Trabzon Türk Ocağı Resmi Sayfası ...... .................. Trabzon Türk Ocağı Resmi Sayfası

Increase font size  Decrease font size  Default font size  Skip to content
Trabzon Türk Ocağı İnternet Sayfasına Hoş Geldiniz
Anasayfa arrow Tarih-Dil - Edebiyat Sempozyumu Dil Kİtabı arrow Trabzon'un Dede Korkut Coğrafyasındaki Yeri Ve Kanturalı Destanı Üzerine Düşünceler
Trabzon'un Dede Korkut Coğrafyasındaki Yeri Ve Kanturalı Destanı Üzerine Düşünceler PDF Yazdır E-posta
Yazar Turhan KAYA   
Wednesday, 30 January 2008
Giriş

 

Kültür atlasımızın en önemli abidelerinden olan Dede Korkut destanları; folklor, sosyoloji, dil ve tarih araştırmaları için zengin malzeme sunan eşsiz bir kaynaktır. Türk dünyasının edebi ürünleri içinde en başta gelen “Dedem Korkut Kitabı” disiplinler arası çok yönlü araştırmaların yapılabileceği bir şaheserdir.

Türk kültürünü meydana getiren bütün değerleri araştırmak, tanıtmak, bunları daha verimli ve yaratıcı unsurlar olarak geliştirmek ,aydınların temel görevlerindendir (Ergin, 1971:VII). Türk kültürünün engin kaynaklarından biri olan Dede Korkut destanları, çeşitli yönlerden incelenmiştir. Türk toplum haya­tında irsiyet ve veraset kanunları, folklor ürünlerinde kendini gösterir. Yaşanmış medeniyet, hafızanın yardımı ile intikale başlar. Bu geçiş sırasında, kollektif ka­rakter taşıyan bilgiler, en eski şekillerini korudukları gibi, değişiklik de gösterir­ler (Elçin, 1988:44l).

Dede Korkut üzerine söz söyleyebilmek için, hikâyelerin iklimine girmek ve olayların tarihî coğrafî zeminini bilmek gerekir. Atalarımız Oğuzlar hakkında tarih kaynaklarında geniş bilgiler yer almaktadır (Sümer, 1999:19-161). Oğuz boylarının mücadeleli hayatlarından kesitleri, Dedem Korkut Kitabı’nda destani bir anlatım içinde görmekteyiz. Zira hikâyelerin ana teması alplıktır. Tarih-des­tan ilişkileri, edebi metinler çerçevesinde değerlendirilmektedir.

Tarihteki olayların aydınlatılmasında, destan metinleri önemli kaynaklar olarak baş vurulan kültür değerleridirler. Dede Korkut destanlarına yansıtılan Oğuz töresi, Türk toplumunun yüksek insani vasıflarını, duygularını, dünya gö­rüşünü ve diğer özelliklerini dile getirmektedir. Halk edebiyatı metinlerinde estetik yapının güzelliği değil, taşıdığı informatik yükün özellikleri öne çıkmak­tadır. Dede Korkut destanlarında folklorik değerlerin, metinler aracılığıyla yansı­tılmış olması, üzerinde durulması gereken milli genler olarak düşünülmelidir.

Dede Korkut destanları çeşitli tarihlerde dünya dillerine çevrilerek, ilmi araştırmaların geniş bir alanda yapılmasına imkan verilmiştir. İngilizce, Al­manca, Rusça, Farsça, Letonca, Sırpça-Hırvatça dillerine çevrilmiş olan Dede Korkut destanları, nedense Fransızca ve Arapça’ya çevrilmemiştir (Sakaoğlu, 1998:33).

0.01. Dede Korkut Destanları

 

Dede Korkut destanlar, Türk Milletinin öz benliğini, sosyal yapısını yansıtan, Türk ruhunun asırların süzgecinden geçirerek meydana getirdiği epik bir eserdir. Eserde; olayları yapan ve yaşatan Türk boylarının aile yapısı, üstün ahlâkı, sağ­lam karakterleri, toplumun kültür değerleri işlenmektedir. Destanlardaki olaylar, Oğuzların yarı göçebe olarak yaşadıkları yaylak ve kışlaklarının bulunduğu coğ­rafyalarda geçmektedir. Bu coğrafya ise destanlarda belirli belirsiz bir anlatımla verilmektedir.

Dede Korkut destanlarında Oğuzların ana yurtları, buradan kalkıp Ön Asya ve Anadolu’ya göçleri ve yeni coğrafyadaki mücadeleli hayat serüvenleri destan üslûbuyla, yer yer mitolojik öğelerle, zaman zaman masal çizgilerine yaklaşan bir tarzda ozan Dede Korkut’un ağzından anlatılmaktadır.

