| Trabzon Resimleri |
| Şehitlikte Tören |
| Eski Trabzon Resimleri |
| Karabağ |
Tarih-Dil - Edebiyat Sempozyumu Dil Kİtabı
Osmanlı Kültür Hayatında Trabzon'un Yeri Ve Trabzonlu Dîvân Şâirleri | Osmanlı Kültür Hayatında Trabzon'un Yeri Ve Trabzonlu Dîvân Şâirleri |
|
|
|
| Yazar Zehra GÖRE | |
| Wednesday, 30 January 2008 | |
|
Şehirler de tıpkı insanlar gibi sahip oldukları kültürel değerleri ve kendine mahsus özellikleriyle birer kimlik taşırlar. Bu kimliğin tespiti de ancak o yere ait kültür varlıklarının ve değerlerinin ortaya konması ile mümkündür. Uzun tarihî süreci içerisinde pek çok farklı kültürlerin merkezi olan, birçok uygarlığın egemenliğine giren, imparatorluklara başkentlik yapmış olan Trabzon Anadolu’nun olduğu kadar belki de dünyanın en eski şehirlerdendir. Şemseddin Sâmi bu şehrin Eski Yunanistan’ın en eski beldesi olan Mora’daki Argos kentinden daha eski olduğunu ve en aşağı milattan iki bin yıl önce kurulduğunu söylemektedir. Stratejik konumu nedeniyle tarihî ipek yolunun uğrak limanı olmuş, ticarî amaçlı gezginlere ev sahipliği yapmış, rönesans dönemi ünlü filozoflarının (Trabzonlu Georgius) memleketi olmuş, manastırları ve kiliseleriyle hıristiyan dünyası için önem arz etmiş, Kanturalı Bey Hikâyesiyle Dede Korkut oğuznâmelerine girmiş, kısaca daima her dönem dikkatleri üzerinde toplamış bir şehirdir Trabzon. Yukarıda ifade etmeye çalıştığım gibi üst üste uygarlıklara beşik olan şehir, nihayet 26 ekim 1461’de Evliyâ Çelebi’ye göre 70 gün süren bir kuşatma sonucunda Fâtih Sultân Mehmet tarafından Osmanlı hâkimiyetine dâhil edilmiştir. Fâtih, havasının ve suyunun güzelliğinden hazzederek buraya “Tarab-efzûn” demiştir. Evliyâ Çelebi de bunu haklı göstermek için “ Hakkâ ki tam ıyş u işret yeridür.” der. Böylece Trabzon Doğu ve Orta Karadeniz kıyı şeridini içine alan büyük bir eyalete merkez olmuştur. Şehrin ilk valisi Hızır Bey’dir. Yavuz Sultân Selim de tahta çıkmadan önce burada valilik yapmıştır. 6 Teşrin 1494’te daha sonra dünyanın Muhteşem Süleymân olarak tanıyacağı Yavuz’un oğlu Kanûnî Sultân Süleymân burada dünyaya gelmiştir. Burada kültür hayatının nasıl tesis edildiği meselesine gelince; XV. ve XVI. yüzyıllarda Osmanlı edebiyatı başlangıçta Edirne sonra da İstanbul’da neşv ü nemâ etmiştir. Fakat bunun yanı sıra Rumeli ve Anadolu’da bazı merkezlerde de teşekkül etme imkânı bulmuştur. Bu imkânı hazırlayan başlıca âmil ise 15 -18 yaşlarına geldiklerinde şehzâdelerin Anadolu’daki bazı şehirlere sancak beyi olarak gönderilmeleridir. Şehzâdeler saraylarında kendilerine hizmet eden şâirleri himaye etmiş böylece şehzâde saraylarında bir edebî muhit oluşmuş ve şehzâde sancağı denilen bu merkezler küçük birer başkent görünümü kazanmışlardır. Böyle olmakla birlikte Trabzon, Fâtih Sultân Mehmet tarafından alındıktan sonra şehzâde sancaklığı yapan Bursa, Manisa, Konya, Kütahya, gibi diğer iller yanında ikinci derecede kalmış uzun zaman önem kazanamamıştır. Burada sadece Yavuz Sultân Selim şehzâde sancaklığı yapmış onun zamanında da bu şehir tam bir Osmanlı şehri kimliğini kazanmıştır. Yavuz himaye ettiği âlim ve şâirlerle oğlu Kânûnî Sultân Süleymân zamanında inkişaf edecek dîvân