Trabzon Türk Ocağı Resmi Sayfası ...... .................. Trabzon Türk Ocağı Resmi Sayfası

Increase font size  Decrease font size  Default font size  Skip to content
Trabzon Türk Ocağı İnternet Sayfasına Hoş Geldiniz
Anasayfa arrow Tarih-Dil - Edebiyat Sempozyumu Dil Kİtabı arrow Yapısal Ve İşlevsel Açıdan Atma Türkü İcrâ Geleneği
Yapısal Ve İşlevsel Açıdan Atma Türkü İcrâ Geleneği PDF Yazdır E-posta
Yazar F. Gülay MİRZAOĞLU*   
Wednesday, 30 January 2008

Doğu Karadeniz bölgesinin geleneksel kültür birikimi içinde kendine özgü bir yapı ve icrâ özelliğine sahip olan atma türkü, Türk sözel edebiyatı içinde ele alınan başlıca formlardan biridir. Bunun yanı sıra, atma türkü icrâ geleneği, müzik ve dans ile de ilgili ve iç içedir. Bildiride, söz konusu karmâşık yapıdan hareketle, atma türkü icrâ ortamının özellikleri, atma türkünün yaratıcıları, icrâ­nın söz boyutu, müzik ve müzikâl hareket (dans) boyutları ele alınarak, bu gele­neğin işlevsel niteliği tahlil edilmeye çalışılacaktır.

Doğu Karadeniz bölgesinin coğrafyası gibi, müzik ve dans geleneği de, ken­dine özgü bir karakter taşır. Horon adını taşıyan Doğu Karadeniz danslarında, deniz kıyısında, engebeli arâzide yaşayan insan tabiatının atik, çevik görünümü sergilenir. Oyuncunun vücudu bütün gücüyle hareket halindedir, adetâ dalga­larla savaşır; dik dağlara, yamaçlara tırmanır. İcrâsındaki hızlı akış, ritmik yapı ve sözlerindeki zenginlik açısından bakıldığında atma türkünün de benzer bir karaktere sahip olduğu anlaşılmaktadır

Atma türkü, iki grubun, ya da iki kişinin karşılıklı olarak irticâlen türkü söylemesidir. Halk şiirimizde yaygın bir tarz olarak bilinen deyişme[1] biçimindeki bu karşılıklı söylemeye âşık tarzı şiir geleneğinde karşılaşma, atışma adı verilir­ken (Günay 1983:43) Doğu Karadeniz halkı arasında bu tarzda söylenen türkü­lere atma türkü, atma, atışma, çatma, çatışma, kesme türkü, karşılıklı türkü, karşı-beri, karşılama, karşılaşma, kovalama gibi adlar verilmektedir (Saygun 1937: 21-22; Kazmaz 1975: 19; Elçin 1986: 224; Günay 1983:43; Günay 1976: 73-83; Yönetken 1966: 70; Kaya 1992: 91-109).

Doğu Karadeniz illerinin, özellikle de Trabzon[2] ve Rize’nin müzik ve dans re­pertuarı üzerine bilgi veren yazılı ve sözlü kaynaklara göre, bu türkü söyleme geleneğinin icrâ vesileleri ve ortamları şunlardır: Düğünler, (bilhassa “cumalık” veya “kadın cuması” ile kına gecesi) düğünden sonra yapılan “Yedi Törenleri”, asker uğurlama, bölgede “Meci” denilen, bağ ve bahçede imece biçiminde yapı­lan geleneksel işler, yayla yolları, “Yayla ortası” denilen yayla şenlikleri, kış eğ­lenceleri, ve eğlenme amacıyla düzenlenen diğer sosyal ortamlar (Kazmaz 1975: 16-22; Gazimihal 1991: 50-52; Gazimihal 1997: 225-232; Gazimihal 1999: 129-141; Demirsipahi 1975: 262-269; Çelik 1990:48-51; Onay 1996: 16, 50; Çebi 1993: 20-22, 67-74, 87-111; Çelik 1992:22-25; Öztürk 1993:55-58; Yavuz 2001; Alas 2001).

Atma türkü geleneğinin icrâ edildiği bu ortamlardan en yaygını geçmişten bugüne sürüp gelen düğünlerdir. Aynı zamanda düğünler, yörenin karakteristiği durumuna gelmiş müziğin ve dansın başlıca icrâ ortamlarından biridir. Düğünün değişik aşamalarına yayılan bir dizi merâsimden oluşması, kapsadığı zaman ba­kımından uzunluğu ve katılımcılarının genişliği ve duruma göre çeşitliliği (ka­dın/erkek) düşünüldüğünde, böyle bir imkâna sebep yapının yarattığı bağlam içinde atma türkü icrâsının da son derece elverişli olduğu görülür. İşte böyle elverişli bir ortamda genellikle yaş, cinsiyet, sosyal statü gibi etkenlere bağlı sınırlamalar olmaksızın, Doğu Karadeniz’de toplumun bütün üyeleri bir araya gelebilmektedir. Doğu Karadeniz düğünlerinde, bölgenin karakteristiği duru­munda karşımıza çıkan horon ve atma türkü geleneği de bu bağlamda aynı or­tamı paylaşır. Bu iki gelenek, düğünlerde çoğunlukla birbirine bağlı ve birbirinin eşliğinde icrâ edilmektedir.

Bölgeye ait horonlar, dans araştırıcıları tarafından sözlü, sözsüz ve karma horonlar olarak diye üç ana grupta ele alınmaktadır. Bilhassa horonların kadın­lar arasında oynananları, “nanaylar” gibi söz tekrarı eşliğine dayanır. Bununla birlikte, kadın-erkek karma oynanan Kız Horonu gibi oyunlarda “atma türkü” de söylenir. Sözlü oynanan horonlara eşlik eden türkülerin bir kısmı “atma türkü” biçimindedir (Demirsipahi 1975: 263-268). Bunlar, horon tepilirken anında ve sürekli yaratılıp söylenir. Dansa eşlik eden bu türkülerin ezgileri dansın ritmine uygun bir seyre sahip olmalıdır.

Türküler çalgısız söylenebileceği gibi, kemençe ve tulum eşliğinde de söylenebilir. Bu arada, bölgenin sözsüz horonlarında do­ğuya, Artvin’e doğru gidildikçe, Rize, Trabzon dolaylarında kullanılan kemençe, kaval, davul-zurna yanında tulum ve akardeon gibi çalgıların da kullanıldığı görülmektedir (Gazimihal 1999:129-141).

Düğünlerde, derneklerde, bayramlarda ve çeşitli toplantılarda oynanan ho­ronlarda göze çarpan hareketler, vücudu titretmek esas olmakla beraber, bazen kolları süratle yukarı kaldırmak ve indirmek, ayakları çoğunlukla düzensiz bir şekilde hareket ettirmek ve arada da “al aşağı” diyerek dizler üzerine çömelmek ustaca bir çeviklikle sık sık sıçramaktan ibârettir. Genellikle delikanlı grupları tarafından oynandığı ve kabadayılık hissinin mevcut olduğu bu gruplar arasında zaman zaman rekâbetten kaynaklanan birbirlerine söz atmalar ve kafa tutmala­rın görüldüğü bilinmektedir (Gazimihal 1999:133).