Dede Korkut hikâye­leri, destanî nitelikleri ve toplum hayatını dile getirmesi yönünden, Türk mille­tinin edebi, estetik ve geleneklerini yansıtması bakımından, tek ve sınırlı bir dev­rin ürünü değildir. Hikâyelerdeki olaylar, eski dönemlerin izlerini taşımakta olup, XIII-XV. asırlarda Doğu Anadolu ve Kafkaslardaki Türk topluluklarının yaşayışlarından kaynaklanan olaylardan çizgiler vermektedir (Cemşidov, 1990:16).

Biz bu tebliğimizde, Dede Korkut destanlarının altıncısı olan Kanturalı’dan hareketle, Oğuz toplumundaki evlenme geleneğinden iki motifi; Trabzon’un destanlarda yer alışını ve kız istemedeki sınavı ele almaya çalışacağız. Çalışma­mızın hedefi, destandaki kültür kodlarının Türk toplulukları tarafından gere­ğince bilinmesi ve kültür atlasımızdaki kodlarla pekiştirilmesidir.

 

 0.02. Dede Korkut Destanlarına Kısa Bir Bakış

 

Dede Korkut destanlarının bir han(bey) huzurunda anlatıldığını; “Menden sonra alp ozanlar söylesin” sözünden çıkarmak mümkündür. M. Ergin: ”Oğuzla­rın Asya’daki eski yurtlarında, ilk çağlarda çekirdek olarak teşekkül etmiş, sonra batıya göçleriyle destan olayları gelişerek dilden dile ozanlarca anlatılmış, niha­yet biraz geç kalınarak, yazılı devre bir hayli ilerledikten, destan devri bittikten, destanlar halk hikayesine dönüşmeğe başladığında; 15. asrın sonu ile 16. asrın başlarında meçhul bir sanatkar tarafından yazıya geçirildiği” görüşündedir (Er­gin, 1971:IX-XIV). Destanların teşekkül devresi ile yazıya geçirildiği zaman ara­sında ne kadar bir sürenin geçmiş olduğunun, metinlerin dil ve üslup özellikleri­nin aynı dönemlerdeki başka metinlerle mukayeseli olarak araştırılmasıyla mümkün olabileceği düşüncesindeyim.

İlim aleminde “Kitab-ı Dedem Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzan’ı kayda alan, Alman araştırmacı Jacop Reyşke’dir. Hikâ­yeleri ilim âlemine tanıtma şerefi 1815’te Heinrich Friedrich Von Diez’e nasip olmuştur. ”Kitab-ı Dedem Korkut Alâ Lisân-ı Taife-i Oğuzan” adlı el yazmasını “Dresden Kütüphanesi”nde bulup, tanıtmıştır. 1952’de Ettore Rossi, Vatikan Kü­tüphanesi yazma eserleri arasında Dede Korkut hikâyelerinin altı boyunun yer aldığı ikinci bir yazmayı bulmuş ve ilim âlemine tanıtmıştır. W. Barthold, Dede Korkut üzerinde ilmî çalışmalar yapmış ve destanları Rusça olarak yayınlamıştır. V.M. Jirmunski ve A.N. Kononov da Dede Korkut destanları üzerinde çalışmalar yapmışlardır (Cemşidov, 1990:2-3).

Almanya’da ise Jochım Hein destanları 1958’de Almancaya çevirerek yayınlamıştır. İngilizce olarak yayınlanması ise Amerika’da 1972 ve 1974 yılındadır (Demirel, 1995:50). Türkiye’de Muallim Rıfat(Bilge) Dede Korkut destanları üzerinde ilk defa çalışmalarda bulunmuş kişidir.

1938’de Orhan Şaik Gökyay, 1952’de Fahrettin Kırzıoğlu destanlar üzerine eğilmişlerdir. 1959’da Pertev Naili Boratav bir makale yayınlamıştır. 1973’te O. Ş. Gökyay “Dedem Korkut’un Kitabı” adıyla kapsamlı bir çalışma yayınlamıştır. Azerbaycan’da ise 1928’de başlayan Dede Korkut araştırmaları, günümüze dek sürdürülmüştür.

1962’de H .Araslı “Kitab-ı Dede Korkut”u yayın­lamıştır (Cemşidov, 1990:6). Kemal Abdullah, Gizli Dede Korkut araştırma­sıyla, yapılan çalışmalara yeni bir bakış açısı getirmektedir (Abdullah, 1997: 9). Dede Korkut destanları üzerinde bir dil araştırmasında, cümleden büyük dil bir­likleri üzerinde durulmaktadır (Üstünova, 1998:IV). Dedem Korkut Kitabı üzerinde yeni bir çalışma yakın bir zamanda tamamlanmıştır. Bu çalışmanın giriş kıs­mında destanlar, metin kısmında cümle yönünden Dede Korkut kitabı ele alın­maktadır (Daşdemir; 2000:IX).