edebiyatının zeminini hazırlamıştır. Eski Türk Edebiyatı sahasında şehir monografisi çalışmalarının az olması dikkat çekici bir durumdur. Buradan hareketle, dîvân şiirinin panoramasını ortaya koyabilmek için bu panoramayı oluşturan unsurları tek tek ele almak gereklidir. Dîvân edebiyatı sadece İstanbul ve çevresinde var olmadığına göre, şehirlerde meydana getirilen edebiyatın dîvân şiirine katkısını ölçebilmek üzere şehirlerin sahip olduğu kültür değerleri tespit edilmeli ve bu yerlere ilişkin bilgi yaygınlaştırılmalıdır. Tarih boyunca Türk dünyasının önemli kültür merkezlerinden biri olan Trabzon kültür dünyamıza çok sayıda ilim adamı, şâir, devlet adamı, sanatkâr hediye etmiştir. Bu bildiriyle yukarıda saydığımız sebeplerden dolayı şehrin bir monografisini hazırlamaya çalışarak şiir tarihi açısından konumunu ortaya koymayı amaçladık. Trabzon’un Osmanlı kültürüne şiir alanında kazandırdığı şahsiyetleri tespit edip şiirlerinden birer numune vermeyi düşündük. Bildirimize başlangıçta sadece şuarâ tezkireleri kaynaklık edecekti. Ancak daha sonra tezkirelerde ismi olmayan fakat başka kaynaklarda Trabzonlu olarak zikredilen şâirler olduğunu gördük. Bu yüzden kaynaklarımızı ve hem de zaman dilimi olarak şâirler yelpazesini biraz daha genişlettik. Buna göre Sehi’den itibaren Fatin’e kadar tezkire türünün hemen hemen bütün eserleri ile Mehmed Süreyya’nın Sicill-i Osmânî, Bursalı Mehmed Tâhir’in Osmanlı Müellifleri, Şemseddin Sâmi’nin Kâmusu’l-Alâm, İbnülemin Mahmud Kemal’in Son Asır Türk Şâirleri gibi daha muahhar zamanlarda yazılmış bazı biyografik eserlerden de faydalanarak Trabzon’da doğmuş şâirleri tespit etmeye çalıştık. Doğum yeri Trabzon olmayan fakat bu şehirde bir müddet bulunan ve buradaki edebî muhite katkıları olan şâirleri de ismen zikretmeyi uygun bulduk. Şu halde sıralamaya önce Trabzonlu olmayan ama burada yaşamış şâirlerden başlayacak olursak: Yavuz Sultan Selim’in şehzâdeliği sırasında yanında bulunan ve Trabzon’da itibar gören en önemli isim Halîmî Çelebi’dir. Nitekim ölünceye kadar Yavuz’un yanından ayrılmamıştır. Yine Abdülvehhâb Çelebi ile onun musâhibi Revânî de aynı derecede itibar gören şâirlerden olmuşlardır. Şehidî Acem Kâsım ve Bursalı Şevki de şehzâde Yavuz’un Trabzon’daki muhitine dahil olan şâirlerdendir. Ayrıca Bu muhitte şehzadenin iltifatına mazhar olmuş başka bir şâir de Hayâlî olmuştur. Şâir aynı zamanda Yavuz’a defterdarlık da yapmıştır. Trabzonlu şâirlere geçmeden önce burasını bir kültür merkezi haline getiren hükümdar şâirleri de anmak gereklidir. Onlar belki de buradaki kültür muhitini tesis edenler olarak en mühim halkayı teşkil ederler. Diğer taraftan onlar sadece çevrelerindeki âlim ve şâirlere iltifat ve itibar göstermekle kalmamışlar bir dîvân şâiriyle boy ölçüşecek nitelikte ve nicelikte şiirler yazmışlardır. Bunlardan Avnî mahlaslı Trabzon’un fâtihi Sultan II. Mehmed hükümdarlığının yanı sıra şiir söylemenin inceliklerini bilen, devrin kuvvetli ve kudretli şâiri olarak çıkar karşımıza. Trabzon’da şehzâde olan Yavuz’un da Selimî mahlasıyla şiirler yazdığını ve Farsça bir dîvân teşkil ettiğini görüyoruz. Trabzon’da doğan ve şâirliğinde, mahlası olan Muhibbî kelimesiyle müsemmâ olacak biçimde ince duygular terennüm eden Kanûnî ise dîvân şiirine hafızalardan silinmeyecek beytler söylemiştir. Tezkirelerde “...