Trabzon Türk Ocağı Resmi Sayfası ...... .................. Trabzon Türk Ocağı Resmi Sayfası

Increase font size  Decrease font size  Default font size  Skip to content
Trabzon Türk Ocağı İnternet Sayfasına Hoş Geldiniz
TRABZON'DA BEDESTEN ve HANLAR PDF Yazdır E-posta
Yazar Veysel Usta   
Monday, 25 January 2010

Türklere özgü ticarî bir yapı olan bedestenin “bezzazistan”dan veya “bezistan”dan geldiği ileri sürülmüştür. “Bezzaz” Arapçada “bez satan” anlamına gelir. Bez ise elbise, bez veya silah, kılıç anlamında kullanılmaktadır.

Anadolu’da Selçuklu Devri’nin sonlarına doğru inşa edilen bedestenler, Beylikler Dönemi’nde biraz daha gelişirken Osmanlı Dönemi’nde ise hem sayı bakımından artmış hem de karakteristik açıdan ilerleme göstermişlerdir. Nitekim Osmanlı döneminde en eski bedestenler Orhan Bey ve Yıldırım Bayezid zamanında Bursa’da inşa edilmiştir.

Bedestenler, Anadolu’da şehirlerdeki ticarî hayatın merkezî hükmündeydi. Bedestenler milletlerarası ticaretle ilişkisi olan bir müessese olarak sadece çok önemli şehirlerde inşa edilirlerdi. Keza, Osmanlı kaynak eserlerinde bedesten her zaman bir şehrin en önemli müessesesi olarak yer almıştır.

Bedestenlerin içinde dolap denilen satış tezgahları ve dış duvarlarına bitişik dükkanlar bulunmaktadır. Dört cephesinde demir kaplanmış sağlam kapıları, yüksekte ve az sayıda penceresi mevcuttur. Bunlar da gerektiğinde demir kepenklerle korunmakta idi. Binaların içi kalın kare payelere dayanan tuğla kemerlerle bölümlere ayrılmış, bunların üzerleri yine tuğladan kubbelerle örtülmüştür. Işık, demir kapaklı çok az sayıdaki üst pencerelerden girerdi.

Bedestenler, transit ticarete konu olan malların alınıp-satıldığı yerlerdir. Nitekim ülkeler ve şehirlerarası pazar için üretim yapan sanat dallarının Bedestene en yakında olması Osmanlı şehirlerinin çarşı ve pazar düzeninin bir gereği idi. Bu haliyle önemli fonksiyona sahip olan bedestenlerin ikinci önemli fonksiyonu, içinde dükkanların bulunması sebebiyle kapalı pazar olarak alım-satımın gerçekleştirildiği yerlerdi.

Üçüncü olarak da, buralar kârgir yapılar olması dolayısıyla yangın ve yağmalara karşı muhafazalı olduğu için her meslek grubundan kişilerin değerli mallarının ve paralarının korunduğu yerler idi. Ayrıca, sahibi bulunmayan kayıp mallar burada bir süre bekletilirdi. Yetimler için oluşturulan para fonu ve şehir halkını ilgilendiren önemli evrakın korunması işini de yine bedestenler yaparlardı. Bütün bu özellikleri ile bedestenler modern bir bankanın hatta bir borsanın yerini tutmaktaydı.

Trabzon’da, Çarşı Mahallesi’nde bulunan bedesten, Trabzon çarşısının bir parçasını oluşturmaktaydı. Yapılış tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Nitekim binanın kitabesi de mevcut değildir. Bununla birlikte batı kapısı üzerinde Arapça bir kitâbe olduğu fakat yazısı okunmayacak kadar şeklinin bozuk olduğu belirtilmektedir. Coşkun Kulaksızoğlu da kitabesinin sökülerek bedestenin ortasında bulunan kuyuya atıldığını ve bir daha da çıkarılmadığını ifade etmektedir.

Bedestenin Trabzon İmparatorluğu zamanında Cenevizliler tarafından yapılmış olduğunu savunanlar olmasına karşın Ballance, Türkler’den önceki döneme tarihlenmiş olsa bile kesinlikle bu yapıda mükemmel bir şekilde Türk motiflerinin izlerini gördüğünü belirtmektedir. Ayrıca, yapının kesinlikle Türkler tarafından inşa edilmiş olduğunu, Gülbahar Sultan Türbesi’nde kullanılan malzemenin bu binada kullanılan ile benzer olmasının bunun bir delili olduğunu ilave etmektedir.