 

0.03. Konu ve Kahramanlar Açısından Dede Korkut Destanları

 

Dede Korkut destanları, Oğuzların Yakın Doğu’ya gelmeden önceki hayatla­rına ait hatıralara dayanmaktadır. Oğuzların IX.-XI. asırlarda Sir Derya kuzeyin­deki yurtlarındaki hayatlarının destanımsı anlatımıdır. Destan tarzında dilden dile anlatılan Oğuz toplumunun hayat serüvenleri, Kafkasya ve Doğu Anadolu’ya göçlerinden sonra yeni unsurlarla gelişip, zenginleşerek destan devresini ta­mamlayamadan yazıya aktarılmıştır (Ergin, 1958:56).

 

Gökyay hikâyeleri beş konu başlığı altında vermektedir:

 

1- Kendi babası için savaşan oğul; Dirse Han oğlu Boğaç Han, Kadılık Koca oğlu Emen, Salur Kazan’ın tutsak olup oğlu Uruz’un çıkardığı boy,

2- Oğul için savaşan baba: Salur Kazan’ın evinin yağma­landığı boy , Kazan beyin oğlu Uruz’un tutsak olduğu boy,

3- Kardeşi için savaşan kardeş; Uşun Koca oğlu Segrek,

4- Kocası için kendini ortaya atan ve savaşan eş; Duha Koca oğlu Deli Dumrul, Kanlı Koca oğlu Kanturalı,

5- Kendi savaş arkadaş­ları için savaşan bey; İç Oğuz’a Dış Oğuz asi olup Beyreg’in ölümü (Gökyay, 1973:LXXXIII).

Destanlarda geçen olayların kahramanlarından Bayındır Han hükümdar­dır. Ulaşoğlu Salur Kazan bir İç Oğuz beyidir. Aruz, Kazan beyin dayısı olup, Dış Oğuz ‘dandır. Bamsı Beyrek, Bican Bey, Boğaç Han, Bügdüz Emen, Demür Ücü, Dirse Han, Dölek Evren, Deli Dumrul, Delü Dündar, Uşun Koca, Eğrek, Yağrıncıoğlu Elalmış, Begiloğlu Emren, Eylik Kocaoğlu Alp Eren, Allarşaoğlu Alp Etil, Delü Evren, Kanlıoğlu Kanturalı, Kapak Kan, Kara Güneoğlu Delü Kara Bu­dak, Karacuk Çoban, Kara Çekür, Kara Güne, Delü Kaçar, Kazılık Koca, Kılbaş ,Eylek Kocaoğlu Sarı Kulmaş, Kırk Kınuk, Kıyan Gücü, Kıyan Selçük, Ense Kocaoğlu Okçu Sarı Kozan, Demür Donlu Mamak, Doğsunoğlu Rüstem, Düzenoğlu Alp Rüstem, Sarı Çoban, Uşun Kocaoğlu Segrek, Ters Uzamış, Kazanoğlu Uruz, Yalancıoğlu Yaltacuk, Yapağılı Koca Kazılık, Kocaoğlu Yegenek, Yünlü Koca, Yapağulu Koca olaylarda adları geçen Oğuz yiğitleridirler.

Destanların kadın kahramanları; Ayna Melek, Banı Çiçek, Boğazca Fatma, Burla Hatun, Can Kız, Can Paşa, Kısırga Yenge, Kutlu Melek, Sarı Donlu Salcan Hatun, Ürüveyde, Zeliha, Zübeyde ve adları verilmeyen diğer Oğuz hatunları ve kızlarıdırlar.

Destanlarda kendileriyle savaşılan kafir beyleri ise; Ağ Melik Çeşme, Kara Arslan Melik, Başı Açuk, Boğacuk Melik, Arşunoğlu Direk Tekür, Kara Tekür Melik, Kara Tüken Melik, Parasar, Kıpçak Melik, Sofu Sandal Melik, Şökli Melik, Keşişoğlu Yayhan‘dır (Gökyay, 1973:CXLI-CLXXXV).

 

0.04. Dede Korkut’un Kimliği ve Kişiliği

 

Korkut Ata, ak saçlı, ak sakallı, engin bilgili ve çok tecrübeli, gün görmüş bir Türk, gerekli hallerde keramet gösteren bir veli kişidir. Bu Oğuz atası, halkının baş danışmanı, hekimi ve kolça kopuzu ile obalarda Türk destanını söyleyen güçlü bilge ozanıdır. Korkut Ata’nın tarihî kişiliği ile ilgili henüz kesin tespitler ortaya konulamamıştır.