âb-rûy-ı savâhil-i bahr-ı siyeh olan şehr-i tarab-efzûn ...” veya “...şehr-i ni’met-efzûn...” olarak tavsif edilen Trabzon’da doğmuş ya da yine tezkirelerin ifadesiyle “ mevlid-i aslîsi ” Trabzon olan 29 şâir tespit ettik. Bunlardan 15 tanesini tezkireler kaydeder, diğerlerini de yukarıda bahsettiğimiz kaynaklardan öğrendik. Şimdi kronolojik olarak bu şâirlere bir göz atıp onları en karakteristik özellikleriyle tanıtmaya çalışacak olursak, Trabzonlu şâirlerin belki de en tanınmışı olan Figânî Ramazan Çelebi’den başlayabiliriz. Figânî Kanûnî devrinin çok kabiliyetli bir o kadar da talihsiz şâiridir. Sadrazam İbrahim Paşa hakkındaki bir kasidesi Fuzulî’nin zannedilip Fuzulî dîvânına alınacak kadar ilgi görmüştür. Orijinal buluşları, ince hayalleri, üslûp güzelliği ile dikkat çekici bir şahsiyettir. Şehzâde Mustafa’nın sünnet düğünü için yazdığı kaside-i sûriyye ile şöhret bulmuştur. Onun bu denli meşhur olması etrafında hasetlik duygularının oluşmasına sebep olmuş, böyle bir sırada At meydanında İbrahim Paşa sarayının karşısına dikilen heykeller dolayısıyla söylediği : Dü İbrâhim âmed be-deyr-i cihân Yekî büt-şiken şüd yekî-büt-nişân (Dünyaya iki İbrahim geldi, biri putları kırdı, öteki put dikti.) hiciv beyti de onun sonunu hazırlamıştır.Ancak kesin olmamakla birlikte, kaynaklara bakarak, kuvvetli bir ihtimalle bu beyit Figânî’ye ait değildir, hadise ona kara çalınmasından ibarettir. Figânî’nin ömrü maalesef bir dîvân tertip etmeye yetmemiş şiirleri dağınık kalmıştır. Buna rağmen kaynakların ittifak ettiği husus ise eğer yaşasaydı büyük şâirler ile aynı değerde itibar göreceği idi. XVI. yüzyılın bir başka şâiri Tâbî-i Büzürg sanıyla tanınan, musikî-şinâs ve usta şâir Tâbî’dir. Âşık Çelebi şâiri “zemânede hûb-âvâz u nagme-sâz u terâne-perdâzlıkta bî-hem-tâdur.” diye tavsif eder ve özellikle musiki de maharetini metheder. Bu matla şâire aittir: Gülgûnî kabâ ol büt-i sîmîn-beden üzre Berg-i gül-i hamrâ gibidür yâsemen üzre Asıl adı Yahya olan ve II. Selim zamanında yaşayan Müderrisî, bu mahlası semâniyye medreselerinde müderrislik yaptığı için almıştır. Beşiktaşlı Yahya Efendi diye tanınmıştır. Kanûnîyle aynı haftada doğmuştur, Sicill-i Osmânî’ye göre aralarında süt kardeşliği vardır. Vefatına kadar Beşiktaş’ta bahçesinde oturup ibadet etmiştir. Bahçesinde medrese, hamam, mescid, çeşme yapmıştır.Bina ile vakit geçirmiş, itiraz edenlere,
Cihânın ziynetine aldanup halk Kızıl yaşılca yapragile oynar Müderris şimdi oglancık olıdur Beşiktaşında topragile oynar
diye cevap vermiştir. XVI. yüzyılın başka bir şâiri Sırrî-i Sânî ya da Muzaffer Sırrî’sidir. Sultan III. Murad’ın şehzadeliğinde hizmetinde bulunmuş ve padişah olduğunda da cülûsunda dîvân kâtipliğine tayin edilmiştir. Genç yaşta ölmüştür. Ayrıca hat sanatında da kabiliyeti olan bir zattır. Şiirleri güzeldir. Bu matla şâirindir: Kanı hâk-i rehün âhumla berbâd itdügüm demler Anılmaz mı ser-i kûyunda feryâd itdügüm demler
Trabzon’da doğan XVI. yüzyıl şâiri Haydar da şiire kabiliyetli bir zat olup, kadıdır.
