| Trabzon Resimleri |
| Şehitlikte Tören |
| Eski Trabzon Resimleri |
| Karabağ |
Tarih-Dil - Edebiyat Sempozyumu Dil Kİtabı
Karadeniz'e Kıyısı Bulunan Türk Topluluklarında Ortak Bilmece Kültürü | Karadeniz'e Kıyısı Bulunan Türk Topluluklarında Ortak Bilmece Kültürü |
|
|
|
| Yazar Ruhi ERSOY | |
| Wednesday, 30 January 2008 | |
|
Halk kültürünün, geleneksel dünya görüşünün ve halk felsefesinin bütün inceliklerini tespit edebileceğimiz bilmece türü, ait olduğu milletin hayal edebilme ve sembollerle kavramları algılayabilme özelliklerini gösterir. Bu tebliğimizde bilmece türünün, sözlü kültür ortamındaki işlevi ve söz konusu türü kültür bütünlüğü açısından ele alacağız. Tebliğimizi Karadeniz'e kıyısı bulunan Kırım, Gagauz, Bulgaristan Türklüğü ve Türkiye Cumhuriyeti ile sınırlı tutup kavramların algılanış biçimi ve hangi durumda neyin nasıl tanımlandığını; farklı siyasal sınırlarda olan ama aynı refleks ve algılayış biçimine sahip Türk Milletinin bilmece türünden yola çıkarak bu türdeki kültür bütünlüğünü örneklendirmeye çalışacağız. Türkler, bilmeceleri bir eğlence ve zeka vasıtası olarak meydana getirmişlerdir. Bilmeceler ölçülü ve kafiyeli oluşlarıyla daha küçük yaşlarda şiir zevkinin kazanılmasına yardımcı olurlar (Tan, 1981:46). Anadolu Türkçe’sinde Türk Halk Edebiyatında bir şeyin adını söylemeden bazı niteliklerini üstü kapalı bir şekilde anlatarak onun ne olduğunu bilmeyi dinleyene veya okuyana bırakan oyun şekline “bilmece” denilmektedir (Meydan Larousse: 1969: 379). Bilmeceler tabiat unsurlarıyla bu unsurlara bağlı hadiseleri; insan, hayvan ve bitki gibi canlıları; eşya, akıl, zeka veya güzellik çeşidinden somut kavramlarla dini konu ve motifleri kapalı bir şekilde yakın-uzak münasebetler ve çağrışımlarla düşünce, muhakeme ve dikkatimize aksettirerek bulmayı hedef tutan kalıplaşmış sözlerdir. Bu sözler; bir takım eğlence, lügaz, muamma ve bulmacalarda da görülen dinleyiciye sorulunca ondan halli istenen “bil bakalım” veya “ol nedir ki?” ifadelerinin bir bakıma geniş bir tarifidir (Elçin, 1981: 662). Bu tarifi kendinde toplayan Batı Türkçe’sinin Azeri ve Kırım sahalarında söz için Batı Türkçe’sinde “bilmek”, Kuzey ve Doğu Türkçe’sinde “tapmak” fiillerinden türetilmiş “bilmece ve tapmaca” kelimeleri kullanılır. Türkistanlılar “tabzug”, Altay Türkleri “tapkır, tavısag” şeklinde kullanırlar. Ayrıca Türkmenlerde “matal”, Kırgızlar, Kazaklar, Kara Kalpaklar ve Başkırtlarda “cumbag, yumak” sözü yaygındır (Elçin, 1981). Türkistan coğrafyasında Kazak Türkleri arasında “muamma” manasında kullanılır. “Cumbag” kelimesi belli bir eşyayı veya bir olayı gerçeğe paralel bir şekilde anlatan ve bilmeceyi çözecek olanın zekasını ölçen kısa bir edebi türdür. “Cumbag” nesir şeklinde, nazım olarak da ozan atışmaları türünde olabilir (Kazak Sovyet Ans.) Ayrıca “cumbag” insanın dünyayı tanıması yolundaki düşüncesini, insan hayalinin belli bir yönünü gösteren fikir türüdür. Kazak Türkleri bilmeceyi tarih boyunca geçirmiş olduğu tecrübeye dayanarak insan ömrünü doğru inceleyip ve ondan faydalı neticeler çıkarma işidir diye tarif ederler (Kazak Edebiyat Tarihi). Türkiye Türklerinde bilmecelere oyun işlevi yüklenir, bu türün zihin geliştirme özelliği de göz önünde bulundurularak cevap süresi sınırlandırılır. Mesela elliye kadar saymak gibi. Cevabı kolaylıkla bulamama