Batı Göktürkleri zamanında yaşamış, üstün bir bilge kişi olabileceği ileri sürülmektedir. Camiü’t Tevarih’in bildirdiğine göre, dört büyük Türk hükümdarına baş müşavirlik yapmıştır(Ergin, 1958:34). İhtiyar Dede Kor­kut Oğuzların akıl hocası, ozanlar piri, keramet sahibi ve her destanın cereya­nından sonra onu ilk tertip, tanzim ve nazm ettiği kabul edilen bir nevi müellif durumundadır (Ergin, 1971:XIV). Dede Korkut, ”Oğuz’un tamam bilicisi, ne derse olan, gayıptan türlü haberler söyleyen, Tanrı katından gönlüne ilhamlar verilen” biri, Orta Asya, Azerbaycan ve Anadolu Türkleri arasında saygı gören ulu bir ermiştir (Gökyay, 1973:CXXXVII).

Dede Korkut’un birçok yerde makamı olduğu bilinmektedir:

Anadolu’da: Bayburt’ta ve Ahlat’ta, Azerbaycan’da: Der­bent’te, Kazakistan’da, Akmescit’te ve Kırgızistan’da: Kazala’da Dede Korkut’a ait olduğu var sayılan mezarlardan bahsedilmektedir.

1. DEDE KORKUT DESTANLARINDA YAPI

 

Dede Korkut kitabında yer alan on iki destanın her birine “boy” denilmekte­dir. Bu kelime Farsça “destan” sözünün Türkçe karşılığıdır. Aslında her destan bir Oğuzname niteliğindedir(Ergin, 1958:30). Bu metinlere bir epope(destan) gözü ile bakamayız. Bütün destanlar tek bir kahraman üzerine toplanamadığın­dan, zincirleme bir bütün teşkil etmemektedirler. Fakat ,destanların birbirleriyle olan bağlılığı manalı bir bütün teşkil etmekte ve bunla­rın büyük bir destandan ayrılmış olduğu açıkça görülmektedir. Bu destanların esas malzemesi büyük bir Oğuz destanına dayanmaktadır (Ergin, 1958:29).

On iki destanın anlatımında yapı bakımından her birinin ayrı işlendiği gö­rülmektedir. Destanların olay şemasında birbirine benzeyen, tekrar edilen un­surlar vardır. Her bir destanın girişinde, genellikle bir toy ile vakanın anlatımına zemin hazırlandığı hissedilir. Anlatımda birliği sağlayan bir öğe olarak karşımıza çıkan bu yön, olayların realist çizgilerle verilmesini de sağlar. Olay örgüsü içinde düğümün açılması ile destanların düzülüp, anlatıcısı Dede Korkut’un gelip boy boylayıp, soy soylaması ve dua etmesi, ortak yapının karakteristik vasfıdır.

İki destanda olaylar beşeridir (Dirse Hanoğlu Boğaç Han ile İç Oğuz’a Dış Oğuz’un asi olup Beyrek’in ölümü). İki destanda mitolojik unsurlar mevcut­tur(Deli Dumrul ve Tepegöz). Sekiz destanda ise olaylar Oğuz boylarının ku­zeyde ve batıdaki kafirlerle yaptıkları mücadelelerin tasviridir (Ergin, 1958:26). Destanların olay akışı içinde manzum anlatımın varlığı, anlatım örgüsüne ayrı bir nitelik vermektedir. Türk edebiyatı tarihinde hikayeleşmiş destan görünü­münde olan Dede Korkut kitabının olay örgüsü orijinallik taşımaktadır. Dede Korkut destanlarının planında, tertibinde, dilinde, bitirilişinde ve her destanda görülen manzumelerde bir birlik karakteri vardır (Gökyay, 1973:CCXLVII). Bu destanları değerlendiren Boratav: ”Dede Korkut kitabı, destandan romana ge­çen halk hikayelerinin ilk basamağını teşkil etmektedir. Tam bir birlik gösteren, başı ve sonu belli, masal ve çağdaş hikaye yapısına uygun parçalar, destandan çok hikaye tekniğini veriyor.” görüşündedir (Boratav, 1946:62).

 

2 . TRABZON ‘UN DEDE KORKUT COĞRAFYASINDAKİ YERİ

 