Horon oynayan delikanlı grupları arasında gözlenen bu davranış tarzının bir başka görünümü horona eşlik eden atma türkülerdir. Atma türküler, çoğunlukla aynı zamanı ve ortamı paylaşır. Bu horonlarda, türkü atışması için ya bir şâir[3] bulunur, ya da oyuna katılan gruplar (kadın, erkek veya kadın-erkek karma) kendi arasında atışırlar. Yöreden 1922 yılına ait derlenmiş bilgiye göre, Rize’de, şehir içinde yapılan düğünlerde, kına gecesinde kadınlar tarafından oynanan horonlarda on beş-yirmi kadın halka biçiminde ikişer parmaklarıyla el ele tutuşa­rak civarda bilinen ve çoğu gelin-güvey konusunda söylenen türküleri hep bir ağızdan, belirli bir hava ile[4] karşılıklı atmaca (atma türkü) halinde terennüm ederler. Dâire çevresinde dönenlerin bir kısmı gelin tarafını, bir kısmı da güvey tarafını tutmaya çalışarak, aralarında geçen türkülerle birbirlerini alt etmeye çabalarlar. Kadınlar arasında şivelerince “güfte atıvermek” kabiliyetine sahip, gerçekten de şâir kimseler bulunmaktadır ve bu kişiler muntazam kafiyeli sözler söylemekte ustalık gösterirler (Gazimihal 1997: 226-227).

Düğünün önemli safhalarından olan ve düğünün ikinci günü yapılan kına gecesinde geline kına yakıldıktan sonra eğlence başlar; genç kızlar ve gelinler kaynanalara, kaynanalar da genç kızlara ve gelinlere atma türküler atarlar. Söy­lenen atma türkülerin bir çoğunun konusu gelin-kaynana çekişmesidir. Bu çe­kişmeyi anlatan dizelerden bazıları şöyledir:

 

Gelin:         Kaynanam kara biber

           Kaynatam daha beter

           Her ne derse desunlar

           Uşağu bana yeter

 

Kaynana: Çirkin duruşun gelin

           Yaramaz işe gelin

           Akşam oğlum gelince

           Kirdurur belin gelin

 

Gelin:         Dalda kuş olmadun mi

           Dallara konmadun mi

           Kör olası kaynana

           Sen gelin olmadun mi [5] (Çebi 1993:95-96)

..............

Yukarıda bahsedilen kadın horonları ve kına gecesindeki görünümü yanı sıra, oyun türküleri görevi gören atma türkülerin yirminci yüzyıl başlarında Rize civarında yapılan düğünlerdeki görünümü hakkında bilgi veren bir kaynağa göre (Gazimihal 1997:231), düğün perşembesini tâkib eden cuma günü, merâsimin en şerefli aşaması sayılırdı. Kadınlar o gün en ağır elbiselerini giyinir, evlenen kızın ailesi bütün akraba ve yakınlarını toplayarak düğün evine gider. Akşama kadar mükemmel ve muntazam bir şekilde genç kız horonları çevrilir. Şâirlerin[6] atma türküleri söyleşilir, kıyâmet kopar; çok canlı bir eğlence günü yaşanır. Ho­ron tepme sırasında söylenen atma türkülerden birisi şöyledir:

 

Ben kara, nenem kara

Kardeşim de kapkara

Bir gelin ettik beyaz

Hep olduk bembeyaz

 

Kurban gelinimize

Ay doğdu evimize

Kalaylı sini gibi         

Kuruldu önümüze (Gazimihal 1997:231)

 

Trabzon’dan derlenmiş bilgilere göre, bugün için de düğünlerde atma tür­külerin başlıca icrâ ortamlarından birisi, yirminci yüzyılın başlarında olduğu gibi, “kadın cuması” [7] denilen kızın kız evinden alınıp, damadın evine götürüldüğü gün yapılan eğlencedir. Düğünün önemli safhalarından olan bu eğlencede erkek ve kız tarafı karşılıklı horon oynarken birbirleriyle atışırlar. Bu türkülerde mizahî unsurlar, tasvir elemanları da yer alır. Amaç aynı zamanda toplulukta bulunan­ları güldürmeye yöneliktir. Bunlara örnek olarak karşılıklı söylenen şu dörtlükleri gösterebiliriz:

 

1)    Atma türkü atarım

        Yüreğini yakarım

        Eski çarıklarımı

        Boğazına takarım     

 

        Attım sana bir çarık

        Yeni oni çabuk çabuk

        Atacağım bir daha

        Sakla oni sabaha

        Ağıl dibinde tuzak

        Tuzağın yolu uzak

        Sen de bir şey bilmezsin

        Soyuk kafalı buzak[8]

 

        Dağda kestim gülgeni de

        Bir ileri bir geri

        Ne bakaysun oradan

        Domuz saman kelleli

 

2)    Şu karşıdan karşıya

        Havlu astıracağım

        İnadım inad olsun

        Seni bastıracağım

 

        Karşıya kaban derler

        Geçiye yaban derler

        Ne kadar güzel olsan

        Adına çoban derler

       

        Haburadan aşağa

        Yol iner padişaha

        Padişah dedi bana

        Al kızı yat aşağa

 

        Yemenimin altı yok

        Üstünü fırçalarım

        Bak ben kimin kızıyım

        Adamı parçalarım (Yavuz 2001).

 

Söz konusu geleneğin geçmişteki durumuna dair bilgi veren kaynaklardan öğrendiğimize göre, Trabzon ve Rize’de düğünler hayırlı ve uğurlu sayıldığından kadınlar yalnız düğünlerde erkeklerden kaçmazlar, birlikte horon teperler ve oyunda atışmalar, bazen bir yarışmaya dönen söyleşmeler yapılır. Ancak bu, şakalaşmaktan öteye gitmez. Kadın-erkek karma oynanan bu karşılamalı oyun­larda onbeş-yirmi kız bir dizi, aynı sayılarda delikanlı da karşılarında bir dizi oluştururlar. Tulumcu çalmaya başlayınca, dizideki bir erkek karşısında yer alan kızlardan beğendiği birine söyler, arkadaşları da bu beyiti tekrarlar, böylece kız­lara, cevap için hazırlanma fırsatı verirler. Bu sırada sağa ve sola dörder adım gidip gelirler. Kız cevabını verir, arkadaşları bunu tekrarlarken erkekler hazır­lanma fırsatı bulurlar. Bu şekilde saatler geçer, yine de oyun bitmez. Bilhassa, önemli düğünlerde otuz köyün türkücüleri toplaşıp yarışabilirler (Gazimihal 1997:231-232). Bu yarışmalar son derece dil ustalığı ve atiklik gerektiren, yara­tıcılık gücünün sınırlarının zorlandığı, bu sûretle, belki de bir kısmı daha sonra dillerde söylenecek önemli türkü yaratımlarının ortaya konduğu ortamlardır.