Görüldüğü üzere, yapıyı Osmanlı öncesi döneme tarihlendirenler olmasına rağmen yapının mimari özellikleri Türk mimarisinin özeliklerini yansıttığı için fetihten sonra yapılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Gülbahar Hatun evkafından olan bedestenin 1520 tarihinde 6322 akçelik gelirine dair bir belgenin olması yapının 16.yy. başlarına ait olduğunu düşündürmektedir.

Ülkede yaşanan ticarî kriz, Trabzon’u ve bedesteni de etkilemiştir. Bedesten yıllarca harap durumda kalmış, onarım masraflarını karşılamak için Hatuniye Vakfı uzun süreli olarak kiraya vermiştir.

Evliya Çelebi, Trabzon’un çarşısından bahsederken, kârgir yapı bir bedestenin olduğunu, içinde Arap ve Acem tüccarlarının bulunduğunu ve onların da gayet zengin, eli açık, vakarlı ve muhteşem tüccarlar olduklarını belirtmektedir. 18.yy.’a gelindiğinde, bedestendeki Arap ve Acem tüccarlarının yerini Trabzon halkından çoğunluğu gayr-i müslim yerli tüccarlar almıştır.

1633-1634 yıllarında şehre yapılan Kazak akınları neticesinde bedesten yanmıştır. Bıjışkyan, yangından sonra bedestenin yeniden, fakat bu defa iki katlı olarak değil de tek katlı olarak yapıldığını bildirir.  Bu görüşe karşılık Ballance, binanın önceden de iki katlı olmadığını fakat bugün kapalı olan ve her cephede ikişer tane bulunan pencerelerin çok yüksek olmasının böyle bir düşünceye sebebiyet vermiş olabileceğini ifade etmektedir. Ayrıca bina içinde, binanın iki katlı olduğunu gösterecek bir tavan izinin bulunmaması da binanın önceden beri hep tek katlı olduğu görüşünü kuvvetlendirmektedir.

Dilaver’in ticaret binasından çok, büyük bir kale burcuna benzettiği bedesten dört köşe ve yüksek bir yapı olup, dört kapısı vardır. Orta yerde bulunan su kuyusu dört tarafa uzanan yolların kesiştiği noktadır. Binanın dört köşesinden ortadaki ayaklara atılmış kemerler vardır. Dokuz kubbeli bedestenlere çok benzemekle birlikte çok farklı bir üst yapı mimarisine sahip olup örtü sisteminin nasıl olduğu çözülememiştir. Karpuz da, bedestenin, Türk bedestenleri içerisindek tek kubbeli olan tek örnek olduğunu belirtmektedir.

Horuluoğlu, binanın içinde 48 dolabın olduğunu ve dolaplarda da değerli eşyaların bulunduğunu belirtir. Bedestendeki dolaplarda ne tür eşyaların veya malların bulunduğu konusunda incelenen dönemde sicilde bulunan bir dava kısmen de olsa bir bilgi vermektedir: 1749 tarihli bir kayıtta, Kostant oğlu Afaks isimli bir zimminin bedestendeki dolaplarda bulunan terekesine bakıldığında: 28 kuruşluk 19 büyük ve küçük Mağnisa entari, 21,5 kuruşluk 26 mavi üç kesim büyük ve küçük entari, 30,5 kuruşluk 72 üç kesim büyük ve küçük entari, 13,5 kuruşluk 30 üç kesim küçük entari, 1,5 kuruşluk 4 üç kesim küçük entari, 5 kuruşluk 3 Mardin bez kürk, 11 kuruşluk 10 Mardin bez entari, 7,5 kuruşluk 3 Mardin üç kesim bir top, 28 kuruşluk 68 kıyye 3 külçe ham bakır bulunduğu görülmektedir.

Bu özelliği ile bedesten,  hem mal mübadelesinin yapıldığı hem de değerli eşyaların saklandığı bina olma sıfatı ile birlikte özellikle 18.yy’da ticarî bakımdan aktif bir merkez durumundaydı. Özellikle şehrin, pamuklu ihtiyacının antreposu konumundaydı.

Bedestenin aktif olduğu yıllarda idaresi için görevliler tayin edilirdi. Meselâ, Trabzon’daki Hatuniye Camii Vakfından maaş almak üzere, Bedesten kethüdalığı görevi Hacı Ali’ye verilmişti. 1734 yılında ise bu görev, 7.000 akçeyi Hatuniye Vakfı’na ve 23.000 akçeyi de Harameyn-i şerifeyn hazinesine teslim etmek üzere toplam 30.000 akçeye (250 kuruşa) daha önce Hoca Ali oğlu Ömer’e verilmişse de Ömer’in vefatı üzerine bu görev Ömer’in oğlu İbrahim Halife’ye verilmişti.