Dede Korkut coğrafyası, destan metinleri ve tarih kaynaklarındaki yer adla­rının incelenmesiyle ortaya konulabilmektedir. Yazıya geçirilmiş destan olayları­nın ayrıntılarına inildiğinde, Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan geniş bir coğraf­yada Oğuz boylarının hayat serüvenlerinin ebedileştirildiği ortaya çıkar. Oğuz Türklerinin yaşadığı coğrafya, genellikle “bozkır” terimiyle bilinen çoğunlukla yüksek alanlar, daha çok hayvancılığa ve yaylak-kışlak hayatına uygun mekan­lardır. Oğuz boylarının birinci tabakadaki yurtları Şecere-i Terakime’de şöyle geçmektedir: “güneyi Isık göl, kıblesi Sayram ve Kazgurt dağı ve Karaçuk dağı, kuzeyi, Uluğ dağ ve Küçük dağ, batısı Sır suyunun ayağı ve Yeni Kent ve Karakurum. Dede Korkut destanlarının X.-XI. yüzyıllar arasında Sir Derya boyla­rından başlayıp, Mangışlak’a kadar uzanan sahalara ait izler taşıması; birinci ta­bakayı; XII.-XIII. yüzyıllarda Kafkasya ve Doğu Anadolu coğrafyası ise ikinci ta­bakayı oluşturur. Dede Korkut destanlarında siyasi bir kuruluş olarak “il” veya “el” kavramında, bağımsız bir millet olarak “Oğuz Eli” biçimi, bazen bir coğraf­yayı da ifade etmektedir. Tarihi Oğuz Eli, XI. asırda Karaçuk dağlarında yaşayan Türk topluluklarının vatanıdır. Bu dağ, Karabağ dağ silsilesinin Mil ovası hudu­dundadır (Cemşidov, 1990:46).

Dede Korkut destanlarında Oğuzların ikinci tabakasının mücadele alanı içinde Trabzon Rumları, Gürcüler ve Kan Abhazlar olduğu, kuzeye ve güneye yönelik akınlarda bulundukları anlaşılmaktadır (Gökyay, 1973:133, Ergin, 1958:115). Bu coğrafyada hayat sürmüş olan İskitler, Arşaklar, Hazarlar ve Hunların bölgedeki varlıkları araştırılmıştır (Kırzıoğlu,1952).

Bu çalışmada Oğuz topluluğunun dört ayrı coğrafyada bulundukları ileri sürülmektedir:

 

A. Hazar denizi ile Karadeniz arası ve Kafkas dağları civarı,

B. Karadeniz kıyıları ile Çoruh ve Karasu-Fırat boyları,

C. Yukarı Dicle boyları ile Van ve Urmiye gölleri çevresi,

Ç. Kür Irmağı ve kolları ile Aras ve kollarında kırk bir coğrafi ad ele alınmaktadır (Kırzıoğlu, 1952:253).

 

Destanlarda geçen şehir adları ikinci tabakadaki coğrafyaya ait yerler olarak Trabzon, Bayburt, Anı, Akhbaz ili, Karun ili(Erzurum) Ağca kale, Avnik kalesi; boyların hakimiyetlerinin sınırı olarak coğrafyayı tayin etmektedir.

 

2.1. Tarih’te Trabzon

 

Tarih, bir milletin ortak hafızası olarak adlandırılmaktadır. Geleceği güçlü ve aydınlık kılabilmek için köke ve geçmişe sıkıca bağlanmak gerekir. Karade­niz’in en eski kentlerinden olan Trabzon’un M.Ö. 2000 yıllarında Orta Asya’dan gelen Tibarenler tarafından kurulmuş olduğu ileri sürülmektedir. M.Ö. 700’de Miletlilerin Karadeniz’de koloniler kurdukları, Trabzon’da da bu dönemde söz sahibi olduklarından bahsedilmektedir. Kesnophon “Anabasis” adlı eserinde “Trapezos” adını kent için kullanmaktadır.

 

Kuruluşun­dan bugünlere kadar Trabzon devrelere ayrılarak incelenebilir:

 

I.Devir: M.Ö.2000-M.Ö.750 yılları kuruluş,

II. Devir: M.Ö.750-M.S.50 Serbest şehir devri,

III. Devir: Roma devri, M.S.50-M.S. 395,

IV. Devir: Müslüman akınları. 1048-1204,

V. Devir: Komnenoslar devri, 1204-1461,

VI. Devir: Osmanlı hakimiyeti,

VII. Devir: Birinci Dünya savaşı ve Kurtuluş savaşı devresi,

VIII. Devir: Cumhuri­yet’ten günümüze Trabzon.

 

2.1.1. Dede Korkut Destanlarında Trabzon

 

Dede Korkut destanlarında olayların geçtiği “Oğuz Eli”nin yapısı incelendi­ğinde”İç Oğuz” ve Dış Oğuz” olarak iki küme halinde olduğu görülür. VI. Boyun destanı Kanlı Koca Oğlu Kanturalı’da; Kanturalı, evlenmek için gelin adayı ara­maya babasının izniyle önce “Oğuz Eli”nde başlar. Bir süre sonra ise baba Kanlı Koca; oğlunun istediği vasıftaki gelini bulmak üzere “kara kara dağlar” aşıp, “kanlı kanlı sular” geçip, Trabzona varır. Kanlı Koca için Trabzon uzak ve ya­bancı bir ülkedir.