İnleyen tâ subha dek sen peyker-i meh-pâreden Agladım ahşama dek eşkim gibi seyyâreden matlaı Haydar’ındır. Bu şâir ile çağdaş Fahrî, Bursa kadısı iken vefat eden Ece-zâde Muhammed Çelebi’nin oğludur. Babası, Yavuz Trabzon’da iken burada kadılık yapmış, Fahrî de burada dünyaya gelmiştir. Aynı zamanda Kanûnî ile süt kardeşliği vardır, birlikte büyümüşlerdir. Bu yüzden Kanûnî, Fahrî’yi bizzat himaye etmiştir. Sahn müderrisi iken genç yaşta ölmüştür. Çok kabiliyetli fazilet sahibi, nazik tabiatlı, hoş bir genç olarak tanımlanmıştır. Bu matla şiirlerindendir: Cemâlün mushafın etfâl-i eşk-i çeşmim ey dilber Okurlar mekteb-i hüsnünde dâim su gibi ezber
XVI. yüzyılda zikredeceğimiz son şâir Ârifî’dir. Asıl adı Muhammed olup Ma’rûf Çelebi diye tanınmıştır. Müderristir. Sinan Paşa’ya hocalık yapmıştır. Bayramiyye tarikatine mensuptur. Hüseyin Vâiz’in Reşehât’ını tercüme etmiştir. Mısır’da kadılık ettiği sırada ölmüştür. Mutasavvıf bir şâirdir. Ayrıca muamma söylemede isim yaptığı kaynaklarda belirtilmiştir. Bu beyit Ârifî’ye aittir: Atma hadeng-i gamzeni her bi-nevâlara Çekdürme bâr-ı mihneti bu kaddi yâlara
XVII. yüzyılın ileri gelen şâirlerinden zarif, nüktedan bir adam olan Tıflî Ahmed Çelebi, daha çocuk sayılacak bir yaşta güzel manzumeler yazdığından Tıflî mahlasını almıştır. Evliya Çelebi boyunun uzunluğundan dolayı şâire Leylek Tıflî dendiğini kaydeder. Şairliğinin yanı sıra şeh-nâmehânlık ve meddahlıkla da meşhurdur. Zekâsı, hazırcevaplığı ve nükteli fıkralarıyla tanınmıştır. Diğer taraftan mahir bir hattattır. Müretteb dîvânı ve bu dîvânında bir de sakinamesi vardır. Yeni mazmunlar bulmada başarılıdır.
Bülbül-i bî-çareyi öldürmek isterler meger Hâteminde zehr saklar gonce-i nev-resteler matlaı Tıflî’nindir.
Kaynaklar XVII. yüzyılda başka şâir kaydetmezler. Ancak bu XVII. yüzyılda başka şâir olmadığı anlamına gelmez. Şimdilik mevcut kaynaklarda tesadüf edilememiştir ya da kaynaklara geçecek kadar kuvvetli şâirler bu yüzyılda yoktur, diye düşünebiliriz. Sâlim Mehmed Efendi XVIII. yüzyılda yaşamış Trabzonlu şâirlerdendir. Katiplik, defterdarlık, rûznamecilik gibi çeşitli görevlerde bulunmuştur. Hint elçisi olup yolda iken vefat etmiştir. Faziletli ve irfan sahibi bir zat olup hem şiirleri hem nesirleri vardır. Fuzûlî’nin Rind ü Zahid’ini tercüme etmiştir. Ancak münşîlik endişesiyle kaleme alındığından aslından çok ağır ve külfetli bir Türkçe’yledir. Aynı zamanda hattattır. Sâlim’in çağdaşı İlmî, bir süre müderrislik yaptıktan sonra, Haremeyn müfettişi olmuştur. Pek çok öğrenci yetiştirmiştir. Arapça ve Türkçe şiirler yazmış âlim ve fazıl bir zattır. Bu beyt şâire aittir: Levh-i kaderde münşî-i takdîr yazdığı Mecmua-i cihânda bir gün ayân olur
