk, şifahi tababet, şifahi lisan alanlarında da tespitler yaptığımız oluyor. Şifahi diniyyat (itikadlar, ayinler, dini teşkilatlar, ilahiler, dualar, menkibeler, üstüreler kozmogoniler) in sınırlarının dışına çıkıyoruz. Ancak halk inançları bahsini daima derlemelerimizde merkeze alıyoruz. Hayatın geçiş dönemleri itibariyle doğum; doğum öncesinde (kısırlığı giderme, gebe kalma, aşerme, gebelik, çocuğun cinsiyeti, gebe kadının korunmaları) doğum sonrasında (doğumu kolaylaştıran, zorlaştıran uygulama ve inançlar /doğum sonrasında (çocuğun göbeği, eşi, lohusalık, alkarısı tasarımı, kırklama işlemi) çocuğa ad verme ve sünnet safhaları ile birlikte doğum sonrası başlığı altında ele alıyoruz. Evlenme, evlilik evveli (biçimleri, yaşı, aşamaları, görücülük, söz kesimi, nişan), evlilik esnası (kına gecesi, düğün, nikah, gerdek, hediye bağış, büyüler, ritüeller), ölüm (ölüm esnası belirtileri, kaçınmalar), ölüm sonrası (duyurulması, hemen sonra yapılan işlem, gömülme hazırlığı), ölüm sonrası (Belli günler yemeği, başsağlığı, övücü sözler, ağıtlar, mezar, mezar taşları) sıralamasına göre yapıyoruz. Ancak bu tür incelemeler de, artık sözlü ve sözsüz uygulamalara ait tespitler ile, inanç muhtevalı uygulamalara yüklenen fonksiyonları aşmanın zamanı geçmektedir. Halk inançları felsefesi ve dini normlarla ele alma çalışmaları da yapılabilmelidir. Biz bu bildirimizde “zaman” boyutu itibariyle bu sebeple durmaya çalışacağız.
Metin
Uyku bilindiği gibi yaşamın içindeki zaman bölümlerinden birisidir. Uykuda görülen rüyalar; geleceğe dair olumlu ve olumsuz olayların mesajlarını verir. Mesala rüyada Kurt görmek uğurluk alametidir. Esasen gerçek hayatta da kur-dun görülmesi o andan itibaren sevinilecek olayların yaşanacağına işaret eder.* Sürmene’de kurdun çene kemiğinin etrafının kurutulmuş derisinden yeni doğan çocuğun geçirilmesi ile, onun uzun zaman yaşayacağına inanılır. Buna “Kurt Ağzından Geçirme” denir. Bu inanç Ahıska Türklerinde de vardır. (Arif Hacıli Garibim, Bu Vetende, Ahıska Türklerinin Etnik Medeniyeti, Bakü 1992, s.4, 92) Keza çok bilinen “Kurt Ağzı Bağlama” uygulaması ile ağzı bağlanan kurt, ağzı açılıncaya kadar geçen zaman zarfında hiçbir hayvana zarar veremez. Konunun dışında olmakla beraber kurt dişi çocuk nazarlığında Trabzon’da da kullanıldığı gibi, Ahıska Türklerinde Kurt kafası bağı bastanı kem gözden korur. Mart ayının dokuzuncu günü göle düşen kurt, sudan çıktıktan sonra postunu kurutabilir ise, o yılın havaları güneşli, kurutamaz ise yağışlı geçeceğine inanılır. Hıdrellez kültü tüm Anadolu ve Türk dünyasında olduğu gibi Trabzon ve yöresinde de vardır. bölgede yılda bir defa yaşanan bu gün su ve ona bağlı olarak denizle ilgili rütüellere kutlanır. “Hızır yoldaşın olsun” deyiş ve inanışı burada da vardır. Hızır’ın don değişerek insanın karşısına çıkabileceği bu itibarla fakir fukaraya iyi davranılması gerektiğine inanılır. Biz bu inancın zaman boyutuna geçelim. Anadolu’nun bazı yerlerinde her yılın Ocak ayının son haftası ile Şubat ayının ilk haftası arasında “Hızır Haftası” kutlanır. Hızır