Dede Korkut Oğuznamelerinde “Turubozan” olarak geçen bu coğrafyanın adlandırılışı ile ilgili üç ayrı rivayet yer almaktadır (Kırzıoğlu, 2000:117). Oğuzların bu coğrafyadaki insanlarla tarihi “İpek Yolu” dolayısıyla ticaret yap­tıkları ve Oğuz hanlarına buradan “şahin “armağan edildiği ve Trabzon “dan kız alarak akrabalık kurulduğu da çeşitli kaynaklarda yer almaktadır (Kırzı­oğlu, 2000:258).

 

2.2. Kanturalı Destanı

 

Oğuz zamanında Kanlı Koca adında bir gürbüz erin Kan Turalı adlı yetiş­miş bir yiğit oğlu varmış. Kanlı Koca oğlunu evlendirmek ister. Fakat oğlu alacağı kızın kendisi kadar kahraman bir kız olması gerektiğini söyler. Önce oğul, sonra da babası Oğuz’u gezerler, İç Oğuz’da da, Dış Oğuz’da da böyle bir kız bulamaz­lar. Kanlı Koca dönüp dolaşıp Trabzon’a gelir. Trabzon tekürünün Selcen Hatun adında bir kızı vardır. Tam istedikleri gibidir. Fakat babası, bu kızı almak iste­yene üç canavarla savaşmayı şart koşmuştur. O zamana kadar civardan gelen otuz iki kişi bu canavarlardan ilki olan kara boğanın boynuzları arasında can verip, kellerini kaybetmişlerdir. Aslan ve kara deve ile çarpışan olmamıştır. Bun­ları dehşetle öğrenen Kanlı Koca evine geri döner, durumu oğluna anlatır, fakat oğlunun gitmesini istemez.

Kan Turalı kırk yiğidini alıp, Trabzon’a gelir. Kızı tekürden ister ve cana­varlarla savaşa girişir. Sırayla kara boğayı, arslanı ve kara deveyi öldürür. Tekür düğüne karar verir. Kan Turalı, annesi ve babası olmadan gerdeğe girmeyeceğini söyler. Kızı alıp, Oğuz sınırına yedi gün yedi gece sonra ulaşır. Müjde vermek üzere yiğitlerini önden gönderir.

İki sevgili güzel bir vadide konaklarken, Kan Turalı uykuya dalar, kız ise u-yumayıp, tedbirini alır. Kızını verdiğine pişman olan tekür, altı yüz askerini gön-dererek kızını geri getirmek ister. Selcan Hatun Kan Turalıyı uyandırır, ge­lenlerle savaşa tutuşur. Bir müddet sonra gelenlerin bozguna uğradığını sanan Selcan Hatun çadıra döner. Kan Turalı’nın annesi ve babası da gelmişlerdir. An­cak deli-kanlı yoktur. Selcan Hatun geri döner, bir vadide düşmanların Kan Tu­ralı’yı sı-kıştırmış olduklarını görünce, üzerlerine at sürer. Yaralanmış olan sevgi­lisini atının arkasına alarak, dönmek üzere yola girerler. Bu durumu yiğitliğine yedi-remeyen Kan Turalı, kızı öldürmek ister ve düşüncesini kıza açar. Selcen Hatun tatlılıkla Kan Turalı’yı düşüncesinden vaz geçirmek ister. Başaramayınca kızar ve döğüşmeye hazır olduğunu söyler. Karşı karşıya geçerler. Selcen Hatun temren-siz bir ok atar, Kan Turalı ürperir. Koşarak kucaklaşırlar, barışırlar ve birbirlerini sınadıklarını söylerler. Yeniden yola koyulup, anne ve babalarının yanlarına va-rırlar. Oradan Oğuz’a girer, düğüne başlarlar. Kan Turalı gerdeğe girip muradına erişir. Dedem Korkut gelip şadlık çalıp, destanlar söyler” (Er­gin; 1997:13).

 

2.2.1. Kanturalı Hakkında

 

Destan kahramanı Kanturalı’nın adı ve tarihi kişiliği üzerine araştırmacılar görüşlerini eserlerinde dile getirmişlerdir(Sümer, 1999:58, Gökyay, 1973:LXX). Kelimenin kanglı yazılışının sözlüklerdeki karşılığı savaşçı, öcünü alan biçimin­dedir.

Ak koyunlu Tur Ali Bey ile oğlu Kutluk Beyin Bizans kaynaklarındaki ta­rihi kişilikleri, destan kahramanı Kan Turalı ile ilişkilendirilmesi mukayeseli araştırmaları gerektirmektedir (Kırzıoğlu, 2000:118).

Trabzon bölgesinde Vakfıkebir’e bağlı Turali adında iki, Turali uşağı adında bir yerleşme birimi vardır (Boratav, 1983:129).

