Trabzon Türk Ocağı Resmi Sayfası ...... .................. Trabzon Türk Ocağı Resmi Sayfası

Increase font size  Decrease font size  Default font size  Skip to content
Trabzon Türk Ocağı İnternet Sayfasına Hoş Geldiniz
Anasayfa arrow Tarih-Dil - Edebiyat Sempozyumu Dil Kİtabı arrow Bağdatlı Rûhî'nin Terkîb-i Bendine Bir Nazire Daha: Trabzonlu İbrahim Cûdî'nin Terkîb-i Bendi
Bağdatlı Rûhî'nin Terkîb-i Bendine Bir Nazire Daha: Trabzonlu İbrahim Cûdî'nin Terkîb-i Bendi PDF Yazdır E-posta
Yazar Mustafa ASLAN   
Sunday, 10 February 2008
16. yüzyıl divan şairi Bağdatlı Rûhî'nin terkib-i bendi, sosyal çarpıklıkları tenkitçi bir zekâ ve iğneleyici bir dille ifade etmesi sebebiyle, edebî bir metin olarak kültür ve edebiyatımızdaki yerini almıştır. Bu önemi dolayısıyla onun terkib-i bendi daha sonra pek çok şaire de ilham kaynağı olmuş ve bu vadide ona nazireler yazılmıştır. Cevrî, Arpaemini-zâde Sami, şair Haşmet, Enderunlu Vâsıf, Kâzım Paşa, Ziya Paşa bu nazire-ler zincirinin halkaları olarak edebiyat tarihimize güzel örnekler kazandırmışlardır. Trabzonlu İbrahim Cûdî'nin de aşağıda metnini verdiğimiz Terkib-i Bend'i dolayısıyla bu kadroya dahil oldu¬ğunu görüyoruz.
Nazîre geleneğine uygun olarak, vezin ve kâfiye yönünden zâten benzeşen bu iki manzûme, bend sayısı bakımından farklıdır. Bağdatlı Ruhi'nin manzû¬mesi 17 bendlik, İbrahim Cûdî Bey'in manzûmesi ise 20 bendliktir. Her iki manzû¬mede de bendler 8’er beyitliktir. Sadece Cûdî Bey’in manzûmesinin 15. bendi 7 beyitliktir. Büyük ihtimalle bir beyti gözden kaçmış ve eksik kalmıştır. Bazı be¬yitler ise anlam yönüyle benzeşmek-tedir.

Bu benzeşme daha ilk bendlerde başlamakta ve diğerlerinde yer yer artan veya ek-silen bir dozda devam etmektedir. Aşağıya önce Bağdatlı Ruhi Bey'in sonra da Cûdî Beyin Terkib-i Bend'lerinin ilk bendlerini alarak bu benzerliği daha yakından görelim:

Bağdatlı Ruhi Bey:

Sanman bizi kim şîre-i engûr ile mestüz
Biz ehl-i harâbâtdanuz mest-i elestüz

Ter-dâmen olanlar bizi âlûde sanur lîk
Biz mâil-i bûs-ı leb-i câm ü kef ü destüz

Bu âlem-i fânîde ne mîr ü ne gedâyuz
A’lâlara a’lâlanuruz pest ile pestüz


Sadrın gözedüp n’eyleyelüm bezm-i cihânun
Pây-ı hum-ı meydür yirümüz bâde-perestüz

Erbâb-ı garaz bizden ırağ oldıgı yegdür
Düşmez yire zîrâ okumuz sâhib-i şastuz

Mâil degülüz kimsenün âzârına ammâ
Hâtır-şiken-i zâhid-i peymâne-şikestüz

Hem-kâse-i erbâb-ı dilüz arbedemüz yok
Mey-hânedeyüz gerçi velî aşk ile mestüz

Biz mest-i mey-i mey-gede-i âlem-i cânuz
Ser halka-i cem’iyyet-i peymâne-keşânuz

Cûdî Bey:
Sanman bizi (hep) ser-be-hevâ bâde-perestiz
Uşşâkdanız hamr-ı muhabbet ile mestiz

Dem urmayız ol bâde-i hammâr-ı fenâdan
Biz mest-i asîl-i mey-i câvîd-i elestiz

Mir'ât-ı Hak'ız Hakk'ı görür bizde basîrân
Hod-binlerin ammâ gözüne câm-ı şikestiz