darda olanların yardımına koşan ulu bir varlıktır. Hızır haftası Salı gününden başlar üç gün oruç tutulur. Orucun sonu Cuma gününe getirilir. Akşam zamanı pişirilen çörekten dağıtılır. Ziyaretten sonra komşulara ve çocuklara “Hızır Lokması” verilir. Bekar gençler senenin sadece bu gecesinde gelecekte kiminle evleneceklerinin rüyasının görürler. Her kabilenin Hızır Günü ayrı ayrı haftalar içinde birbirini izler. (Ali Haydar Dede Kurban, Zazalarda Şölenler ve Törenler, Ankara 1994, s.16-18) Doğu Karadeniz’in bazı kesimlerinde Oruç ayının son 15 günündeki tek günlerden birisine Kadir gecesinin tekabul ettiğine Hızır’ın bugün murat vereceğine inanılır. Bu gece “Hızır Yolu” açılacağı inancı vardır. Bu gece göğün açılacağına doğudan batıya doğru gökte bir ışık kuşağının oluştuğuna bu ışığı görenin muradının olacağına inanılır. Trabzon yöresinde 7 Mayıs, “Ala tur bi” “Hıdrellez Eğrisi” gibi günler kut-lanır. Deniz bayramı yapılır. Hıdrellez Eğrisinden kurtulmak için o sabah “Hıdrel-lez Kabağı” dikilir ve “bütün eğriler bunun başına” denir. Bütün bunların bildirimizle ilgisi, zamana bağlı uygulamalar olmalarından gelmektedir. Benzeri başka günler de vardır. ayrıca Doğu Karadeniz de Hamile kadın Hıdrellezde iş yapar ise, çocuğumun sakat doğacağına inanılır. Nevruz’un Türk Kültüründeki yeri bilinirken bölgede Nevruz Şenlikleri bahar bayramı olarak kutlanır. Bu arada bize göre Nevruz sadece insanlar, hayvanlar, bitkiler itibariyle yeniden doğuşun başlangıç simgesi değil, yeni fikirlerin ve toplumsal barışın da maya aldığı günlerdir. Büyüklerin, küçüklerin, fakirlerin, ölülerin, hastaların, anıldığı küslüklerin giderildiği yılın başlangıç zamanında toplum kesimleri dargın ise, bu aydının ayıbıdır. Trabzon yöresinde insanlar Cadılar / Bir Kısım Cinler / Kara iyeler yağın uğurunu alamamaları için yaylaya çıkışta cadılardan evvel davranmak zorundadırlar. Bunun için erken davranılır ve adeta komşular arasında yarış yapılır. Mayıs’lar da bir tür kara iyedirler. Halk bunların ne zaman ne yapacaklarını bildikleri için korunma çareleri arar 23 Kirez’de (Rumi) akşam olmadan yayla evine 3 veya 7 defa Ayetel Kürsi ve 3 veya 7 defa İhlas okuyarak bağlar evin dört tarafını dolaşır. En sonunda ahır kapısını okuyup üfleyerek sıvazlar. Böylece obayı bağlamış olur. Mayıs’ları geçmiş onlardan önce davranmış olduğuna inanır. Herhangi bir sebepten kalan kaymağın üzerine “tu-tu-tu” yaparak tuz serer. İneklerin kuyruğunu bir iplikle düğüm yapar. Düğümün içine kömür ve tuz koyar. Bu esnada ihlas okur ve mayısalardan korunduğuna inanılır. ( H.Akgün, a.g.e) Trabzon’da ayrıca mayısalarla ilgili belirli takvim günleri ve 13 Mayıs’da “Cazu Gecesi” vardır. Bu arada Rumi yılbaşı ile ilgili inanç ve uygulamalar vardır. Kalandar ayının ilk gecesi yapılan ve yörelere göre farklılıklar içeren uygulamalar mevcuttur. 5 ile 15 yaş arasındaki çocuklar evlerden hediyeler toplarlarken;
“Kalandar Gecesi Devlet Bacası Doldurun tası Cennet hocası Vermeyen Aşı Cehennem hocası Üstüne erkek uşak Ahırda dişi buzak”derler. (H. Akgün. a.g.e.)