 

2.2.2. Kanturalı Destanında İki Motif

 

Dede Korkut destanlarında ad alan yiğitlerin evlenerek, ayrı bir yuva kur­duğu görülür. Oğuz toplumunda evlenmek düşüncesinde olan erkekler., bu dü­şüncelerini;”Oğlu olan evermiş, kızı olan göçürmüş” diyerek açığa vururlar (Er­gin; 1997:124). Evlenme gelenekleri içinde kız beğenme, kız isteme, söz kesme, nişan ve düğün aşamaları destanlarda yer almaktadı. Kız tarafının erkek tarafın­dan istediği ağırlık(kalın) dikkat çekmektedir. Eş seçiminde soyun devamı açı­sından kız alma ve kız vermede töreye göre boylar genellikle dıştan evli­liği(Exogamy) uygularlar. Boyun aksakallıları tek eşle evliliği tavsiye ederler. İç Oğuz ve Dış Oğuz iki ayrı boy teşkilatı olduklarından, eski zamanlarda kendi içlerinden kız almaya sınır koymuşlardır. Oğuz’da soy-sop konusunda boylar arası kız alıp vermede bu sınır korunulmuştur. Kan bağı yasağı, o dönem için sosyolojik açıdan dikkat çekici bir motiftir. Beyrek ve Banı Çiçek’in nikahları örnek olarak verilebilir. Kan Turalı ise yeni coğrafyadaki evliliğe bir örnektir. Kan Turalı boyunda ise gelin adayının kalını üç canavardır. Selcan Hatun’un cana­varla savaşacak Kan Turalı’yı meydanda görüp, ona deve ile savaşırken ip ucu vermek istemesi, eş seçiminde beğenmenin bu evlilikteki yansımasıdır. Sınama, imtihan,test motifi olarak destanlarda damat adayının yarış ile denenmesi ve bir başka destanda ise evlenecek kız ile erkeğin birbirleriyle yarışmaları üzerinde durulacak önemli motiftir. H.331.5.3 ve H.331.6.1 (Sakaoğlu, 1998: 190). Bu destanda görülen hayvanla mücadele motifi Boğaç Han destanında da yer almak­tadır.

 

2.2.3. Kan Kuralı Destanında Değerler

 

Dede Korkut destanlarında Oğuz töresi ile erkekler ad alır, eş seçip, kız iste­yerek, adet ve geleneklere göre düğün yapılır. Karı kocanın karşılıklı denklik, anlayış, sevgi ve saygısından güç alan sağlam aile yapısı görülmektedir. Türk aile yapısı, kadın erkek ilişkileri destanlarda realist çizgilerle verilmektedir. İnsan davranışlarının sebep-sonuç açısından ele alınmasında, kişilik geliştirme ve olgun insan olma yolunda gerekli kültür değerleri, destanlarda üzerinde durulması ge­reken önemli psikolojik ve sosyolojik fenomenler olarak dikkat çekicidirler.

 

3. SONUÇ

 

Türk dili ve edebiyatının en önemli kilometre taşlarından birisi olan Dede Korkut hikâyeleri, muhtevasından ötürü, Türk milletinin müşterek dehâsının ve zevkinin ürünüdür. Destanî yönü dolayısıyla, bütün Türk dünyasının kültür atlası seviyesinde abide bir eserdir. Bu zirve eser üzerinde pek çok çalışmalar yapılmış olsa bile, Türk tarihinin derinliklerinden yansıttığı kültür değerlerini ve olayları yeniden yorumlamak, değişik eserlerle işlemek araştırıcıların görevi olmalıdır.

Tarihi “İpek Yolu”nu denizden kara yoluna bağlayan önemli bir liman kenti olan Trabzon, Kanturalı destanı ile Dede Korkut destanlarında yer almaktadır. Komşu il Bayburt’ta Bamsı Beyrek ve Dede Korkut ile ilgili rivayetlerin varlığı da tarihi bağlantılar açısından üzerinde durulması gereken noktalardır.