Düğünde atma türkünün icrâ edildiği safhalardan biri de kız evinden gelin almadır. Kına gecesinin ertesi günü, oğlan evinde yemek yendikten sonra gelin alayı kız evine doğru yola koyulur. Bu yolculuk çok neşeli geçer; kaval, kemençe, davul-zurna eşliğinde türküler atılır ve silah sesleriyle kız evine gelinir. Türkü atma gelinin alınmasından sonra da oğlan evine gelinceye kadar ve oğlan evine gelindiğinde de devam eder (Çebi 1993:98-99).               

Atma türkünün son derece işlevsel biçimde icrâ edildiği ortamlardan biri de, özellikle düğünlerden sonra yapılan Yedi Törenleri’dir. Trabzon’un Yomra ilçe­sinden (Yavuz 2001), Sürmene ilçesi köylerinden (Çebi 1993: 99-100) ve Akça­abat ilçesi Kuruçam köyünden (Gedikli 2001) sözlü kaynaklardan derlenmiş bilgilere göre, Trabzon’da yeni evlenen gelinin yedi gün geçtikten sonra, eşi ve yakınları ile birlikte, anne ve babasının elini öpmeye gitmesine “Yedi”, “Yedileme” veya “Yedilik”[9] denir. Gelinin ailesi tarafından yapılan bu davetin başlıca işlevi, iki ailenin birbirine yakınlaşmasını, kız tarafının damadı yakından görüp tanıma fırsatı bulmasını sağlamaktır (Çebi 1993:100). Böyle ortamlarda icrâcılar, genellikle ortamı neşelendirecek türküler söyleyebilecek usta kişilerdir. Bu türkülerin söz konusu ortamdaki başlıca işlevi ise, kız tarafı ile erkek tarafının isteklerini dile getirmesidir. Her iki tarafın istekleri atma türküler vasıtasıyla dile getirilir. Kız evine gelen erkek tarafı, burada türkülerin yanı sıra, bazı şakalarla karşılaşır. Meselâ, Yomra ilçesinde, kızın kız kardeşi damadın ayakkabılarını saklar ve karşılığı verilene kadar da ayakkabıları vermez. Hazırlanan yemek sof­rasında tabakların içine yumurta kabukları, tereyağda pişirilmiş yumurta koyulur ve üzeri kapatılır. Eğer damat yağda pişirilen yumurtaya rastlamışsa kaynana o esnada şu türküyü atar:

 

Uzun uzun kendirden

Öküzlere bağ olur

Eniştenin yemeği

Yumurtaylan yağ olur (Yavuz 2001)

 

Damadın önündeki tabakta, yağda pişmiş yumurta değil de, yumurta ka­bukları var ise, damattan bazı isteklerde bulunulur. İstenenler, genellikle yörede yetiştirilen tarım ürünleridir. Bu istek de şu dizelerle dile getirilir:

 

Kareymişin dalına

Gel fundulli fundulli

Süzgeçle fındık olmaz

Got [10] gelecek gumulli [11] (Yavuz 2001)

      

“Yedi” denilen iki ailenin kız evinde buluşmasında, bu türkülerden başka, kız tarafı ile oğlan tarafı gelini ve damadı öğen bazı atma türküler de söylerler. Bu karşılıklı söyleyişten bir kesit olarak şu örnek gösterilebilir:

 

Erkek tarafı:

Ay doğar evumuze

Kurban gelunumuze

Kalaylı sini gibi

Kuruldu evumuze[12]

 

Kız tarafı:

Eniştem ezer mezer

Mavi yeleklen gezer

Var mıdır köyünüzde

Eniştem kadar güzel (Yavuz 2001)

      

Trabzon’un Sürmene ilçesi civarında ise, bu davette kız ailesi daha değişik şakalar ve isteklerde bulunur. Örneğin, kız tarafından birisi küçük bir eşyayı damadın cebine koyar, sonra da bu eşyanın kayıp olduğunu söyleyerek herkesin üzerinin aranacağını söyler. Arama sonunda, aranılan eşya damadın üzerinde çıkar. Bunun üzerine, damat mahkeme edilir, idamına karar verilir. Ayağına ip bağlayıp damadı tavana asarlar. Bu arada, sözleri damadın durumunu anlatan türküler[13] söylenir. Bu türkülerin sözlerine göre, damadın kız tarafına, kaynana­sına bir çuval fındık veya ceviz vermesi gerekir. Ancak, söylenen türkülerden sonra, damadın o durumdan kurtulması için ortaya fındık döker ve böylece da­mat kurtulur (Çebi 1993:100-102). Sürmene ilçesi köylülerinden derlenen bilgi­lere göre, “Yedi”ye giderken erkek tarafı eskiden koç getirirdi. Kız evine koç gö­türülmeyen bir “yedi”de tarafların birbirleriyle atışması şu dizelerde dile getiril­mektedir. Ancak, sözü edilen düğünde kız tarafı da gereken ceyizi vermemiştir:

 

Kız tarafı:           

Beğun koç geturdunuz

Yarin cameş gelecek

 

Erkek tarafı:       

Ceğizleriniz çoktur

Onları kim giyecek   

 

Doğu Karadeniz’de düğünlerin ve Yedi Törenlerinin yanı sıra, imece usulü yapılan bölgenin geleneksel iş çeşitleri arasında sayabileceğimiz fındığı kabu­ğundan ayırma; “fındık mecisi”, ve mısır soyma; “mısır mecisi” gibi, bilhassa kadınlardan oluşan ortamlar da atma türkü tarzının yaygın icrâ ortamlarıdır (Gazimihal 1991:51-52; Alas 2001). Doğu Karadeniz bölgesinde genellikle bu işler, genç kızlar ve kadınlar tarafından yapılmakta, erkekler ise, bahçelerde çalışan genç kızları görebilme umuduyla civarda dolaşmaktadır. Geleneğin, Rize’nin Hemşin ilçesi civarındaki durumu hakkında bilgi veren sözlü kaynaklara göre, bu türden mevsimlik işler sırasında her iki grubu temsîlen birer kişi “atışma” biçiminde türkü söylemekte, iki gruba mensup diğer kişiler de söyleneni tekrar etmektedir (Alas 2001).

Artvin’in Borçka ilçesindeki mecilerden M. R. Gazimihal (1991:51-52) bah­sederken, köy şâirlerinin, genç kızların nöbetleşe iş yaptıkları bu ortamlar için duruma uygun söylenecek türküler hazırlamış olduklarını belirtir. Onun verdiği bilgiye göre, köy delikanlıları da aynı tarlaya giderek kızların otuz kırk adım ötesinde yer alır ve meciye mahsus türküleri hep bir ağızdan söylerler. Bu or­tamda söylenen türkülerin sözleri daima yavukluluk ve karşılıklı ilgi üzerinedir. Herhangi bir kıza beslenen duyguyu anlatan dokunaklı sözler, türkülerin dizeleri arasına sıkıştırılmıştır. Kızlar, erkeklerin uzaktan söyledikleri türküye hep bir ağızdan karşılık verirlerse, teklif kabul edilmiş sayılır. Kızlara karşı söylenen dizelere karşılık verilmezse, teklifin reddedildiği anlaşılır. Bu sûretle, mecilerin ilk tanışmaya vesile olduğu görülür. Türkü ile söyleşi sırasında delikanlıların horon da teptiği ve böylece kızların dikkatini çekmeye çalıştıkları da bilinmekte­dir (Gazimihal 1991:51).