Asıl adı Ahmet olan XVIII. yüzyıl şâiri Fevzî Ofludur.Kırimî Mehmed Efendi’nin damadıdır. Bu yüzden Kırimî Damadı diye tanınmıştır. Aynı zamanda müderristir. Üç dilde de şiir söyleyebilen şâir özellikle Arapça şiir söylemede maharetlidir. Bu yüzyılda şiir yazmada kabiliyeti olan ancak aslında vakanüvis olarak tanınan Enverî Sadullah Efendi’den kısaca bahsetmek gerekirse, dürüst, iffetli, Arapça ve Farsça’da bilgili, teşrifatçılık, tezkirecilik, baş muhasebecilik yapmış bir zattır. Enverî tarihi tanınmıştır. Surûrî’nin “Enverî’nin ide pür nûr mezârın Mevlâ” mısraının delalet ettiği tarihte İstanbul’da vefat etmiştir. XVIII. yüzyılın bir diğer şâiri Şakir Ahmed Paşa, Mora valiliği yapmıştır.Daha sonra yerleşmiş olduğu Gelibolu’da vefat etmiştir. Esmâ-i Hüsnâ ve Kur’an sureleri ile Peygamberin nesebini manzum olarak yazdığı eseri Takvim-hâne-i Âmire’de basılmıştır. Bunlardan başka ‘Add-i Âyi’l-Kur’an isminde Kur’ân-ı Kerim’in âyetlerinin sayısı hakkında bir manzumesi vardır. Âlim bir şâirdir. Şiirleri ârifâne ve hakimânedir.
Çek halâikden eli kat’ et alâikden dili Şâkirâ imdâd-ı Rabbânî sana besdür fakat beyti şâirindir. XVIII. yüzyılın son dönem şâirlerinden Tâlib, Trabzonlu Üçüncü-zâde Hüseyin Ağa’nın oğludur. Askeriyeye girmiş bir süre sonra azledilmiştir. Fatin tezkiresinini kaydettiğine göre aklî dengesini bozmuş bu yüzden İstanbul’a Dâr-ı Şifâya gönderilmiştir. Dîvân olacak kadar şiiri vardır. Memleketinde “Atâ” mahlasıyla meşhur olmuştur.
Her şeb ol meh bende mihmân olsa da mâni degil Ger behâsı vuslatın cân olsa da mâni degil matlaı şâirindir ve buna bakarak şiirinin akıl dolu olduğuna hükmetmek mümkündür. Asıl adı Hasan olan Yaver Efendi de Trabzonlu şâirler zümresindendir. Dîvân kalemi halifelerinden olup dîvân kâtipliği ve Yanya tahrirat kâtipliği yapmıştır. Sultan Abdülmecid devrinde vefat etmiştir.
Ey rûy-ı verd-i hande-i gülzâr-ı zîb-edâ Âdâb-ı nâz-ı mevhibe olmak gerek sana beyti Yâver’indir. Trabzon’da doğan Rıza Paşa’ da XVIII. yüzyıldadır, çeşitli memuriyetlerde bulunduktan sonra vezirlik rütbesiyle Halep valiliğine atanmıştır. Bağdat’ı kölemen idaresinden kurtarma başarısından dolayı Bağdat valiliğine tayin olmuş bir süre sonra Şam valiliğine nakil edilmiş burada ölmüştür. Şam’da Bilâl-i Habeşî’nin türbesi yakınında medfundur. Akıllı, gayretli, tedbirli, kâmil bir zat olan Rıza Paşa’nın şâirliği de dikkat çekicidir. Bu güzel matla onundur: Âmed ü reft-i hayâl-i vuslatsın ey serv-i kadd Körfez-i deryâ gibi sînemde eyler cezr ü medd
Trabzonlu şâirlerden dîvân şiirinin son temsilcileri olarak kabul edeceğimiz isimleri de şöyle sıralayabiliriz: Malkoç-zâde Hacı Fehmi ya da sadece mahlasıyla Fehmî, Trabzon bidayet mahkemesi azasındandır. Müretteb bir dîvânı olduğu söyleniyor. Şiirleri çoğunlukla şûhânedir. Trabzon’da medfun şâirlerdendir.