halinde canlı mı cansız mı, yenir mi, yenmez mi gibi sorularla ipucu elde etme hakkı tanınabilir. Bilmeceyi bilenlere önceden kararlaştırılan mükafat verilir. En çok doğru cevap veren grup veya kişi oyunu kazanır (Tan, 1983). Milletler henüz oluşum süreçlerini gerçekleştirip tarih sahnesine çıkmadan önce mitolojik dönemlerini yaşarken, kültürleri, sözlü kültür ortamı içerisinde oluşum sürecindeydi. İşte bu noktada mitler, millet hafızasının oluşumuna katkı sağlamıştır (Çobanoğlu, 2001). Daha sonraki süreçte millet olma süreci gerçekleşip edebiyat türleri tasnif edildiğinde, sözlü kültür ortamında bilmeceler milli hafızanın oluşumunda çok ciddi işlevler üstlenmiştir. Şöyle ki; insanların yazı, matbaa ve elektronik kayıt gibi ses ve sözü mekana bağlayan teknolojiler kullanmaksızın yüz yüze ve sese dayanarak iletişim kurduğu ortama sözlü kültür ortamı diyoruz. Walter J. Ong, sözlü kültür ile yazılı kültür arasındaki ilişki hususunda “kelimelerin sözlü kültürde sesle sınırlanmış olmasının anlatım biçiminin yanı sıra düşünme sürecini de etkilediğini ileri sürer” (Ong, 1999: 49) W. Ong’a göre, bu düşünme sürecini etkilemekten maksat, sözlü kültürün yazılı kültür anlamında bir tespit edilmiş metinden mahrum olması sebebiyle oluşturulan düşünceleri hatırda tutabilmek ve onu tekrar denetleyebilmek için onları oluşturanın elinde bizzat kendi hafızasından başka bir şey olmamasıdır. İşte bu yüzdendir ki, sözlü kültürde bir kişinin, bir konu hakkında uzun süre düşünüp karşılaştığı sorunlara çözüm üretmesinin yolu, kişinin kendi kendine veya bir başkası ile sorulan sorulara verilen cevaplarla gerçekleştirilen “diyalog” şeklindeki iletişimdir. İletişim yoluyla bir insan kendisine sorulan soruları cevaplandırarak bir konuyu inceden inceye tahlil edebilirse de oluşturulan düşünceleri “hatırlanabilir” kılmak için sözlü kültür ortamının zorladığı muhteva ve biçim özelliklerine ihtiyaç duyar (Çobanoğlu, 2001). Sözlü kültür ortamında üretilen bir kalıbın sürekliliğini sağlayacak olan yegane unsur, hafızadır. İşte bu noktada üretilen tür ve kalıpların hafızada kalıcılığını sağlayabilmek için özlü söz ve kafiyeli dörtlükler gibi ölçülere sahip olması gerekmektedir. Bu konuyu Türk Edebiyatı Tarihiyle örneklendirecek olursak, sözlü edebiyat ürünlerimizin türlerine baktığımızda “sav, sagu, koşuk” gibi türlerin ölçülü ve kalıplı olduğunu görürüz. Sözlü kültürde deneyimler, belleği pekiştirecek biçimde akla yerleştirilir (Ong, 1999: 51). Bu zorunluluk yukarıda da örneklendirdiğimiz gibi ölçülü hazır kalıplar şeklindeki ifade biçimlerini gerektirir. Halk felsefesinin ve kültür gramerinin (Çobanoglu, 2000) ince ayrıntılarına temas eden bilmece türü de sözlü kültür ortamının vazgeçilmez bir ürünüdür. Gerek yapısal özelliği gerekse yüklendiği işlevleri açısından ait olduğu toplum için vazgeçilmez bir türdür. Bağlam merkezli halk bilimi kurallarından işlevsel çözümleme modeline göre folklor ürünü olan bilmecenin işlevlerini şu şekilde sıralayabiliriz: Hoş vakit geçirme, eğlenme ve eğlendirme işlevi, değerlere toplumun kurumlarına ve törelere destek verme işlevi, eğitim veya kültürün gelecek kuşaklara aktarılarak insanların eğitilmesi işlevi, toplumsal ve kişisel baskılardan kurtulmak için bir kaçıp kurtulma mekanizması işlevleri yüklenmesi mümkündür (Çobanoğlu, 1999: 226).