Doğu Karadeniz bölgesine özgü “meciler” hakkında verilen bu bilgilerin yanı sıra, bölgenin iklim ve coğrafi yapısına özgü bu geleneksel işlerin yapılma usûl­lerinin teknolojik gelişmeye bağlı olarak giderek değiştiği; bu değişmenin ise, söz konusu geleneğin devamlılığını ve yaygınlığını olumsuz biçimde etkilemesi de kaçınılmaz bir gerçektir.

Bölgede varlığından bahsedilen mısır soyma, fındık ayıklama gibi işler dı­şında, ot biçmek, odun kesmek ve yaprak toplamak için çıktıkları dağlarda, ka­dınların erkeklerle karşılıklı veya dağdan dağa, karşı beri birbirlerine türkü at­tıkları da olur. Geleneğin Rize’deki durumu hakkında bilgi veren kimi kaynaklara göre (Kazmaz 1975:23), böyle ortamlarda erkeklerle atışan kadınların yüzleri görülmez, tıpkı düğünlerde seslerini duyuracak kadar aralıklı durdukları gibi, erkeklerden uzakta dururlar. Trabzon’un Sürmene ilçesi civarında, yaylalara çıkan köylüler odun yapmak için gruplar halinde ormana giderler. Bu iş için ormana gidiş ve dönüş yollarında yine türküler söylenir. Bu konuda, yörenin köylü kadınlarından birinin gençlik yıllarına ait naklettiği bir hatırası şöyledir: “Bir gün yaylada ormana giderduk çali yapmaya. Karşıda yamaçta oğlanlar oturmiş anladuk bize türki diyecekler. Ormana giriyduk:

 

E kız girme ormana

Yırtar seni çalılar

Sıcak eşyalarını

Görür delikanlılar

 

Dediler, biz da deduk. Uşağum yaşlanduk gelmiyi akluma” (Çebi 1993: 106).

Trabzon yöresindeki yaylalarda, “golgon” haftası denilen çayırlıkları kesme işi de, türkülerin söylendiği, icrâ edildiği ortamlardan biridir. Söz konusu hafta içinde çayırlar toplu halde türkü söylenerek kesilir (Çebi 1993:106).

Atma türkülerin söylendiği ortamlardan biri de, yayla mevsiminin ortasında yapıldığı için “Yayla ortası” denilen yayla şenlikleridir. Bu şenlik, günler öncesin­den hazırlıkları başlayan, yaylada bulunmayan gençlerin de katıldığı, katılanların horon ve türkülerle eğlendiği bir şenliktir. Şenlikte, dansa eşlik eden müzik da­vul-zurna, kemençe, kaval çalgılardan biri veya bir ikisi ile yaratılır. Yayla ortası­nın düzenlenme amaçlarından biri de, eğlenme ihtiyacı yanı sıra, gençlerin bü­yükleri yaylada ziyaret etmeleridir (Çebi 1993: 108).

Ağustos ayında düzenlenen “yayla ortası”nda, kadınlı erkekli oynanan “ho­ron halkası” çok geniştir. Genellikle, böyle durumlarda iki yüz-üç yüz kişiyi bu­lur. Bu sırada kemençe çalınır, atma türküler söylenir. Türkülerde, sık sık ya­vukluya duyulan özlem dile getirilir:

 

Kangeller’in[14] dibinde

Kavli karar bağladuk

Deduk ayrılacağuk

İkimiz de ağladuk (Çebi 1993: 108)

Yayla şenliğinde genç kızların ve delikanlıların tanışması çoğu zaman horon sırasında söylenilen atma türkü ile olur:

 

Erkek:   

Aslını soracağım e kız

Aslun nerededur

 

Kız:       

Aslımi sorarsanuz

Aslum Fadinoz’dadır (Çebi 1993: 109).

 

Gruplar halinde yayla ortasına giden delikanlıların ve genç kızların inişli yo­kuşlu yayla yollarında karşılaşmaları sırasında da, türkü yoluyla atıştıkları bilin­mektedir. Yayla ortasına katılan bir grup kız, karşı yönden gelen bir grup erkeğe şöyle seslenmektedir:

 

Kızlar:

Ahliyim yeminliyim

Daha gelmeyeceğum

Yollarimin üstünde

Evli görmeyeceğum

 

Erkekler:

Gel gidelum ormana

Ormanlar tevli tevli

Yemin ederum kızlar

Evli değilum evli (Çebi 1993:110)

 

Bunun yanı sıra, yayla göçleri ve yayla hayatı türkülerin ve atma türkülerin sık sık söylendiği ortamlardır ve buralarda söylenen türkülerin bir çoğunun ko­nusu, yaylaların güzelliği ve sevgiliye beslenen duygulardır (Çebi 1993:103-109).

Yaylalarda yaşanan bir başka eğlence ise, “Sis koğma” (Çebi 1993:110-111) veya Karadeniz kıyılarında genellikle “Kuç kuçura” adıyla bilinen güneş çıkarma törenleridir (And 1964: 87). Trabzon civarında “Kuçkuçura” veya “Gusgusdera”; Rize’nin Hemşin ilçesi çevresinde “Bubrik”, “Bubirdak” veya “Ablik Bublik”; Ça­yeli’nde “Heyva Heyva” denilen (Gönüllü 2001), Doğu Karadeniz’in yağışlı hava­sından usanmış olan gençlerin bir araya gelerek, birlikte duâ ettikleri büyüsel nitelikli bu törenler sırasında, bölgenin dans ve müzik gelenekleri de icrâ edilir.   

Bütün bunların yanı sıra, atma türkülerin icrâ ortamlarından bir diğeri de asker uğurlamadır. Askere gidecek gencin evinde, gitmeden bir gün önce, konu-komşu, akrabalar toplanır. Bu ortamda askerlik üzerine anılar, fıkralar anlatılır, türküler söylenilir, öğütler verilir. Askere gidecek delikanlının uğurlanacağı gün, uğurlayacak olan kişiler köyün uygun bir yerinde toplanırlar. Kemençe ve davul-zurna çalınmaya başlar. Bir yandan tüfekler patlar, bir yandan da horon tepilir; sonra türküler atılır, takılmalar devam eder.[15] Bu türkülerde de sık işlenen tema, yine sevdalıların yavuklularından ayrılmalarıdır:

 

Asker ettiler beni

Doğri sürdiler Van’a

Yokmidur benim yarum

Ağlasun yana yana

 

Asker ettiler beni

Bahriyeyim bahriye

Gideyurum sevduğum

Ağla beni Fahriye (Çebi 1993: 89)

 