Harâb-ı bâde-i aşka gelir mi Fehmî humar Binâ-yı zevkı yerinde metin eder de içer beyti Fehmî’nindir. Demirci-zâde namıyla bilinen Mehmed Avnî Efendi de Trabzon’un söz söylemekte usta ve önemli şâirlerindendir. Hemşehrisi Tâlib ile müşterek bir gazeli vardır. Gazelin ilk beyti şudur: T. Maksad ancak ârızındır bedr-i kâmildir deyu A. Mihre bakmam ey ızâr-ı mâh zâildir deyu Bu beytin ilk mısraı Tâlib’e ikinci mısraı Avnî’ye aittir. Agâh Osman Paşa, Trabzon valisi hazinedar-zâde Osman Paşa’nın kavasbaşısı Mustafa Ağa’nın oğludur. Şiirleri hakimâne ve mutasavvıfânedir. Ömrü şiir ve edeble geçmiş pek çok şâirden daha güzel şiir söylemiştir. Bülbül-nâme isminde bir manzum risalesi ve dîvânı vardır. Ankara’da Hacı Bayram Veli civarında medfundur. “Pâresiz” redifli uzun manzumesi meşhurdur. Bu beytler şiirdendir: Gam degildir kalsa da sofi-i şeydâ pâresiz Bulmak âsândır ona nan pâre zirâ pâresiz Koymasun Hakk rind-i mey-âşâmı amma pâresiz Neş’e bahş olmaz dile câm-ı musaffâ pâresiz Çâre yok def’i gamm ü emdûhe asla pâresiz
Fıtnat Hanım Trabzon’un bildiğimiz kadarıyla tek kadın şâiridir. Trabzon valisi Abdullah Paşa’nın kızıdır. Müretteb dîvânı vardır.Dîvân şiirine kadınca bir bakış açısı getirmemiş, geleneğin çizgisinden çıkmayarak duygu ve düşüncelerini erkek şâirler gibi dile getirmiştir. Hat sanatı ile de ilgilenmiştir. Özel hayatında da talihsiz bir hanımdır. Bu beyt onundur: Kim bilir derd ehlinin hâlin yine ehli bilir Kıl terahhum dîde-i giryâna Allah aşkına
Cûdî ya da İbrahim Cûdî Efendi, Trabzon İskender Paşa Medresesi müderrisi Yomralı Hacı Mehmed Efendi’nin oğludur. Trabzon müftülüğü yapmıştır. Trabzon’da vefat etmiştir. Mehmed Behçet Efendi, Trabzon tüccarlarından İsmail Efendi’nin oğludur. Mekke’de vefat etmiştir. Şiirleri 2 kaside, 20 gazel, 2 müşterek gazel, 1 lügaz, 1 Fârisî kıt’a, 1 Fârisî muhammes, 1 Türkçe muhammes, 26 tarih-i viladet ve vefattan müteşekkildir. Bu makta beyti, Şâiriyyetden eser yok bende ancak Behçetâ Şi’r ü inşâ mahz-ı mûtad-ı tabiattır bana şâirin kendi şâirliğini değerlendirmesi açısından dikkat çekicidir. İsmail Hakkı Bey yine Trabzonlu şâirlerden olan Âgâh Paşa’nın oğludur. Şiir mecmuası vardır. Kaside-i Bürde’ye Arapça tahmis yazmıştır. Eseri Türkçe’ye de tercüme etmiştir. Şiirleri tasavvufî ve hakimânedir. Nûş eden sahbâ-yı aşkın bezm_i rindân istemez Reng-i ruhsârın gören büllbül gülistân istemez beyti şâirindir. Trabzonlu Bahriye Nezâreti Hilmi Emin Efendi hem şâir hem nâsirdir. Nesri nazmından üstündür. Şiirlerinde hikemî unsurlar vardır. Hemşehrisi Âgâh Paşa’nın “pâresiz” redifli şiirini Ziya Paşa’nın Zafernâme’si tarzında şerhetmiştir. Münşeât-ı Külliyât-ı Divân-ı Hilmi, Manzun Durûb-ı Emsâl, Mahkeme-i Ye’s ü Emel eserlerindendir. Hafız Mehmed Zühdî Efendi üç dil edebiyatından haberdar irfan sahibi değerli bir şâirdir. Kendisi Kur’anı Kerim hafızlarından olup aynı zamanda hafız da yetiştirmiştir.Diğer Hafız Zühdî’den ayırd edilebilmek için şiirlerinde “Hafız” mahlasını kullanmıştır. Halvetî tarikatına mensuptur. İstanbul’a giderken Vakfıkebir önlerinde batan vapurda ailesiyle beraber boğulmuştur. Trabzonlu Hammâmî-zâde İhsan Bey, Zühdî Efendi vefatında şu beytleri söylemiştir: Şâir-i ârifdi Hâfız Zühdî-i deryâ-dil âh Eyleseydi bahr-ı felâketde garikân irtihâl
Mevce-i eşkimle yazdım cevherin târihini Zühdî Efendiye cây oldı yem-i gufrân bu sâl
Trabzonlu şâirler zümresinden zikredeceğimiz son zat Alaybeyi-zâde Hasan Naci Efendi’dir. “Neşîde” isimli bir şiir kitabı vardır.Şiir söylemekte kabiliyetlidir.