İrfân ise ger rehber-i minhâc-ı saâdet
Almaz ki ............ rehber ile dest-be-destiz

Ulviyet-i ecdâd ile bâlâ-ter isek de
Mâdâm ki bî-rütbe vü câhız yine pestiz

Ey hîç sayanlar bizi âgâh olunuz kim
Biz nîstî-i mutlak içinde yine hestiz

Biz kâil-i tevhîd-i Hudâ-yı Müteâliz
Mü'minleriz ez-cân u dil Allâh-perestiz
Bir ferd senin sırrını yâ Rab edemez fehm
Lâ yüdrikühü'l-aklü ve lâ yülhikuhü'l-vehm
Her iki manzûmenin 4. bendleri de biribirine oldukça benzer durumdadır:

Bağdatlı Ruhi Bey:

Gör zâhidi kim sâhib-i irşâd olayın dir
Dün mektebe vardı bugün üstâd olayın dir

Mey-hânede ister yıkılup olmayı vîrân
Bî-çâre harâb olmadın âbâd olayın dir

Elden komasun câm-ı meyi gül gibi bir dem
Her kim ki bu gam-hânede dil-şâd olayın dir

Bir serv-kadün bende-i efgendesi olsun
Âlemde o kim gussadan âzâd olayın dir

Ömrin geçürüp kûh-ı belâda dil-i şeydâ
Berhemzen-i hengâme-i Ferhâd olayın dir

Vasl istemeyüp hecr ile hoş geçdigi bu kim
Miskîn gam-ı cânâneye mu’tâd olayın dir

Gezdi yüridi bulmadı bir eglenecek yir
Min-ba’d yine âzim-i Bağdâd olayın dir

Bağdâd sadefdür güheri dürr-i Necef’dür
Yanında anun dürr ü güher seng ü hazefdür

Cûdî Bey:
Her vâizi bir âlim-i yektâ mı bilirsin
Her nutkunu bir hüccet-i garrâ mı bilirsin

Her saç uzatan hod-seri mürşid mi görürsün
Her şahs-ı ebü'l-lihyeyi baba mı bilirsin

Celb etmeye dünyâyı eder zühdü bir âlet
Her zâhidi sen târik-i dünyâ mı bilirsin

Çok ehl-i kalem var ki bugün cehl-i mürekeb
Her kâtibi bir ârif ü dânâ mı bilirsin
İdrâki kadar müstehak-ı bast-ı makâl et
Sen herkese her remzi hüveydâ mı bilirsin

Çeşmi bakar ammâ seçemez nûr u zalâmı
Bînâ görünen gözleri bînâ mı bilirsin

İnzâr-ı resûl eylemedi hiç seni îkâz
Sen ............... aşrı devâyâ mı bilirsin

În halk -ı dih ân hâb-ı girânend ki (ey)vâh
Tâ subh-ı kıyâmet ne-tüvânend şüd-âgâh

Ruhi Bey, bu meşhur manzûmesinde daha çok sosyal, idarî ve dinî eleştiri¬le¬riyle dikkat çeker. Bugün de toplum olarak yaşadığımız bazı sosyal sıkıntıları nefis bir ifa-deyle, hiç çekinmeden, bir sosyal tenkitçi gözü ve dikkatiyle görüp yakalamış ve nazma çekmiştir.

Bağdatlı Ruhi, özellikle 4-6-10-15 ve 16. bendlerde gerek sanat yönünden, gerekse sosyal ve dinî tenkid bakımından ilgi çekici ve çok yerinde tesbitleriyle dikkat çeker. 10. bend Cenâb-ı Hakk'a serzenişlerle doludur. 12. bendde tasav¬vuf inanışının insana verdiği değer işlenir. 15. bend feleğin çarkına, dünyanın ikbâ¬line v.s. daha pek çok şeye "yuf" çekilen güzel bir bölümdür. Terkib-i ben¬din asıl dikkat çekici bölümü ise 6. benddir ki hâlâ hâfızalarda yerini koru¬makta, dil¬lerde dolaşmaktadır. Önemine binaen ve örnek olmak üzere Bağdatlı Ruhi Bey'in manzumesinin sadece bu bendini arzediyorum:

Vardum seherî tâat içün mescide nâ-gâh
Gördüm oturur halka olup bir nice güm-râh

Girmiş kimisi vahdete almış ele tesbîh
Her birisinüñ vird-i zebânı çil ü pencâh

Didüm ne sayarsuz ne alursuz ne satarsuz
K'aslâ dilüñüzde ne Nebî var ne hod Allâh


Didi biri kim şehrümüzüñ hâkim-i vakti
Hayr itmek içün halka gelür mescide her gâh

İhsânı ya pencâh u ya çildür fukarâya
Sabr eyle ki demdür gele ol mîr-i felek-câh

Geldiklerini mescide bildüm ne içündür
Yüz döndürüp andan didüm ey kavm oluñ âgâh
Kim sizden ırağ oldı ise Hakk'a yakındur
Zîrâ ki dalâlet yolıdur gitdügüñüz râh

Tahkîk bu kim hep işüñüz zerk u riyâdur
Taklîddesiz tâatüñüz cümle hebâdur

Cûdî Bey de 20 bendlik uzun manzûmesinde toplum hayatımızda gördüğü yanlışlık ve çarpıklıkları, keskin zekasının süzgecinden geçirdikten sonra, ten¬kitçi bir ifadeyle çok güzel ifade etmiş ve bizlere rehber olmaya çalışmıştır. Diğer eser¬lerinde olduğu gibi, burada da onun bilgi ve becerisi kendini hissettirmekte, kültür ve ruh dünyamızı aydınlatmaktadır.
Yukarıda metin olarak verildiği için 1. ve 4. bendleri hariç olmak üzere, onun bu güzel manzûmesinin bendlerinin konularını özet olarak şöylece belir¬tebiliriz:
2. Bend: Mey ve ney gibi terimleri tasavvufî anlamlarında kullanılarak, kendi ruh coşkunluğunun ilham ettiği düşünceler dile getirilmiştir.
3. Bend: Dünya, dünya hayatı, bu hayatın fânîliği ve aldatıcılığı, bir takım örnekler de verilmek suretiyle işlenmiştir.
5. Bend: Sosyal hayat ve insanî ilişkiler için güzel öğütler verilmiştir.
6. Bend: Cûdî Bey kendi gönlüne hitapla yanlışa düşmemesini, insanların görün-düğü gibi olmadığını, görünüşe aldanmamak gerektiğini güzel ifadelerle beyan etmiştir.
7. Bend: Yanlış yolda olanları doğru yola getirmenin kolay olmadığı, dökme su ile değirmen dönmeyeceği gerçeği işlenmiştir.
8 - 9. Bend: Dünya ve onun ibret alınacak yönleri işlenmiştir.
10-11-12. Bend: Dünya hayatının aldatıcılığına kanmamak ve nefse uy¬ma¬mak ko-nusunda kıymetli öğütler sıralanmıştır.
13. Bend: Yukarıdan beri verilen öğütler, yeni öğütlerle devam etmektedir. Bu bend aynı zamanda zincirbend’dir (Her beytin son kelimesi, sonraki beytin ilk kelimesi olarak tekrarlanmıştır).
14 - 15. Bend: Aç gözlülük, israf, tasarruf, zenginlik, kanaat, hırs, tamah, cömertlik vb. konularda güzel öğütler verilmiştir.
16. Bend: Dünya hayatının zevk ehli, zâhid, ârif, vurdumduymaz vb. insan tipleri için ifade ettiği anlam üzerinde durulmuştur.
17. Bend: Sıkıntılardan kurtulmak, rûhen temiz olmak, ölüm, öbür dünya için ha-zırlık, günahkârlık vb. konular öğüt havası içinde işlenmiştir.
18. Bend: Çeşitli isim ve sıfatları anılmak suretiyle Cenab-ı Hakk’a niyaz mahiye-tindedir.
19 - 20. Bend: Kendisi de dahil olmak üzere, derviş-meşrep insanların dünya haya-tı, dünya malı karşısındaki tutum ve davranışları belirtilmeye çalı¬şılmış, Bağdatlı Ruhi Bey’in adı da ihmal edilmemiştir.
İbrahim Cûdî Bey'in Terkib-i Bend'i, kendi divançesinde 33a varağında “Terkîb-i Bend” başlığı altında yer almaktadır. 19. bendin son beytinde kendisi¬nin:
Oldu yaşımız (gerçi) yigirmi beşe vâsıl
Bir öyle emel bizde henüz olmadı hâsıl
dediğine bakılırsa, 1863 yılında doğmuş olan Cûdî Bey bu manzûmeyi (Terkib-i Bendini) yirmi beş yaşını idrak ettiği 1888 yılında yazmıştır.
İmlâ yönünden düzgün fakat titrek bir elle yazıldığı için bazı kelime ve tamlama-lar okunamamaktadır. Okuyamadığımız bu kısımları boş bırakarak, noktalarla göster-mek zorunda kaldık. Bazı beyitlerde ise fazlalık vardır, dolayı¬sıyla manzûme aksamak-tadır. Fazlalık olan beyitler de dipnotlarda gösterilmiş¬tir. Ayrıca bazı mısralarda atlan-mış olan kelimelerin yerine, ifadeye ve vezne uygun kelimeler tarafımızdan ilave edil-miş ve parantez içine alınarak gösteril¬miştir. Yer yer manzûmeye uygun olarak söylen-miş Arapça veya Farsça beyitler de tercüme edilerek dipnotlarda belirtilmiştir. Manzu-menin ilk ve son bendlerinin fotokopi¬lerini de örnek olmak üzere metnin sonuna ekle-meyi uy¬gun gördük.
Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde "Türk Dili Okutmanı" olarak görev yap¬tı¬ğım yıllarda, aziz arkadaşım Yaşar Ramazanoğlu'ndan fotokopi yoluyla elde ettiğim ve eksik olduğunu tahmin ettiğim bu divançede Cudi Bey'in enfes şiirleri yer almaktadır . Aşağı-da metnini verdiğimiz Terkib-i bend’inden alınma şu beyit¬ler, onun şiir kudretinin de en güzel ifadeleri durumundadır:

Akvâline bak vâizin ahvâline bakma
Ahvâline bak mürşidin eşkâline bakma

* * *
Zevk u gam-ı dehr ile ne şâd ol ne mükedder
Hoş gör ne zuhûr eyler ise hükm-i Hudâdır

* * *
Cebbâr-ı semâvât Hudâ azze ve cel'dir
Cârî olan ahkâm ise ahkâm-ı ezeldir
* * *
Tahsîl-i kemâl et demesinler sana hayvân
Zîrâ ki kemâli ile insân olur insân

* * *
Âlemde bugün yok gibidir ehl-i kanâat
Zühhâda bile hırs u tama' etti sirâyet

* * *
Hâlin sitem-engîz makâlin kerem-engîz
Ey yâr-i cefâ-cû ne bu turşî ne bu perhîz

* * *
Âzâde eden kendini kayd-ı dü cihandan
Mecnûn ise de âkıl ü ferzâne demektir

* * *
Sohbet mi derim sohbetine zâhid-i hâmın
Sohbet denilen sohbet-i rindâne demektir

Sadede geliyor ve Trabzon ikliminin yetiştirdiği; Arapça ve Farsça’yı o dil¬lerde eser ve şiir yazacak kadar iyi bilen; âlim, müftü, eğitimci ve şair Cûdî Bey’in Tekib-i Bend’ini arzediyorum:

TERKİB-İ BEND

I
Sanman bizi (hep) ser-be-hevâ bâde-perestiz
Uşşâkdanız hamr-ı muhabbet ile mestiz

Dem urmayız ol bâde-i hammâr-ı fenâdan
Biz mest-i asîl-i mey-i câvîd-i elestiz

Mir'ât-ı Hak'ız Hakk'ı görür bizde basîrân
Hod-binlerin ammâ gözüne câm-ı şikestiz

İrfân ise ger rehber-i minhâc-ı saâdet
Almaz ki ............ rehber ile dest-be-destiz

Ulviyet-i ecdâd ile bâlâ-ter isek de
Mâdâm ki bî-rütbe vü câhız yine pestiz

Ey hîç sayanlar bizi âgâh olunuz kim
Biz nîstî-i mutlak içinde yine hestiz

Biz kâil-i tevhîd-i Hudâ-yı Müteâliz
Mü'minleriz ez-cân u dil Allâh-perestiz

Bir ferd senin sırrını yâ Rab edemez fehm
Lâ yüdrikühü'l-aklü velâ yülhikuhü'l-vehm