Halk inançlarımızda buluğ yaşının evvelindeki dönem masum dönemdir. Kişinin günahları sayılmaz. Bebek bekleyen anne bu dönemde masumdur. Kişi abdestli olduğu dönemde hayırlı, gusülü gerektiren dönemde hayırsızdır. Kadın hayırlı olduğu dönemde, elini mayalamaya taallük eden besinlere sürmemeli, gibi kişioğlu ile zaman arasında ilişki kuran hususlar vardır. Al Arvadı, Al Karısı, Al Kızı inancının mahiyeti ondan korunmak ve zararından kurtulmak için yapılan uygulamalar bilinen hususlardır. Konumuzla ilgili gerek annenin ve gerekse bebeğinin koruma süresinin 40 ve yarı kırkı ile kayıtlandırılmış olmasıdır. İfade edildiğine göre kırk sayısının mahiyeti ruh beden ilişkisi ile izah edilmektedir. Keza ölümünde kırkı yapılmakta, efsanevi düğünlerde kırk gün kırk gece kaydı geçmektedir. Kırk’ın Türk halk kültüründeki yeri bir yana Doğu Karadeniz’de de kırk, yarı kırk inancı ve pratikleri yapılmaktadır. Bu dönem de annenin damarlarının açık olduğu, anne ve balanın en hassas zamanları olduğu açıklanmaktadır. Al Karısı, Karakura, Cadı gibi inançlar büyük ölçüde gece vakti müessir olmaktadır. Bu itibarla koruma ve kollama tedbirleri gece daha fazla artırılmaktadır. Görünmeyenlere karşı korunmada gece tedbirlerin artırılması ölü ile ilgili inançlar için de geçerlidir. Ölü gece yalnız ve ışıksız bırakılmaz. Sahipsiz bırakılan meftanın kara iyelerce sahiplenebilineceği inancı vardır. can bedenden ayrılıp ceset toprağa teslim edilinceye kadar korunmalıdır. “Sahipli olmak” “Sahiplenilmiş olmak” Türk Halk inançlarında ayrıca önemli bir bahistir. Lohusa kadının ve ölünün gece yalnız bırakılmaması ile ilgili inançlar “Gün Kültü” ile de ilgilidirler. Güneş ve Işık daha ziyade ak iyelerin gece ve karanlık çoğunlukla kara iyelerin dönemidir. Güneşin batma zamanına “dar vakit” denir. Bu vakitde uyunulmaz. Fidan dikilmez, söz kesilmez, nikah kıyılmaz, yoğurt türünden şeyler mayalanılmaz defin yapılmaz. “Gün anasına kavuşuyor” denilir. Bu tür tespitleri Doğu Karadeniz’den de yapabiliyoruz. Keza gün battıktan sonra komşudan her şey alınmaz verilmez. Eşikten dışarıya sıcak su, sofra bezi dökülmez. Destursuz ve besmelesiz iş yapılmaz. Bu tür tespitlerin ne kadarı İslâmidir, hangilerine İslâmi giysi giydirilmiş, hangileri safiyane sünnetlerdir, hangileri bid’ad, şirk ve hurafedir? Bunların tespit ve ayıklamaları farklı bir çalışmayı gerektirir ve farklı disiplinlerin faaliyet alanlarına girerler. Bizim yapmak istediğimiz zamana kodlanmış halk inançlarının tespitidir. Trabzon çevresinde henüz kırıkını tamamlamamış, çocuğun çamaşırları gün battıktan sonra, dışarıda bırakılmaz.Gün ışığında mutlaka toplanır içeriye alınır. Halk inançlarımızda ilk ile ilgili de bir çok inanç vardır. İlk defa, ilk keresinde, bir sefere mahsus bu uygulamalar da zaman içeriklidirler. Mesela Doğu Karadeniz, Kars ve Artvin yöresinde tarlayı ilk defa sürmeye giden öküzün alnına yumurta vurur. Yumurta ile ilgili inançlarımız da az değildir. nitekim Anadolu’da gelin yeni evinin eşiğinden ilk defa içeri girerken taş duvara yumurta vurularak kırılır. Evin temeline ilk kazma vurulduğu zaman kurban kesilir kanı temele akıtılır. Evin eşiğinden ilk defa girilince Kur’an-ı Kerim okunarak girilir. Yıldırımın ilk defa çakışını gören şahadet getirir. Annenin ilk çocuğu, ilk erkek çocuğu, ilk kız çocuğu ile ilgili bilhassa büyü ve fal konularında inançlar vardır. Anadolu’nun bir çok yerinde olduğu gibi Trabzon yöresinde de düğünün yapılma da zaman vardır. Haftanın her günü düğün için uygun