Doğu Karadeniz’in en karakteristik özelliklerinden biri olarak karşımıza çı­kan atma türkülerin icrâ durumlarından ve ortamlarından sonra, şimdi, onların yapısal özellikleri üzerine ana hatlarıyla şunları söyleyebiliriz: atma türküde nazım birimi beyit olabileceği gibi, kimi zaman da dörtlüktür. Bu dörtlükler, uyak düzeni ve ölçü bakımından çoğu zaman mâni dörtlükleri şeklindedir. Hece­nin 7’li kalıbıyla düzenlenmiş bu dörtlüklerin, üçüncü dizesi serbest olarak söy­lenir. Uyak şeması aaba olanların yanında, abab ve abcb olanları da mevcuttur. Beyit ve dörtlüklerden başka, üç mısralık bentlerden oluşmuş türkü örneklerine de rastlanmaktadır. Bunlara ilâveten sayısız dizelerden meydana gelenleri de mevcuttur. Karşılıklı söylenmiş beyitler de, sonuçta bir dörtlük oluşturur. Kafiye düzeni xaxa biçimindedir. Ancak bunların uyak düzenlerine bakıldığında (xaxa) karşılıklı beyit esâsına göre söylenmiş türküler ile aynı yapıda oldukları görülür. Böyle beyit kümelerinden müteşekkil türküleri söyleyenler yörede daha çok “şâir” olarak tanınmış kimselerdir. Bu tarzda söylenen uzun türkülerin bazıları, karşı karşıya gelinemeyen durumlarda, taraflar arasında mektup ile iletilir ve bu türkülere mektup-türkü adı verilir. Rize’den derlenmiş türkü metinleri[16] arasında “mektup-türkü” örnekleri gösterilmektedir (Kazmaz 1975: 23-28, 129-229). Bütün bu türkü örneklerinde hecenin 7’li kalıbıyla söylenenlerin yaygınlığı ve çokluğu dikkat çeker (Bkz. Kazmaz 1975: 129-229; Çelik 1997: 161-177; Çelik 1999: 56-61, 64-101; Kaya 1992: 91-109).

Atma türkülerin müzikal formları incelendiğinde, iki ana form olan kısa hava/kırık hava ve uzun hava ezgilerinin atma türkülerde kullanıldığını görülür. Esâsen bilinen mevcut örneklerin neredeyse tamamına yakını kırık hava formun­dadır. Çünkü, bunların esas işlevlerinden biri, horon danslarına eşlik etmesidir. Gazimihal (1999: 141). Trabzon yöresi oyunlarını tasvir ederken şu tespiti ya­par:

“Denizin insan ruhuna tesirinden olsa gerek, yalı insanlarının yerli oyunları adetâ sihirlidir, büyüleyicidir. Fakat onlarda öyle tetik uçarılık, öyle bir çeviklik ve titizlik var ki... oyunları rüzgâra tutulmuş ipekli kumaşa benzer.” Bu sözlerde de ifâde edildiği gibi, horon oldukça ritmik danslarımızdandır. Dansların ritmi, aynı zamanda bölgenin müziğinin ritmini de belirlemektedir. Türkülerin icrâ ortamlarından bahsederken, bunların danstan ayrı düşünülemeyeceğini anlamış olmalıyız. Dolayısıyla, burada yeri gelmişken, Doğu Karadeniz müziğinin ritmini yaratan horonların ritm özelliklerine kısaca değinmek yerinde olacaktır, sanırım.

Bilindiği gibi, Doğu Karadeniz ezgilerinin ritm açısından tipik özelliği, 7 za­manlı aksak tartıma sahip olmasıdır. Bununla birlikte, beş, iki, dört zamanlı ak­sak ve düz tartımda horon ezgileri de görülür (Gazimihal 1999:130; Demirsipahi 1975:265; Tanses 1997). Gazimihal’in ifâde ettiğine göre, Karadeniz bölgesi havalarımızın aksak tartımlı 7/8’lik olması durumu yalnız buralara has bir özel­liktir. Bu tartımın karşılığı, Bizans’ta bilinmediği gibi, Kafkas folklorunda, Azeri Türklerinde ve İran musıki folklorunda da bulunmamaktadır. Doğu Karadeniz bölgesine özgü 7/8’lik bu tartımın karşılığı sadece Kuzey Afganistan’ın Hezarâlarında ve Türkistan’da vardır. Ayrıca horan/horon adlı sıra oyunlarımızın benzerinin, yalnız Kırım köylerinin Türk folklorunda “koran” adıyla ve aynı tar­tım özelliğiyle bulunduğu tespit edilmiştir (Gazimihal 1999:130).

Atma türkülerin yaygın müzikal formu olan kırık havalar ve bunların sahip olduğu 7 zamanlı tartımlara kısaca değindikten sonra, bu türkülerin diğer bir formu olan uzun havalar üzerine değinelim. Bilindiği gibi, 1937 yılında A. Adnan Saygun Doğu Karadeniz illerinden müzik folkloru derleme çalışması yapmıştır. Onun verdiği bilgiye göre, Rize havalisinde karşılaşma, atışma, çatma, çatışma adları verilen bu söyleyiş tarzı hem uzun hava, hem de kısa hava ile yapılabilir. Saygun’un bu konudaki ifâdesi şöyledir:

Uzun hava ile karşılamada şâirlerden biri, tanzim ettiği bir beyti arkadaşla­rına fısıldar ve mukarrer bir havaya uydurarak hep beraber okurlar; beytin so­nuna gelince hepsini tekrar ederler. Bu sûretle muarızların sözlerine karşı bir beyit hazırlamak vaktini kazanan diğer şâir de irticalen tertip ettiği mukâbil beyti arkadaşlarına bildirdikten sonra, diğerleri bitirir bitirmez kendi grubu ile aynı melodi üzerinde taganniye başlarlar. Karşılaşma bu vechile devam eder durur... Karşılama otururken de yapılabilir. Bu takdirde dil mücâdelesi mevzubahs olma­yıp sadece bir grubun söylediğini diğer taraf tekrarlar. Bu taganni tarzına “otu­rak hava” adı verilir (Saygun 1937:22).

Saygun, çalışmasında (1937: 23) uzun hava melodilerinden yedi, sekiz nevi olduğunun söylendiğini, ancak bunlardan üç örneği derleyebildiklerini belirt­mekte ve bunların söz ve ezgi metinlerini vermektedir. Kısa hava ile yapılan kar­şılamadan bahsederken, bunların sözleri açısından diğerlerinden farkının mısra ile söylenmesi olduğunu belirtir. Onun, derlediği örneklere bağlı olarak verdiği bilgiye göre, uzun hava formunda olanlar beyit esâsına; kısa havayla söylenenler ise dize esâsına dayanmaktadır:

Kısa hava ile yapılan karşılama örneklerine gelince, şâir, bu defa bir beyit yerine bir mısra tanzim eder; arkadaşlarına söyledikten sonra bu nev’e mahsus melodilerden biriyle hep beraber bu mısra üç defa durmadan taganni olunur. Birinci grup bitirince ikinci grup aynı mısra’ı aynı melodi ile gene üç defa söyler. Bu esnada ilk şâir ikinci mısra’ı hazırlar. Bir müddet sonra bu vechile devam ettikten sonra, mukâbil taraf mısra tanzimi, ilk taraf da tekrar işini üstlerine alarak karşılamayı ileri götürürler (Saygun 1937:24-25).