Bu değerlendirmeden sonra, yukarıda adı verilen Türk toplulukları arasında tespit edilen ortak bilmecelerin bir bölümünü şu şekilde sunabiliriz:
Altın (Kırım) : Suvda yatar tatlanmaz Çamurda yatar bulaşmaz. (Gulam, 1988). (Türkiye): Çamura düşse değer kaybetmez Su dibinde kalsa paslanmaz (Başgöz, 1993). (Bulgaristan): Su dibinde kalsa paslanmaz Çamura düşse değeri yok olmaz. (Hafız, 1990). (Gagauz): Jer altında sarı bakırzig (Güngör-Argunşah, 1991) Araba (Kırım): Çapa çapa talmay Atın peşinden kalmay (Gulam, 1988) (Türkiye): Canlı çeker cansız, Atın peşinden koşar (Başgöz, 1993) (Bulgaristan): Canlı çeker cansız, Atın ardına koşar (Hafız, 1990). (Gagauz): Dört kardaş birbirini kovalar, Bir türlü etişemeorlar Nedir o (Güngör-Argunşah, 1991) Ay (Kırım): Akşam olsa körünür, Saba olsa kefir (Gulam, 1988) (Türkiye): Ben uyurum o uyanık, Ben kalkarım o sönük (Başgöz, 1993). (Bulgaristan): Akşam olsa görünür, Sabah olsa kaybolur (Hafız, 1990). (Gagauz): Ev üstünde yarim pida, Ama gece görüne (Güngör-Argunşah, 1991). Baca (Kırım): Uzun aralık içi karanlık (Gulam, 1988).(Türkiye): Kendisi içerde ağzı dışarda (Başgöz, 1993). (Bulgaristan): Boyu uzun içi karanlık (Hafız, 1990). (Gagauz): Yev üstünde oturur donsuz todur (Güngör-Argunşah, 1991) Balık (Kırım): Kanatı bar uçamay Arkası bar yatalmay (Gulam, 1988). (Türkiye): Kanadı var uçamaz Karada da kaçamaz (Başgöz, 1993). (Bulgaristan): Karada kaçamaz derlavada uçamaz (Hafız, 1990). (Gagauz): Bir ana uşaklarını tanımıyor (Güngör-Argunşah, 1991). Balta (Kırım): Dağa barsa kutura, Evge kelse otura (Gulam, 1988). (Türkiye): Dağa gider yılan gibi eve gelir gelin gibi (Başgöz, 1993) (Bulgaristan): Dağa gider yılan gibi eve gelir gelin gibi (Hafız, 1990). (Gagauz): Dağa gider yılan gibi küve gelir gelin gibi (Güngör-Argunşah, 1991). Baş (Kırım): Edi teşikli tokmakOnu bilmeyen ahmak (Gulam, 1988). (Türkiye): Yedi delikli tokmak Bunu bilmeyen ahmak (Başgöz, 1993). (Bulgaristan): Yedi delikli tokmak Bunu bilmeyen ahmak (Hafız, 1990). (Gagauz): Edi delikli susak Onu bilmeen ahmak (Güngör-Argunşah). Bulut (Kırım): Ayağı yok kaça Kanadı yok kaça (Gulam, 1988). (Türkiye): Havada uçar kanadı yok (Başgöz, 1993) (Bulgaristan): Havada uçar kanadı yok (Hafız, 1990). (Gagauz): Havada uçay kanadji yok (Güngör-Argunşah). Çarık (Kırım): Kırk gözü bar bir burnu bar (Gulam, 1988). (Türkiye): Kırk tane gözü var