Sonuç olarak bu bildiriyle Osmanlı kültür hayatında Trabzon’un ne ölçüde temsil edildiğini tespite çalışarak buradaki kültür ortamını oluşturan şâirleri tanıtmak istedim. Bahsedilen bu şâirler ve eserleri üzerinde ayrıca çalışmalar yapıldığında bunların Osmanlı şiirine katkıları daha iyi anlaşılmış olacaktır.
Faydalanılan Kaynaklar
Akbulut, Ömer, Trabzon Meşhurları Bibliyografyası, Ticaret Odaları Matbaası, Ankara 1970 Altun, Kudret, Tezkire-i Mûcib, AKM Yayınları, Ankara 1997. Aşık Çelebi, Meşâirü’ş-Şuarâ (Meredith Owens) , London 1971. Beyâni, Tezkiretü’ş-Şuarâ, Haz. İbrahim Kutluk, TTK Basımevi, Ankara 1997. Bursalı Mehmet Tahir, Osmanlı Müellifleri, Matbaa-i Âmire, İstanbul 1333. Erdem, Sadık, Râmiz ve Âdâb-ı Zürefâsı, AKM Yayınları, Ankara 1994. Esrar Dede, Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviyye, Haz. İlhan Genç, AKM Yayınları, Ankara 2000. Evliya Çelebi, Seyâhatname, Üç-Dal Neşriyat, İstanbul 1976. Fatin, Hâtimetü’l-Eşâr, İstanbul 1271. İnal, İbnülemin Mahmut Kemal, Son Asır Türk Şâirleri, Dergah Yayınları, İstanbul 1988 İpekten, Haluk, vd., Tezkirelere Göre Dîvân Edebiyatı İsimler Sözlüğü, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1988. ___________, Dîvân Edebiyatında Edebi Muhitler, MEB Yayınları, İstanbul 1996. İsen, Mustafa, Latîfî Tezkiresi, Akçağ Yayınları, Ankara, 1999. ___________, Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı, AKM Yayınları, Ankara 1994. ___________, Ötelerden Bir Ses, Akçağ Yayınları, Ankara 1997. ___________, Sehi Bey Tezkiresi, Akçağ Yayınları, Ankara 1988. İsmail Belig, Nuhbetü’l-Âsâr li-Zeyli Zübdeti’l-Eşâr, Haz. Abdülkerim Abdülkadiroğlu, Ankara 1985. Karahan, Abdülkadir (Prof. Dr.), Figânî ve Dîvânçesi, İstanbul 1966. Kınalızade Hasan Çelebi,Tezkiretü’ş-Şuarâ, Haz. İbrahim Kutluk, TTK Basımevi, Ankara 1989. Mehmet Süreyya, Sicill-i Osmanî, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1996. Rıza, Tezkire-i Rıza, Der-Saadet Matbaası, 1312. Safayi, Tezkiretü’ş-Şuarâ, Millî Kütüp., No:FB.414. Sâlim, Tezkire-i Sâlim, İkdam Matbaası, 1315. Şemseddin Sami, Kamusu’l-Alâm (Tıpkıbasım), Kaşgar Neşriyat, Ankara 1996 Tolasa, Harun (Prof.Dr.), Sehî, Latifî, Âşık Çelebi Tezkirelerine Göre XVI. Yüzyılda Edebiyat Araştırma ve Eleştiri, Ege Ün. Edebiyat Fak. Yayınları, İzmir 1993. Tuman, Nail, Tuhfe-i Nâilî (Tıpkıbasım), Haz. Cemal Kurnaz, Mustafa Tatçı, Bizim Büro Yayınları, Ankara 2001. Usta, Veysel, Anabasis’ten Atatürk’e Seyahatnamelerde Trabzon, Serander Yayınları, Trabzon 1999.
|
|
| Son Güncelleme ( Sunday, 10 February 2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|