Bu bilgilerden anlaşılacağı üzere, atışma veya atma türkü örnekleri arasında uzun hava ve kısa hava ezgilerine rastlanmaktadır. Bununla birlikte, kısa hava/kırık hava biçiminde söylenen/yaratılan ezgilerin büyük bir çoğunluğu teşkil ettiği bölgeden derlenen örneklerden anlaşılmaktadır.

Atma türkülerin icrâ ortamları ve genel olarak yapısal özellikleri üzerine söylediklerimizden sonra, bu türkü yaratma/söyleme geleneğinin söz konusu topluluklarda ne gibi işlevler yüklenmiş olabileceği üzerinden durmak gerekir. İcrâ ortamları konusunda, her şeyden önce, dikkatimizi çeken atma türkü söy­leme geleneğinin yaygınlığıdır. Öyle anlaşılmaktadır ki, her fırsatta bir türkü söyleme durumu yaratılmaktadır. Kimi zaman, hatta herhangi bir durumun yara­tılmasına bile gerek duyulmamaktadır; o coğrafyada yapılan günlük işler sıra­sında, yürüyerek gidilen engebeli yollar üzerinde yaşanan karşılaşmalar sırasında bile böyle bir durum, bir diyalog ile kolayca ortaya çıkarılır.

Bu geleneğin icrâ­sına ilişkin görünümler esas alınarak gördüğü işlevler şöyle sıralanabilir:

1. İcrâ ortamlarından da açıkça görüldüğü gibi, türkü söyleme ve atma türkü geleneği Doğu Karadeniz halkının günlük yaşamı, hayatın geçiş dönemleri, belirli mevsim ve zamanlara bağlı olarak düzenlenen tören ve eğlencelerin vaz­geçilmez ögelerinden biridir. Bu görünüm, türkülerin esas olarak eğlendirme işlevine yönelik olarak söylendiğini göstermektedir. Ayrıca, türkülerin içerdiği şakalaşma sözleri ile örülü anlatımı, tören bağlamındaki eğlendirme işlevinin ötesinde bir eğlendirici olgudur.

2. Atma türkü geleneğinin icrâ ortamındaki başlıca işlevlerinden biri de, Doğu Karadeniz bölgesi dansları olan horonlara eşlik etmesidir. Bölgede icrâ ortamlarından anlaşıldığına göre, dans-türkü çoğunlukla beraber icrâ edilmekte­dir. Türkülerin dansların ritmine uygun olması[17], daha doğrusu dansların akışını sağlayan bir ritm kazandırması gerekmektedir. Bu olgu, bölgede dans[18] ve atma türkü geleneği ilişkisinin[19] önemini ve bu iki unsurun dâimâ etkileşim içinde olduğunu göstermektedir ki, bu konu müstakil bir araştırma konusu olmalıdır. Söz konusu etkileşimi gösteren durumlardan biri şudur: Ritm konusunda olduğu gibi, türkülerin söylenme/yaratılma süreleri de, dans süresinin uzunluğu konu­sunda belirleyici olabilmektedir.

3. Atma türkü söyleme geleneği aynı yerde yaşayan kişiler arasında bir diyaloğu başlatmakta ve geliştirmektedir. Bu diyalog yaş, cinsiyet, statü gibi faktörlere bağlı olarak farklı amaçlara yönelik olabilmektedir. Örneğin, genç kızlar ve delikanlılar arasındaki atışma yoluyla karşı cinsler arası bir iletişim sağlanmaktadır. Bu durum, diğer özelliklere sahip kişi ve gruplar arasında yay­gın ve geçerlidir. Dolayısıyla, bireyler arasında yatay ve dikey biçimlerde yaygın ve etkin bir iletişim kurulmakta ve böylece, toplumda, kişiler ve gruplar arası yakınlıkların ve kaynaşmaların gerçekleşmesi sağlanmaktadır.

4. Atma türkü, diyaloğu başlatma vesilesi olmasının yanı sıra, kişilerin duygu ve düşüncelerini karşısındakilere ifâde etme imkânı vermektedir. Düğün­lerde, yayla yollarında, bağ-bahçe işlerinde, asker uğurlamada veya günlük hayat içinde kişiye veya kişilere söylenilmek istenenler bu tarz ile rahatlıkla söylene­bilmekte, böylece türkü belirli bir mesaj vermektedir. Ayrıca bu sûretle, ifâde edilmek ihtiyacı ve isteği duyulan duygu, düşünce ve izlenimler, söz ve ezginin bütünleştiği belirli bir form ve üslûp ile ifâde imkânı bulmaktadır.

5. Belirli form ve üslûp ile dile getirilen söyleyişler, aynı zamanda bölge hal­kına sanatsal yaratım fırsatı vermekte, böyle bir ihtiyacı karşılamakta ve böylece estetik duyguyu geliştirmektedir. Geleneğin devamlılığı açısından bakıldığında, geleneğin icrâcılarına ve gelenek çevresinde yaşayan bölge halkına estetik tecrü­beler kazandırmakta ve belirli söz ve ezgi kalıpları yoluyla bu tecrübelerin ku­şaklar arası aktarımı mümkün olmaktadır.

6. Geleneğin icrâ ortamlarına bakıldığında, atma türkü geleneğinin sosyo-psikolojik işlevlere sahip olduğu kabul edilmelidir. Bu işlev her şeyden önce, gerek icrâcı/yaratıcı, gerekse dinleyici/seyirci olsun, toplumca paylaşılan bir geleneğin toplumun bireylerinde yarattığı ait olma duygusudur. Bunun yanı sıra, türkü yaratıcıları ve çoğu zaman türkü ile birlikte gerçekleşen dans icrâsındaki icrâcılar açısından düşünüldüğünde, ait olma duygusundan da öte, bir sosyal ortam içinde başarı kazanma hissi de yaşanacak, mevcut topluluğun, atışmalarda başarı kazanan bu kişilere göstereceği güven ve takdir tutumu, onların topluluk içindeki saygınlıklarını pekiştirecek, sosyal prestij kazandıracaktır. Böylece, bir topluluğa mensup, geleneği çeşitli ölçülerde paylaşan <icrâcı veya seyirci> üyeler bu vesile ile, olumlu anlamda sosyal-psikolojik tecrübeler yaşayacaklardır. Bölgede, şâirler arasında yapılan yarışma niteliğindeki atışmalar, bu konuda teyid edici bilgiler vermektedir (Bkz. Kazmaz 1975).         