Osmanlı Devleti’nde zaman zaman şehirlerde bulunan nüfuzlu kişiler ile resmî görevliler arasında anlaşmazlıklar yaşanabiliyordu. Bunun bir örneği de Trabzon’da yaşanmış ve Vali Hekimoğlu Ali Paşa ile Bedesten Ağası arasındaki anlaşmazlık ve muhalefet, Bedesten Ağası’nın idamına sebep olmuştur. Hekimoğlu Ali Paşa 1754 yılında sadrazamlık görevi için İstanbul’a giderken daha iskelede idam kararını vermiş, Trabzon’un ileri gelenleri bu karara engel olmak istemişlerse de tüm çabalara rağmen başarılı olamamışlardır.

 

HANLAR, ODALAR VE MENZİLLER

 

Trabzon’da ticari faaliyetlerin gerçekleştiği mekanlardan biri de genelde, merkezî çarşıya ve denize yakın yerlerde inşa edilen hanlardır. Trabzon’un eyalet merkezi olması, şehir merkezinde han, menzil ve misafir odası gibi sosyo-ekonomik yapıların inşa edilmelerine hız kazandırmıştır.

Trabzon’da bulunan hanların da tıpkı Osmanlı Dönemi’nde inşa edilen şehir içi hanları gibi, hem Selçuklular hem de Osmanlılar zamanında şehirlerarası yollarda bulunan kervansaraylardan ve menzil hanlarından tamamen farklı olarak savunma amacıyla değil de ticarî hayata yönelik olarak inşa edildikleri anlaşılmaktadır. Buna bağlı olarak şehir içi hanlarının dış cephelerinde hem alt hem de üst kat seviyelerinde bol sayıda pencere açılmıştır. Hana giriş kapıları da birden fazladır. Bu durum, bu yapıların askeri amaçlardan çok ticari amaç için inşa edildiği görüşünü desteklemektedir. Bir şehre ticaret amacıyla gelen tüccarlar bu tür yapılarda kalır, çeşitli mallarını hem burada saklayıp hem de bu malların ticaretini yaparlardı.

Trabzon’daki hanlar sadece dışarıdan gelen tüccarlar tarafından değil aynı zamanda Trabzon’un yerli esnaf ve tüccarı tarafından da depo olarak kullanılıyordu. Bazı hanlar belli bir malın ticaretine ayrılır ve giderek o malın adıyla anılmaya başlanırdı. Trabzon’daki hanların çoğu ise genelde kişi isimleri ile anılmışlardır. Bunun sebebi de sahiplerinin büyük tüccar veya toptancı olmalarıyla açıklanabilir.

Tüccarların kaldıkları han ve misafirhane gibi ticari yapılar genelde iki katlı olup alt katlarda dükkanlar ile hayvanların bakım ve konaklaması için ahırlar, üst katlarda ise tüccar ve diğer yolcuların kaldıkları odalar bulunurdu.

Bir şehirdeki han sayısının fazlalığı o şehrin ticarî önemini göstermesi bakımından önemlidir. Trabzon ticarî konumuna paralel olarak başta hanlar olmak üzere çeşitli konaklama mekanları bakımından oldukça zengin bir şehirdi.

 

Taş Han:

Trabzon’da günümüze kadar gelmiş hanlardan birisidir. Çarşı Mahallesi’nde bedestene yakın bir mevkide Çarşı Camii yanında bulunmaktadır. İskender Paşa’nın 4. valiliği sırasında 1533 yılında yaptırıldığı ifade edilmekle birlikte kitabesi olmadığı için kesin bir şey söylemek zordur. Taşhan,  İskender Paşa Vakfı’ndandır.

Kare bir plâna sahip olan han, klâsik avlulu olup iki katlıdır. 16.yy.’da, birinci katında 17 hücre, ikinci katında ise 24 hücre bulunmaktaydı. Hanın girişi kuzey cephesindendi. Kapıdan girişte bulunan alanın sol tarafında yer alan merdivenle üst kata çıkılırdı. Zemin kattaki taş ayakların bölündüğü mekanların üzerleri tonozla örtülüdür. Cepheleri üç kemerli olan hanın bu kemerlerin oluşturduğu revaklı koridorları vardır. Duvarları kalın ve taştan olan hanın giriş kapısı demirdendir. Yapının ikinci katının kuzey kanadında, alttaki giriş bölümünün üzerine gelen mekanı ile önündeki revağa rastlayan bölüm üst örtü sistemi kubbedir ve örtü sisteminin kubbe olarak kullanıldığı ender örneklerdendir.