bulunmaz özellikle seçilen günler ve bunların seçiliş sebepleri vardır. Eskiden muharremlikte eğlence olmayacağı için düğün yapılmazdı. Düğün doğal olarak ailenin yas gününde veya kutsal aylarda kutlu gecelerde de olmaz. Ancak kutlu gecelerde kız istenir söz kesilebilir. İki bayram arası düğünün yapılmayacağı inancı da vardır. bunun izahı kurban veya Ramazan bayramının Cuma gününe tekabül etmesi halinde, Cuma da bayram sayıldığından düğünden ziyade nikahın aceleye gelmemesi için düşünülmüş şeklinde izah edilmektedir. Doğu Karadeniz’de düğün daha ziyade, hasat ekin ve yayla zamanı ile bağlantılı olarak belirlenir. Söz düğünden açılmış iken, gelinin el öpmesi ve hediye alması veya yüz görümlüğü alması ve daha sonra yüzünün açılması, ses saklamadan önce hediye alıp sonra yüze çıkması zaman – inanç bağlantılı uygulamalardır. Verilen hediyeler, gelinin sesi, yüzü çeyizi itibariyle birer saçıdırlar. Keza kına gecesinin yapılış zamanının izahı da aynıdır. Kına, kıza, geline veya adayına, askere, kurbana, sünnet edilecek çocuğa yakılır iken, onlar adanmış olurlar. Peşin yapılmış koruyucu tetbirlerdir. Daha sonra değil daha evvel yapılırlar. Trabzon yöresinde Pazartesi ve Perşembe günleri uğurlu sayılır, Cuma günü öğleye kadar ev süpürülmez. İnanışa göre, iyilik melekleri o saatlere kadar yerlerde otururlarmış. Onlara süpürge vurmak günahtır. O gün ev melek dolu olduğu için çöp dışarı atılmaz. Cumartesi günü ortalık toplanılmaz ve eve eksik getirilmez. Salı günü uğursuz sayılır. Çamaşır yıkanmaz, fidan dikilmez, çayır biçilmez, yayla göçü olmaz. Düğün elbisesi kesilmez. Bu gün doğan çocuğun hayırsızlığına inanılır. Cuma günü mezar ziyareti yapanı meftanın gördüğü inancı vardır. Ayrıca Doğu Karadenizde, eski hesap 1 Ağustos’la tarlaya girilmez, ayın ilk günü çamaşır yıkanmaz. Yedi Mayıs (20 mayıs) da denize giren dertlerini atar. Şubat ayında düğün yapanın ömrü kısalır. Trabzon yöresinde “arpalamak” diye bilinen uygulama damat saçısı olup Türkler arasında çok yaygındır. Gelin yeni evinin eşiğinden ilk defa girmeden damadın onun başına, arpa, şeker, fındık vs. serpmesi olayıdır. (Hayrullah Akgün, Trabzon’da Halk İnançları, Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Bursa 1995) Cumalık - Gelin Bakma’da ise evlenmeyi izleyen gün damat ve evin erkeklerinin evi günün erken saatlerinde terk etmesidir (H. Akgün, a.g.e.) İnanca göre günlük rızıkları günün erken saatlerinde güneşin doğuşu ile dağıtılır. Bunun içindir ki, ev ve işyeri eşikleri erken saatlerde süpürülür, sulanır. Bu arada ezan okunurken tuvalette olanların rızkının kesildiğine inanılır. Trabzon’da yeni doğan çocuğu annesi ezan okununcaya kadar emzirmez. Trabzon yöresi inançlarında zamana bağlı olan bir inanç da “Yedileme- Gerilik” inancıdır. Düğünün 3. veya 7. günü Gelinin babası çiftleri yemeye çağırır, buna yedileme denir (H. Akgün, a.g.e.) Türk halk inançlarında 40 gibi 3, 7 ve 9 da önemli yer tutar. Keza bölgede anlatılan “Ejder Efsanesi”ne göre Ejder 40 yılda bir uyanmaktadır. Çok kullanılan bir Atasözüne göre “Sokma akıl 7 adım gider” Bölge de yapılan muskalar benzerleri gibi üçgendir. Eşlerden birisinin diğerini “Basma”sı halinde 7 yıl çocuklarının olmayacağına inanılır. Kısır kadın hiç konuşmadan 41 nikahlıdan mum toplar. Bölgede “su” ve “ateş” de bazı kuvvelerin olduğu inancı vardır. sihirden kurtulmak için büyü yapılan kağıtlar önce ateşte yakılır sonra suya atılır. Ateşin gücünün sudan daha etkili olduğuna inanılır. Bölgede ay - zaman ilişkisine dair