kıllıca yüzü var (Başgöz, 1993). (Bulgaristan): Kırk tane gözü var bir tane yüzü var (Hafız, 1990). (Gagauz): Baalaarsın gezer çözersin durar (Güngör-Argunşah, 1991). Ceviz (Kırım): Attım rafa bir kuru kafa (Gulam, 1988). (Türkiye): Attım rafa bir kuru kafa, Yemesi tatlı maymun suratlı (Başgöz, 1993). (Bulgaristan): Attım rafa bir kuru kafa (Hafız, 1990). (Gagauz): Dört kardaş bir gömlekte (Güngör-Argunşah, 1991). Çizme (Kırım): Bir kuyum bar tizden (Gulam, 1988). (Türkiye): Dize kadar kuyucuk (Başgöz, 1993). (Bulgaristan): Dize kadar kuyucuk (Hafız, 1990). (Gagauz): Dize kadar kuyucik (Güngör-Argunşah, 1991). Değirmen (Kırım): Bir erde otura Tişi tişine uraCümle alemi toydura Özü toymayıp kala (Gulam, 1988). (Türkiye): Boyu kısa beli kaba Sen niye doymazsın ey Veli Baba (Başgöz, 1993) (Bulgaristan): Cümle alemi doyurur Kendi hiç doymaz (Hafız, 1990). (Gagauz): Pır pır döner Ak ak akar (Güngör-Argunşah, 1991). Diş (Kırım): Biz biz edik biz edikOtuz eki kız edikBir tahtaya tizildik Birer birer üzüldik (Gulam, 1988). (Türkiye) Biz biz idik biz idik. Otuz iki kız idik Ezildik büzüldük Bir duvara dizildik (Başgöz, 1993). (Bulgaristan): Otuz iki kardeş birbirini kovalar (Hafız, 1990). (Gagauz): İz idik kız idik Otuz iki kız idik Kıran geldi kırıldık (Güngör-Argunşah, 1991). Elek-Un (Kırım): Alçacıktan kar yağa (Gulam, 1988). (Türkiye): Alçacık dağdan kar yağar (Başgöz, 1993). (Bulgaristan): Alçacık dağdan kar yağar (Hafız, 1990). (Gagauz): Alçazik dağda kar yağar (Güngör-Argunşah, 1991). Eşek (Kırım): Kulakları büyükçeAkılı yok derece (Gulam, 1988). (Türkiye): Dört ayaklı döner kulaklı (Başgöz, 1993). (Bulgaristan): Tüylü yüzlü Kombak gözlü (Hafız, 1990). (Gagauz): Dört ayağı bar Uzun kulağı bar (Güngör-Argunşah, 1991). Fındık (Kırım): Tal üstünde kulutlu sandık (Gulam, 1988). (Türkiye): Dal üstünde kilitli sandık (Başgöz, 1993). (Bulgaristan): Dal üstünde kilitli sandık (Hafız, 1990). (Gagauz): Ufacik çölmek Tatlı yimek (Güngör-Argunşah). Gölge (Kırım): Sen ketsen o da kete Sen toktasan o da toktay (Gulam, 1988). (Türkiye): Ben giderim o gider Arkamdan tin tin eder (Başgöz, 1993). (Bulgaristan): Ben giderim o gider Arkamdan takip eder (Hafız, 1990). Gagauz): Sende de bar bende de bar Gün urdukça kaçıp gider (Güngör-Argunşah, 1991). Hıyar (Kırım): Arşındır boy,Eşildir soy (Gulam, 1988). (Türkiye): Uzun minare Yeşil kattare (Başgöz, 1993). (Bulgaristan): Uzun uzun uzarlar Ot içinde buzalar (Hafız, 1990). (Gagauz): Uzun uzun uzaarlar Ot içinde buzaalar (Güngör-Argunşah, 1991). İz (Kırım): Men keterem, o yerde kalar (Gulam, 1988).