18.yy’ın ilk yarısında, Trabzon’daki bir başka hanın (Yeni Han) rekabetinden dolayı pek tercih edilmemişken 18.yy’ın ikinci yarısında daha fazla önem kazanmıştır. Nitekim 18.yy.’da Taşhan, Bedestenle birlikte ticarî bakımdan aktif merkez durumunda olup bu iki yapının iş birliği bölge ticaretine önemli katkı sağlamıştır.

Taşhan’ın 18.yy’da 36 adet odası, 27 adet dolabı, dışarısında da 9 dükkânı bulunmaktaydı. 1916 numaralı sicildeki bir tereke kaydında “Taşhan karşısında kürkçü dükkanı” şeklinde adı geçmektedir. Bıjışkyan da bu handan, çarşı içinde eski, kemerli ve iki katlı meşhur bir bina olarak bahsedip, önceden burada İran ile iş yapan zengin Ermeni tüccarları bulunurken kendi zamanında Türk tüccarlarının bulunduğunu ifade etmektedir.

 

Alaca Han:

Taşhan gibi günümüze kadar gelmiş hanlardan biridir. Çarşı Mahallesi’nde Bakırcılar Semti’nde yer almaktadır. 16. yy’da yapıldığını ileri sürenler olduğu gibi bazıları da 18.yy’da yapıldığını belirtmektedirler. Fakat kitabesi olmadığı için kuruluş tarihi hakkında kesin bir şey söylenemiyor. Bununla birlikte 1936 numaralı sicilde Alaca Han’da kalındığından bahsedildiğine göre, en azından 18.yy’ın ikinci yarısında hizmet verdiği anlaşılmaktadır.

Han, taştan yapılmış olup, üç katlıdır. Özer, Alaca Han’ın üç katlı ve avlulu hanların Osmanlı mimarisinde bilinen ilk örneği olduğunu belirtmektedir. Hanın girişi batı cephesindedir. Dikdörtgen bir plâna sahip olup etrafı odalarla çevrili, revaklı bir avlu ile zemin kattaki depolar ve katlardaki odalardan oluşmaktadır. Odaların dışarıya ve avluya açılan pencereleri vardır. Zemin ve birinci katta kare kesitli, ikinci katta ise oval ve kesitli sütunlar yer almaktaydı ve bunlar oval ve yayvan kemerlerle birbirine bağlı idi. Alaca Han’ın revağının bir bölümünde yarım beşik tonozlar kullanılmıştır. Bazı mekanlarının üzeri de, düz ahşap tavan şeklinde örtülmüştür.

 

Hacı Yahya Hanı:

Taş Han, Alaca Han ve Sabır Han gibi günümüze kadar gelmiş dört handan biridir. Gön Han veya Vakıf Han diye de bilinir. Hacı Yahya Hanı, Çarşı Mahallesi’nde Bedestenin kuzey batısında Mumhane önüne yakın bir konumda sahil yolu kenarında yer almaktadır.

Güney cephesindeki caminin giriş kapısında yer alan kitabede, 1781-82 yılında Hacı Yahya oğlu Seyyid Hacı Abdullah tarafından cami ile birlikte yaptırıldığı ifadesi yer almasına rağmen, Hacı Yahya tarafından yaptırılmış olduğunu düşünenler de vardır. Aygün, hanın Hacı Yahya tarafından çok daha önceki yıllarda yapılmış olabileceğini, bu tarihin de ya cami ile şadırvanın inşa tarihi ya da Hacı Yahya’nın oğlu zamanında hanın tamir edilmesiyle ilgili olabileceği fikrindedir. Arşiv kayıtlarında 1725 ve 1726 yıllarında bu hanın hizmet veriyor olması Aygün’ün iddiasının temel dayanağıdır. Ballance, tarihlendirme konusunda çok fazla iddialı olmamakla birlikte 17. ve 18.yy’da yapılmış olabileceğini ifade etmektedir.