inançlar da vardır. Aylık hastalığına tutulan bebekler için aydan kesilir. Gelişmemiş çocuklar aya tutulur. “Ya al ya ver” denilir. Ayın hilal ve dolunay olma zamanlarına göre inançlar vardır. Trabzon yöresinde bağlandığı için başarılı olamayan damata “Cinci Hoca”da bazı uygulamalar yaparlar. Bu tür hastalar yeni ayın 3. ve 7. günlerinde hasta olurlar, ayın doğuşu, yenilik, verimlilik uğur belirtisi sayılır. Ay yeniye geçmeden tohum ekilmez, tarla biçilmez, yaylaya çıkılmaz, yayladan inilmez. Kuluçka basılmaz, ağaç kesilmez. Ayın küçülerek bitimine “ay kesilmesi” denilir. Nazar tedavisinde “Kırk El” uygulaması yapılır. Bunu için birisi annesinin ilki olan çocuk seçilir. (Bu tespitte dünyaya zamanlama itibariyle ilkin gelmiş olmak önemlidir.) bunlardan birisinin eline bir bakraç, diğerinin eline bir ibrik verilir. Bu çocuklar sabah namazı ile evleri dolaşmak, 41 insanın sağ elini yıkarlar ve bu şahıslar bakraça tükürmüşçesine “tu-tu-tu” yaparlar. Bu zaman zarfında annenin ilki olan çocuk hiç konuşmaz. Eli yıkanan her şahısa 1 fasülye verilir. 41 fasülye bitince 41 kişi de yüzünü yıkamış olur. Eller yıkanınca biriken suyun bir kısmı ile nazarlı çocuk yüzünü yıkar ve bir kısmı ile de banyo yapar. Böylece nazardan kurtulacağına inanılır. ( H. Akgün, a.g.e) Ölümün 40. olduğu gibi 52 si ve sene-i devriyesi’de periyodik zamana bağlı uygulamalardır. Bölgede ağıt eşliğinde ağlamaya “dönerek ağlama” denilmektedir.
Sonuç
Biz bildirimizde halk inançlarında “zaman” kavramını tartışırken elimizdeki malzemeyi tamamen kullanamadık. Meseleyi yeterince derinden de ele alamadık. Bu arada Trabzon yöresinden yapılabilecek tespitleri de sınırlı tutmak zorunda kaldık. Bunun farkındayız. Ancak, Halk inançlarında Zaman’ı gündeme getirmek gerekiyordu. Bunu için de bir başlangıç lazımdı. Biz bunu yapmaya çalıştık. Trabzon halk inançları çalışmalarına da bir ilmek eklemek istedik. Namaz, ezan, hac gibi İslâmı değerlerde zaman bahsine ise girmedik. * ASAM Kafkasya Masa Başkanı * Kurt ve kurtun kutsiyeti söz konusu olunca hatıra ilk gelen kurdun kutsiyeti şemasındaki yeridir. Kurda kutsiyet atfetmenin farklı izahları olabilir. Bize göre Türk halk inançlarındaki kurdun kaynağı kurt donuna girmiş olmakla izah edilebilir. Don değişmenin derinliklerinde kurt, kartal, güvercin, geyik gibi hayvanlara atfedilen kutsiyet vardır. Kurttan türemiş olmanın izahı bu şekilde yapılabildiği gibi Geyik Baba, Koyun Baba, Horoz Baba, Aslan Baba gibi babalardan bir kısmının izahı da böyle yapılabilir. Ifade edildiğine göre donunan en kolay görülen hayvanlar yürüyenlerdir. Bunlardan da dört ayaklı olanlardır. Uçanların donuna girilmesi daha zor olmalı. Güvercin’in etimolojik tahlillerini yaparken Namık Aslan Güy’ün göy, mavi anlamına geldiğini, er’in görevli, statü sahibi göverli manasına geldiğini söylemektedir. Biz evvelce cin yiyen gök ehli er, şeklinde biz izah dinlemiştik. Bize göre tetbiri kıyafet anlamında, aşık destanları ve efsanelerde geçen Kılık Değiştirme“ de az çok don değiştirmekle ilgilidir. Her ne kadar kılık değiştirme giysiye, don değiştirme beden değişmeye tekabül ediyor olsa da don değiştiren de geçici olarak bu dona girmiştir. Don değiştirenin de derinliklerinde“bir ben vardır benden içeri“inancı vardır. Esasen üryan gelip üryan giden kişi oğlu üzerindeki et ve kemik de bir giysidir. Zira ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm felsefesi vardır. |
|
| Son Güncelleme ( Friday, 25 July 2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|