Dede Korkut hikâyelerinin bütününe hâkim olan tema, alplık ve vatan sevgi­sidir. Türk ülkesinde dirlik ve düzenliğin sağlanması bütün boylarda en başta gelen ülküdür. Hikâyelerde dile getirilen yüksek vatanseverlik duyguları ve onunla birlikte var olan insanlık idealleri tasvir ve terennüm olunmaktadır (Cemşidov, 1990:55). Dede Korkut hikâyeleri, Türk çocuklarının ruh ve kafa yapısını tek başına sağlam tutacak kudrette ve karakterde bir eserdir (Ergin, 1971:XIV). Türk dünyasının yeniden yapılanmasında Dede Korkut destanları yeni bir misyon üstlenmiştir. Dede Korkut’u kendi ataları sayan ve destanları sahiplenen soydaş cumhuriyetler ile ortak çalışmalar geliştirilmeli, UNESCO’nun ilan ettiği “1998 Dede Korkut Yılı” etkinlikleri kitap sayfalarında kalmamalı, yeni çalışma­larla daha da geliştirilmelidir. Doğumunun 1300. yılını geçtiğimiz yıllar kutladı­ğımız Dede Korkut’un tarihi kişiliğini, ozanlığını, bilgeliğini edebi metinlerdeki cümlelere bırakıp, bütün Türk dünyasının birleştiricisi olarak bu misyon üzerinde durulması gereklidir. Türk dünyasının ortak kültür kodu olan Dede Korkut des­tanları, Çin, Rus, Bizans, Arap ve İran kaynaklarında Oğuz boylarının tarihi-coğ­rafi hayatlarıyla ilgili bilgiler, mukayeseli olarak ele alınıp, yeniden şekillendiril­melidir. Tarihi varlığımızı koruyacak ve devam ettirecek nesillere Dede korkut destanlarını okutmak, Türk devlet felsefesini, dünya görüşünü ve devletçiliğinin esaslarını kavratmak demektir. Bu yönüyle milli destanın epik ve bedii özellikleri her zaman sanatçılara ilham kaynağı olabilecek güçtedir. Bu millî kültür hazi­nemizi gereğince araştırmak, ondaki yüksek bedii ve estetik öğelerle; Türk töre­sini nesillere öğretmek milletimizin bekası için gereklidir.

Toplumların hayat devrelerinde ortaya çıkan sıkıntıların aşılması, kendi kül­tür kodlarında aranmalıdır. Dede Korkut, Anadolu’yu yurt tutan Oğuzların, yeni coğrafyaya uyum mücadelelerinin yansıtıldığı edebi ürünler olarak, eski dönemlerin hatıralarını saklarken, Oğuz töresinin topluma canlılık veren yönle­rini de içinde saklamaktadır. Bugünün meselelerine çözüm ararken, geçmişi bilmenin de şart olduğu dikkate alınmalıdır. Şahsi değerler ile sosyal değerlerin değişmesine karşılık, milli değerlerin korunması gerektiği şuuru dikkatlerden kaçmamalıdır. Türkiye Cumhuriyetinin birlik ve beraberliğinin korunmasında, tarihi kültür mirasının önemi her zaman ve zeminde ele alınmalıdır. 21. asrın insanının şekillendirilmesinde kültür kaynaklarından gereğince yararlanılmalıdır. Millet olmadan devlet, millî kültür olmadan da millet var olamaz.

 

Kaynaklar

 

Abdullah, Kemal, Gizli Dede Korkut, İstanbul 1997.

Banarlı, N.Sami., Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, C.I., İstanbul 197l,

Boratav, P.Naili, Halk Hikayeleri Ve Halk Hikayeciliği, Ankara 1946.

Cemşidov, Şamil, Kitab-I Dede Korkut, Ankara, 1990.

Daşdemir, Muharrem, Dedem Korkut Kitabı’nın Söz Dizimi, Erzurum 2000.

Demirel, Hamide, Türk Destanlarında Güzellik, İstanbul 1995.

Elçin, Şükrü, Halk Edebiyatı Araştırmaları, Ankara 1988.

Ergin, Muharrem, Dede Korkut Kitabı I, İstanbul 1. Baskı: 1958., 4. Baskı, 1997.

Gökyay, O. Şaik, Dedem Korkut’un Kitabı, İstanbul 1973.

Kabaklı, Ahmet, Türk Edebiyatı, C.I, İstanbul 1989,

Kafesoğlu, İbrahim. “Asya Türk Devletleri Tarihi”Türk Dünyası El Kitabı.

Kaplan, Mehmet,Tip Tahlilleri, İstanbul 1980.

Karabaş, Seyfi, Dede Korkut’ta Renkler, İstanbul 1996.

Kırzıoğlu, M. Fahrettin, Dede Korkut Oğuznameleri,1952, (1. Basım.) İstanbul, (Yeni Baskı) Ankara, 2000.

Sakaoğlu, Saim, Dede Korkut Kitabı, I-Iı, Konya 1998.

Sümer, Faruk, Oğuzlar, İstanbul 1999.

Üstünova, Kerime, Dede Korkut Destanları Ve Cümleden Büyük Birlikler, İstanbul 1998.

Ögel, Bahattin, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul 1957.

 

 


Son Güncelleme ( Sunday, 10 February 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
Copyright © 2009 Trabzon Türk Ocağı Resmi Sayfası.  Tasarım: ifteri.com . Our site is valid CSS Our site is valid XHTML 1.0 Transitional