Bir avlu etrafında üç katlı olarak, olarak, odalardan meydana gelen han, kesme taştan yapılmıştır. Girişi, güney ve doğu cephesindedir. Katlararası, taş bir merdivenle birbirine bağlanmıştır. Hanın arazisi denize dik bir eğimle indiği için, zemin kat denizle aynı seviyede olduğu halde hanın sokağa açılan giriş kapısı birinci kattadır. Her katın ayrı bir plânı vardır.

Bu han, üçüncü katının güneydoğu bölümünde enine dikdörtgen plânlı ve üzeri küçük bir kubbe ve tonozla örtülü mescit ile altına rastlayan bölümde, dışarıya açılan bir şadırvanı bulunmasıyla, Trabzon’da bu şekilde günümüze gelebilmiş tek örnektir. Genelde Anadolu Selçuklu Dönemi kervansaraylarında sıkça görülen altı şadırvan, üstü mescit şeklinde olan “Köşk Mescit”in Osmanlı han mimarisindeki bir uzantısı olarak kabul edilen bu uygulama, sadece bir geleneğin devamı değil aynı zamanda bir ihtiyacın sonucudur. Nitekim yakınında mescit ya da cami olan hanlarda bu tür uygulamanın olmayışı da bunun bir göstergesidir.

 

Yeni Han:

Han-ı Cedid diye de anılan Yeni Han, Semerciler Çarşısı’nda yer almakta olup kayıtlarda adına ilk kez 1713 yılında rastlanması sebebiyle 17.yy. sonları ile 18.yy başlarında inşa edilmiş olduğu tahmin edilmektedir. 18.yy.’da Trabzon’a gelen tüccarların en çok tercih ettikleri han olmuştur. Nitekim buraya gelen 64 tüccardan 15’i bu hanı tercih etmiştir.

1744 yılında yıllık 800 kuruşa işletilmek üzere Maliye Eski Tezkerecisi Mehmet Selim’e verilmişti. 1766 yılında Molla Mehmet oğlu İlyas Yeni Han’ın 24 hissesinden 5 hissesine sahip olup, hissesinin 2’sini 300 kuruşa başkasına satmıştı. Yeni Han’ın 24 hissesinin değeri yaklaşık 3.600 kuruş civarında idi.  Muhtemelen geliri bir vakfa ait idi.

 

Simcizâde Hanı:

Bu han Trabzon Sûk’unda yer almakta olup, 18.yy’da Trabzon’a gelen 64 tüccar tarafından 8 kez tercih edilerek Yeni Han ve Taşhan’dan sonra üçüncü sırada yer almıştır. Bu hanla ilgili bir kayıt 1770 yılına aittir. Bu tarihte bu han Hacı Simcizade Hanı olarak geçmekte olup, burada konaklayan Boyacıoğlu Krikor’un terekesi açıklanmaktadır. Kayıtlarda bu tarihten önce bu hanın ismine rastlanmadığı için hanın 18.yy’ın ikinci yarısında yapıldığı düşünülüyor.

 

İkizzade Hanı:

İkizzade Hasan Ağa Hanı olarak da geçen İkizzade Hanı Aşağı Hisar’da bulunan Bab-ı Bazar Mahallesi’nde yer almaktaydı. Bu hana 1762 yılından önceki kayıtlarda rastlanmadığı için 18.yy.’ın ortalarına doğru yapıldığı tahmin edilmekte olup, Çıkrıkçılar Çarşısı’nda bir cami inşa etmiş olan bir aile tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Trabzon’a gelen tüccarların beşinci sırada tercih ettikleri bir han olmuştur.

 

Hüseyin Efendizâde Hanı:

Çarşı Mahallesi’nde bulunup, Trabzon’da dördüncü sırada tercih edilen han olmuştur. Bu hana ilk defa 1745 yılına ait bir kayıtta rastlanılmıştır.

 

Müftü Efendi Hanı:

Trabzon Sûk’unda yer almaktadır. Bu tarihten önce herhangi bir kayıtta ismine tesadüf edilmediği için 18.yy.’ın ortalarına doğru yapılmış olduğu zannedilmektedir. Trabzon’a gelen tüccarlar tarafından 3 kez tercih edilmiştir.

 

Karaçengel Oğlu Hanı:

Bu hanın Trabzon’un neresinde bulunduğu bilinmemekte olup, ilk defa 1744 yılındaki bir kayıtta ismine rastlanmıştır. 18.yy’da Trabzon’a gelen tüccarlar tarafından yalnızca iki kez tercih edilmiştir. 1758 yılında Rize’nin Fındıklı ilçesinden Topal Şahin ile 1764 yılında Bağdatlı Osman Beşe bu handa konaklayarak ticarî faaliyette bulunmuşlardır.