7. Türkülerin işlevlerinden[20] hareketle, atma türkülerin işlevlerini şöyle özetle­yebiliriz: Türküler vasıtasıyla birey, bilinç ve bilinçaltı düzeyde kendi kül­türünün kökleriyle teması sürdürebilmekte; bu türküler yoluyla kişi, kendi kültü­ründeki doğal etkinliklere hazırlanabilmekte, dinleyicilerin yurtlarına karşı bes­ledikleri duyguları kuvvetlendirip onlarda, bir güvenlik duygusu oluşturabilmek­tedir. Ayrıca, etnomüzikologlarca, türküler için yaygın bir şekilde kabul edildiği gibi, halkın bilinçaltı fantazileri için bir çıkış yolu sağlamaktadır ki (Ferris 1997: 87-93); bu durum, özellikle karşı cinsler arası söylenen atma türkülerin bir ço­ğunun sözlerinden de anlaşılmaktadır. Bu bağlamda folklorun dört temel işle­vinden (Bascom 1965: 279-298) hareketle söyleyecek olursak, atma türkü icrâ geleneği hoş vakit geçirme, eğlendirme, toplumsal kurum ve değerlerin güçlenip köklenmesi, eğitim ve kültürün gelecek kuşaklara aktarılması, toplumsal ve kişi­sel baskılardan kaçıp kurtulma mekanizması sağlama (Çobanoğlu 1999:224) işlevlerine sahip yaygın bir gelenektir.

Türkülerden hareketle, müziğin genel anlamda evrensel işlevine değinen bir Alman etnomüzikoloğun ifâde ettiği gibi “müzik çevre sorunlarını çözücü, hatta üstesinden gelici işlevleriyle evrensel bir nitelik taşır. Bunun yanı sıra, insanın algılama mekanizmasının biyolojik ve psikolojik temellerini atar. Çeşitli dünya görüşleri, değer sistemleri ve yaşam biçimlerinin belirlediği toplumsal ve kültürel bir süreçtir” (Brandl, Rösing 1997:27). Bütün bu tespit ve değerlendirmelerin doğruluğu Doğu Karadeniz bağlamında yapmış olduğumuz bu sınırlı çalışma içinde de bir kez daha görülmüştür.

Sonuç olarak, Doğu Karadeniz bölgesi halkının günlük hayatı içinde, tören ve eğlencelerinde yer alan atma türkü icrâ geleneğini eğlendiren, danslara eşlik eden, kişiler ve gruplar arasında diyaloğu ve uzlaşmayı sağlayan, sosyal kimliğin ifâde edilmesine imkân veren, icrâcılarına sosyal prestij kazandıran, onları yurt­larına bağlayarak güvenlik ve ait olma duygusu yaratan, estetik duyguyu tatmin eden ve nihâyet kültürü kuşaktan kuşağa taşıyan sanatsal bir iletişim formu ola­rak değerlendirebiliriz.

 


Kaynakça

 

Alas, Gürsel. 2001. 1960 Akçakoca doğumlu, serbest meslek sahibi, Rize ili Hemşin ilçesinden olan kaynak kişiyle 9 Mart 2001 tarihinde Ankara’da yapılan gö­rüşme notları. Derlemenin yazılı kaydı F.G.M. arşivindedir.

AnD, Metin. 1964. Türk Köylü Dansları. İstanbul: İzlem Yayınları.

Bascom, William. 1965. “Four Functions of Folklore”. The Study of Folklore. Ed. Alan Dundes. N.J., Englewood Clifts: Printice-Hall Inc. s.279-298.

Brandl, Rudolf Maria, H. Rösing. 1997. “Kültür Psikolojisi Üzerine Görüşler. (Musik-Psychologie. Hamburg 1993). Çev. Sinemis Sun. ...Ve Müzik, 1: 15-28. (Hecettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Dergisi)

Bilgin, Muhammet. 1998. “Artvin Yöresi Müziği ve Mahalli Sanatçılar”. (Ba­sılmamış Lisans Tezi) Ankara: Hacettepe Üniversitesi.

Çebi, Hakan Yılmaz. 1993. “Trabzon İli Sürmene İlçesi Halkbilimi (Folklor) De­ğerleri”. (Basılmamış Lisans Tezi). Ankara: Hacettepe Üniversitesi.

Çelik, Ali 1990. “Rizeli Şâirlerle Bir Sohbet”. Milli Folklor, 7: 48-51.

Çelik, Ali 1992a. “Trabzon Manilerinde Sosyal Hayat”. Milli Folklor, 13: 39-42.

Çelik, Ali. 1992b. “Trabzon Manilerinde Sosyal Hayat”. Milli Folklor, 14: 22-25.

Çelik, Ali. 1997 “Yaşayan Bir Atma Türkü Şairi Osman Efendioğlu ve Atma Türkü”. V. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Halk Edebiyatı Seksiyon Bildiri­leri, I. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 177.

Çelik Ali. 1999. Trabzon-Şalpazarı Çepni Kültürü. Trabzon: Trabzon Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayınları:8.

Çobanoğlu, Özkul. 1999. Halkbilimi Kuramları ve Araştırma Yöntemleri Ta­rihine Giriş. Ankara: Akçağ Yayınları, Folkloristik Dizisi:1.

Demirsipahi, Cemil. 1975. Türk Halk Oyunları. Ankara: İş Bankası Kültür Ya­yınları.

Elçin, Şükrü. 1986. Türk Halk Edebiyatına Giriş. Ankara: Kültür Bakanlığı Ya­yınları.

Ferrıs, William R. (1997), "Halk Şarkıları ve Kültür: Charles Seeger ve Alan Lomax". (Çev.:F. Gülay Mirzaoğlu), Milli Folklor V, 34: 87-93.

Gazimihal, Mahmut Ragıp. 1991. Türk Halk Oyunları Kataloğu, I. Ed. Nail Tan, Ahmet Çakır. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.

Gazimihal, Mahmut Ragıp. 1997. Türk Halk Oyunları Kataloğu, II. Ed. Nail Tan, Ahmet Çakır. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.

Gazimihal, Mahmut Ragıp. 1999. Türk Halk Oyunları Kataloğu, II. Ed. Nail Tan, Ahmet Çakır. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.

Gedikli, Fethi. 2001. Trabzon ilçesi Akçaabat köyünden, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Doçent olan kaynak kişi ile 5 Mayıs 2001 tarihinde yapılan gö­rüşme notları.

Gönüllü, Gani. 2001. Rize ili Çayeli ilçesinden, 1961 doğumlu, Çaykur’da memur olarak çalışan kaynak kişi ile 5 Mayıs 2001 tarihinde yapılan görüşme notları.

Gülensoy, Tuncer. 1985. Trabzon Yöresi Türküleri. İstanbul: Anadolu Sanat Yayınları.

Günay, Turgut. 1976. “Doğu Karadeniz Bölgesinde Atma Türkü Geleneği”. I. Uluslar arası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, II: 73-83.

Günay, Turgut. 1983. “ Türk Halk Şiirinde İlk “Deyişme” (Müşâare) Örnekleri”. Şükrü Elçin Armağanı. (Ed. U. Günay, A. Güzel, D. Yıldırım). Ankara: Hacettepe Üni­versitesi Edebiyat Fakültesi Armağan Dizisi:1.

Günay, Umay. 1986. Âşık Tarzı Şiir Geleneği ve Rüya Motifi. Ankara: Türk Ta­rih Kurumu Basımevi, Atatürk Kültür Merkezi Yayını:16.