II
Bezminde dü âlem görünür çeşmime lâ-şey
Sen kâşif-i esrâr-ı hakîkat mısın ey mey

Vecd-âver-i ervâh oluyor nâle vü zârın
Minkârı mısın tâir-i kudsün aceb ey ney

Bir zinde-i aşk olmalı kim nâle-i neyden
Her bâr gele gûşa âvâze-i yâ hey

Zühhâd çekilsin gelicek meclise ney imdi
Peyveste-i eflâk olacak na'ra-i hey hey

Raksân olacak cilve-künan şâhid-i neşve
Devr eyleyicek bezmde akdâh peyâpey

Gül gül edicek rîze-i mey sath-ı zemîni
Sîmâda .................... etmeliyiz tayy

În bende reh-i zühd ü vera' tîz-bedâned
Ey âbid-i ma'sûm-girîzân ............................

Yâ rab kerem et kıl bize tevfîkini terfîk
Tâ kim olalım vâsıl-ı ser-menzil-i tahkîk

III
İnsân için eğlencelidir gülşen-i âlem
Hiç gelmemeli yâda fakat medfen-i âlem
Medfen de bakılsa yine bir dâr-ı emandır
Bir başka belâdır gam-ı tâb-efken-i âlem

Herkes gidecek hâne-i aslîsine encâm
Hâlî kalacak bir gün olup mesken-i âlem

Zâhirde düzensiz görünür can sıkar ammâ
Hoştur yine hoştur reviş-i ahsen-i âlem

Ondan çıkıyor her ne vücûda geliyorsa
Bitmez mi tükenmez mi acep ma'den-i âlem

Her dem nice Mûsâ'yı eder mest-i tecellî
Zannetme ki hâlî kalıyor Eymen-i âlem

Bir gün esecek sarsar-ı kahr-ı Samedânî
Yekten olacak zîr ü zeber hırmen-i âlem

Dünyâya nasıl mâil olur merd-i hıred-mend
Hiç âkıl olur mu zen-i sad şevhere dil-bend

IV
Her vâizi bir âlim-i yektâ mı bilirsin
Her nutkunu bir hüccet-i garrâ mı bilirsin

Her saç uzatan hod-seri mürşid mi görürsün
Her şahs-ı ebü'l-lihyeyi baba mı bilirsin

Celb etmeye dünyâyı eder zühdü bir âlet
Her zâhidi sen târik-i dünyâ mı bilirsin

Çok ehl-i kalem var ki bugün cehl-i mürekeb
Her kâtibi bir ârif ü dânâ mı bilirsin

İdrâki kadar müstehak-ı bast-ı makâl et
Sen herkese her remzi hüveydâ mı bilirsin

Çeşmi bakar ammâ seçemez nûr u zalâmı
Bînâ görünen gözleri bînâ mı bilirsin

İnzâr-ı resûl eylemedi hiç seni îkâz
Sen ............... aşrı devâyâ mı bilirsin
În halk -ı dih ân hâb-ı girânend ki (ey)vâh
Tâ subh-ı kıyâmet ne-tüvânend şüd-âgâh

V
Ya ağzını tut nakl-i sühenden hazer eyle
Yâ sîneni her türlü belâya siper eyle

Her boş boğazı mahrem-i râz etmeğe gelmez
Ehl-i dil isen sırrın için terk-i ser eyle

Bîhûde beğim müftehir olma nesebinle
Maksad şeref ü şân ise kesb-i hüner eyle

Her vechile sen tehlükeden muhteriz ol da
Var kendini teslîm-i kazâ vü kader eyle