 

İki Kapılı Han:

Trabzon Sûk’unda yer alan bu hanın varlığı ilk defa 1765 yılında tespit edilmiştir. Bu yılda Kefeli Ebubekiroğlu İbrahim ile 1798 yılında Kayserili zengin kumaş tüccarı olan Seyit Mustafa bu handa kalmışlardır. 18.yy.’da tüccarlar tarafından 2 kez tercih edilmiştir.

 

Mir Beyi Hanı:

Bu hanın Trabzon’un hangi mahallesinde olduğu tespit edilememiştir. 1756 yılında Hopa Kazası’ndan Ali Beşe ibn-i Abdullah burada konaklamıştır.

 

Zincirli Han:

Bu hanın da yeri tespit edilememiş olup, kayıtlarda ilk defa 1715 yılında tesadüf edilmiştir. Bu nedenle 18.yy başlarında inşa edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

 

Yalı Han:

Trabzon’da leb-i deryada olan han odaları” adıyla geçen han Yalı Han ile aynıdır. 1778 yılına ait bit kayıtta,  Bayburt’dan ticaret amacıyla gelen Tutoros veled-i Baron’un bu handa kaldığı anlaşılmaktadır. Dava evvelki tarihlerdeki kayıtlarda ismine rastlanılmadığı için bu hanın 18.yy’ın ikinci yarısında yapıldığı tahmin edilmektedir.

 

Şatırzade İbrahim Ağa Hanı:

Bu han ile ilgili bilgiye 1931 numaralı sicilde rastlanmış olup, bu handa İbrahim Ağa’nın kaldığı anlaşılmaktadır.

 

Murathanzade Mahzeni:

Kayıtlarda “Murathanzade Ebubekir’in Zevcesi Hanı” diye de geçen bu han Trabzon’da Sirkeciler içinde yer almakta olup, 18.yy’da iki kez tercih edilmiştir. İlk defa 1745 yılında kayıtlarda ismine rastlanılmıştır. 1758 yılında Bağdatlı Mustafa bu handa/mahzende konaklamıştır.

 

Havva Hatun’un Misafir Odaları:

Aşağıhisar’da Bab-ı Bazar Mahallesi’nde yer almakta olup, 1752 yılında Abdullah oğlu Hacı Ahmet isimli   tüccarın   bu   misafirhanede   kaldığı  tespit edilmiştir.

 

Küçük Dizdar Esseyyid Ahmed Ağa’nın Misafir Odaları:

Bab-ı Bazar Mahallesi’nde bulunmakta olup, 1920 numaralı sicilde ismine rastlanılmıştır.

 

Hacı İbrahim Odaları:

Trabzon Sûk’unda yer almakta olup, 1920 numaralı sicilde Bayburt’dan Trabzon’a gelen Seyyid Ali binti Abdullah tarafından kullanılmıştır.

 

Sim Bıyıkzade Ali Ağa’nın Han Odası:

1916 numaralı kayıtta geçmekte olup, Trabzon’da Kazancılar Çarşısı’nda yer almaktadır. Bu kayıttan Atina Sancağı’ndan gelen Abdullah oğlu Kara Ali’nin bu han odasında kalıyor iken vefat ettiği anlaşılmaktadır.

 

Molla Dellal Minla İsmail Menzili:

Trabzon’un Sarmaşık Mahallesi’nde bulunmakta olup, 1754 yılında Karasu Yenicesi’nden Abdullah oğlu Elhac Yusuf konaklamıştı.

 

Şatırzade Bey Odaları:

Trabzon Suk’unda bulunmaktadır. 1918 numaralı sicilde Atina Kazası (Rize/Pazar)’ndan Abdullah oğlu Uzun Hüseyin Beşe’nin, burada kaldığı esnada öldüğü tespit edilmiştir.

Bunlardan başka, “Hatuniye Cami-i şerifi kurbunda vakıf odaları, “Kemerkaya’da Bayramoğlu Zımmi’nin misafir odaları” ve “Gümrük odaları”  Trabzon’a gelen tüccar veya misafirlere hizmet vermiştir.

 

Son Güncelleme ( Monday, 25 January 2010 )
 
< Önceki   Sonraki >
Copyright © 2010 Trabzon Türk Ocağı Resmi Sayfası.  Tasarım: ifteri.com . Our site is valid CSS Our site is valid XHTML 1.0 Transitional