Kaya, Azat. 1992. “Rize Taşköprü Köyünde Atma Türkü Geleneği ve Atma Tür­külerden Bazı Örnekler”. Halk Kültüründen Derlemeler. Ankara: Kültür Bakanlığı HAGEM Yayınları:170: 90-109.

Kazmaz, Süleyman 1975. Rize Halk Şâirleri. Ankara: Gül Yayınevi, Pars Mat­baası.

Lomax, Alan. 1968. Folk Song Style an Culture, Washington D.C.: American Association for the Advancement of Science, Publication No.88.

Mirzaoğlu, F. Gülay. 2000. “Zeybek Türküleri ve Dansları.” (Basılmamış Doktora Tezi) Ankara: Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Mirzaoğlu, F. Gülay. 2000. “Müzikâl Ses ve Hareketin Gücü: Zeybek Dansla­rının İşlevleri”. Folklor/Edebiyat, 4, 24: 255-266.

Mirzaoğlu, F. Gülay. 2001. “Türkülerin İşlevleri ve Zeybek Türküleri”. Türkbilig, 2. (yayımda).

Onay, Nazmiye. 1996. “Rize İli Hemşin İlçesi Bahar Köyü Monografisi”. (Basıl­mamış Lisans Tezi). Ankara: Hacettepe Üniversitesi.

Öztürk, Ali Osman. 1993. “Ordu’da Söylenen Manilerden Örnekler ve Bir Ef­sane”. Milli Folklor, 18: 55-58.

Saygun, A. Adnan. 1937. Rize, Artvin ve Kars Havalisi Türkü, Saz ve Oyunları Hakkında Bazı Malumat. İstanbul: Numune Matbaası.

TANSES, Hamdi. 1997. Notalarıyla Karadeniz Türküleri. İstanbul: Say Yayınları.

Yavuz, Dilek. 2001. “Trabzon’da Atma Türkü Geleneği ve İcrâ Ortamları.” (Ba­sılmamış Öğrenci Ödevi). Ankara: Hacettepe Üniversitesi.

Yönetken, Halil Bedi. 1966. Derleme Notları I. İstanbul: Orkestra


[1]      Âşık tarzı şiir geleneğinde deyişme hakkında geniş bilgi ve örnekler için bkz. Günay 1986:36-91.

[2]      “Trabzon Yöresi türküleri” ve atma türküleri hakkında daha fazla örnek için bkz. Gülensoy 1985:17-38; Trabzon yöresi türkü ve mâni örnekleri için bkz. Çelik 1999:56-61, 64-101.

[3]      “Artvin yöresi Müziği ve Mahalli Sanatçılar” hakkında ayrntılı bilgi için bkz. Bilgin 1998.

[4]      Bu havanın notaya alınmış metni Gazimihal’in eserinde (1997:284) mevcuttur.

[5]      Burada üç dörtlüğü verilen bu türkünün metninin tamamı söz konusu kaynakta yer almakta­dır (bkz., Çebi:1993:95-97).

[6]      Rize bu şairler açısından öyle zengin bir yerdir ki, geleneğin buradaki yaygınlığını, bugün çevredeki bazı yer adlarından da anlamak mümkündür. Örneğin, Rize ili Çayeli ilçesinin iki tarafından akan iki dereden birinin adı, “Şâirler deresi”, diğerinin adı da, “Âşıklar deresi”dir. Ayrıca, Çayeli’nde “Şâirler mahallesi” ve “Âşıklar mahallesi” adlı iki ayrı mahallenin de varlığı sözlü kaynaklardan tespit edilmiştir (Gönüllü 2001). Geleneğin Rize Taşköprü’deki durumu hakkında bkz. Kaya 1992:91-109.

[7]      Trabzon’un Yomra ilçesinde “Kadın Cuması” denilen bu toplantıya, Sürmene ilçesi civarı köylerinde “Cumalık” adı verilmektedir (Çebi 1993:99).

[8]      Buzak: İnek yavrusu, buzağı.

[9]      Bugün, Akçaabat ilçesi Kuruçam köyünde yapılan “Yedileme” merâsimi, düğünden yedi gün sonra kız evinde yapılan, yalnızca kız ve erkek ailelerinin katıldığı yemekli bir toplantı görü­nümündedir. Aynı köy ve çevresinde bir de “Gerilik” denilen yemekli toplantı vardır ki, bu da düğünden 3-5 gün sonra kız evinde yapılan, her iki taraf aileler, yakınları ve komşuların çağrılı olduğu bir toplantıdır ve burada müzikli bir eğlence ortamı yaşanmaz (Gedikli 2001).

[10]    Got: Bir ağırlık ölçüsü birimi.

[11]    Gumul: Toplu, yığın.

[12]    Bu dörtlüğün hemen hemen aynı şekilde yaklâşık yüzyıl önce de söylenmekte olduğu, ver­diği ve yukarıda yer alan türkü dizelerinden anlaşılmaktadır. Karşılaştırma için bkz. Gazimihal 1997:231.

[13]    Söz konusu türkü metinleri için bkz., Çebi 1993:100-102.

[14]    Kangel, Sürmene ilçesine bağlı bir yayla. Bu civarda Kangel adlı üç ayrı yer adı vardır: Yukarı Kangel, Orta Kangel, Aşağı Kangel. Bu adın nereden geldiğine dâir rivayet ise, Sür­mene’li sözlü kaynaklara göre şöyledir: Buralarda Ruslar ile savaşılmıştır ve bu savaşta çok kan aktığı için bu yerlerdeki savaş manzarasını anlatmak için “Kan gölledi” deniliyor; zamanla bu yerin adı Kangel oluyor.

[15]    Asker uğurlamada olduğu gibi, horonlu, türkülü bu şenlikler, askerlik bittiğinde de yapılır (Çebi 1993:89).

[16]    Bu metinler arasında farklı vesileler ile söylenmiş atma türkülerin değişik biçim özelliklerini gösteren bir çok örnek mevcuttur (Bkz. Kazmaz 1975).

[17]    Etnomüzikoloji araştırıcılarının bir çoğu, pek çok kültürde türkülerin ve genel olarak müzi­ğin dansa eşlik ettiğini, bu olgunun ise, dans ve müziğin aynı duygusal ve düşünsel kökler­den kaynaklanmasından ileri geldiğini ifâde etmektedirler (Bkz. Nettl 1964: 280-282).

[18]    Dansların işlevleri hakkında bkz. Mirzaoğlu 2000:225-266.

[19]    Dans ve müzik ilişkisi hakkında geniş bilgi için, Bruno Nettl (1964: 380-293) “Theory and Method in Ethnomusicology” ile, çeşitli bölümlerinde bu ilişkiyi irdeleyen çalışmalardan biri olan Alan Lomax (1968) “Folk Song Style and Culture” adlı çalışmalara bakılabilir.

[20]    Türkülerin işlevleri hakkında bkz. Mirzaoğlu (2001) “Türkülerin İşlevleri ve Zeybek Türkü­leri”.

 
< Önceki   Sonraki >
Copyright © 2009 Trabzon Türk Ocağı Resmi Sayfası.  Tasarım: ifteri.com . Our site is valid CSS Our site is valid XHTML 1.0 Transitional