(Türkiye): Ben giderim o kalır (Başgöz, 1993). (Bulgaristan): Ben giderim o yerde kalır (Hafız, 1990). Gagauz): Ben keterim, o kalır (Güngör-Argunşah, 1991). Kulak (Kırım): Sapsız kaşık,Duvarga yapışık (Gulam, 1988). (Türkiye): İki tekne duvarda Asılı da asılı (Başgöz, 1993). (Bulgaristan): Yarım kaşık, duvarda yapışık (Hafız, 1990). (Gagauz): Yarım kaşık, duvara yapışık (Güngör-Argunşah, 1991).
Sonuç:
Bilmece türünün, sözlü kültür ortamında üstlenmiş olduğu rolü başta vurgulamıştık. Söz konusu Türk devlet ve topluluklarının kavramları algılayış ve bunu ifade ediş biçimlerini de örnek bilmeceler üzerinde karşılaştırmalı olarak vermeye çalıştık. Bu noktada, farklı coğrafyalarda olmalarına rağmen, algılayış ve ifade ediş biçimleri, o türe yükledikleri işlevler açısından aynılıkların varlığı, kültür bütünlüğünün siyasal sınırları aştığı görülmektedir.
Kaynaklar
Başgöz, İlhan, Türk Bilmeceleri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1993. Çobanoğlu, Özkul, Halk Bilimi Kuramları ve Araştırma Yöntemleri Tarihine Giriş, Akçağ Yayınları, Ankara 1991. Çobanoğlu, Özkul, “Geleneksel Dünya Görüşü veya Halk Felsefesinin Halk Bilimi Çalışmalarındaki Yeri ve Önemi Üzerine Tespitler”, Milli Folklor, 2000/45, s.12-15, 2000. Çobanoğlu, Özkul, “Mitlerin Sözlü Kültür Ortamında Teşekkül Sürecinde Tematik Yapılanışları ve Uygarlık Bakımından İşlevleri üzerine Tespitler”, Folklor-Edebiyat, C.VII, s.25, 2001/1, s.33-46, 2001. Elçin, Şükrü, Halk Edebiyatına Giriş, Ankara 1981. Gulam; Gafur, Kırım Tapmacaları, Taşkent 1981. Güngör, Harun- Mustafa Argunşah, Gagauz Türkleri Tarih, Dil, Folklor ve Halk Edebiyatı, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 1991. Hafız, Nimetullah, Bulgaristan Türk Halk Edebiyatı Metinleri I-II, Ankara 1990.Kazak Edebiyatı Tarihi, Alma-Ata 1969. Kazak-Sovet Ensiklopedisi, Alma-Ata 1974. Meydan Larousse Ansiklopedisi, İstanbul 1969. Ong, Walter J., Sözlü ve Yazılı Kültür Sözün Teknolojileşmesi, Çev. S. Postacıoğlu Banon, Metis Yay. İstanbul 1999. Tan, Nail (1981), Çocuklarımıza Folklor Hazinemizden Seçmeler, Ankara. |
|
| Son Güncelleme ( Sunday, 10 February 2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|