Ya sabr edegör keşmekeş-i bûd ü nebûda
Ya merhale-i dâr-ı fenâdan güzer eyle

Tahsîl-i kemâl ister isen ehl-i kemâlin
Her nutkunu âvîze-i gûş-ı iber eyle

Her zerrede bir mihr-i hakîkat göreceksin
Dikkatle şu zerrât-ı vücûda nazar eyle

Bir âyine-i vech-i Hudâ'dır bu mezâhir
Ya'nî ne ki var ise odur bâtın u zâhir

VI
Ey dil kapılıp bir takım evhâm u hayâle
Zühhâd gibi nefsin ile düşme cidâle

Kâfî sana ârifler ile ülfet ü sohbet
Maksûd takarrübse Hudâ-yı Müteâl'e

Ya şekline ya heybetine aldanıp uyma
Her sûret-i haktan görünen dîv-hısâle

Mürşid revişinde görünüp bir nice reh-zen
Sevk etti ne sâlikleri vâdî-i dalâle

Elde var iken urve-i vüskâ-yı şerîat
Dâmân-ı şüyûha sarılıp girme vebâle

Hep nâfiledir şeyhim o evrâd ile ezkâr
Etmezsen eğer varlığı kendinden izâle

Bak çeşm-i tefekkürle yeter nüsha-i kevne
Bundan iyi bir zikr olamaz ehl-i kemâle

Mürşid dediğin mehbit-ı esrâr gerektir
....................... lîk nigeh-dâr gerektir

VII
Nâ-keslere sîm ü zeri mecd-âver olur mu
Bed-manzar olan düzgün ile dilber olur mu

Zeyn ile değil zât iledir fazl ü dirâyet
Er hil'atini giyme ile zen er olur mu

Etmez onu efkende-i vâdî-i nedâmet
Vicdânı gibi âdeme hiç rehber olur mu

İnsânın açar başına bin türlü beliyye
Hiddet gibi insâna belâ-yı ser olur mu

Zevk onda huzûr onda her âsûdelik onda
Hiç gûşe-i vahdet gibi râhat yer olur mu

Mefkûd ise kendinde eğer sa'y ü fetânet
Cem'-i kütüb ile kişi dâniş-ver olur mu

Bed-sîreti te'dîb ile ıslâh ne mümkün
Efsûn ile seng-i siyâh mermer olur mu

Hiç kimseyi dünyâda gönül eyleme ta'yîb
..................................................................

VIII
Tâli' beni görmez ise de vakt-i keremde
Dikkat nazar eyler bana hengâm-ı sitemde
Benden sorunuz söyleyim ahvâlini çarhın
Çok ders okudum ben bu debistân-ı hikemde

Bir cây-ı dil-efzâ ise de gülşen-i hestî
Bir başka safâ hissederim bâğ-ı ademde

Binde birini ben daha etmemişim ifşâ
Bilsen ki neler var dil-i pür-derd (ü) elemde

Sen hâne-i gamsın sana gelsin mi meserret
Nâ-mahremin ey dil ne işi vardır haremde

Lâyık mı ki sen zevk edesin her gece cânâ
Ben zâr olayım tâ be-seher pister-i gamda

Nerden düşüverdim bu harâbâta aceb ben
Bilmem ne kusûr eylemişim bezm-i kıdemde

Râz-ı dili bir kerrcecik etsem sana takrîr
Ey sûfi görürdün anı şâyeste-i zencîr

IX
Dünyâyı dedim defter-i nâzik-tene benzer
Ammâ galat ettim zen-i ter-dâmene benzer

Âsâr-ı televvün görünür cilvelerinde
fiübhesiz bazan dost bazan düşmene benzer

Nisbetle bu mihnet-gedeye gûşe-i medfen
Firdevs-i muallâ gibi bir me'mene benzer

Da'vâyı bırak merd isen îfâ-yı uhûd et
Ahdini îfâ etmeyen âdem neye benzer

Düşmen ................ insânı dost eder ıdlâl
Dostân-ı zaman şimdi bütün reh-zene benzer


Hep neş'e ......... verir insâna safâsı
Erbâb-ı dilin meclisi bir gülşene benzer

Zî-rûh-ı hakîkî ulemâdır; cühelânın
Rûhu ölüdür cismi de bir medfene benzer

Akvâline bak vâizin ahvâline bakma
Ahvâline bak mürşidin eşkâline bakma

X
İhlâs ile (gel) mu'tasım-ı habl-i metîn ol
Yâd eyleme gayri gam-ı dâreyni emîn ol

Emniyyet eğer ister isen geçme hudûdu
Sâbit-kadem-i dâire-i şer'-i mübîn ol

Bir kâmil-i dehr olsa da baştan çıkarırlar
Her hâlda sen müctenib-i sırr-ı karîn ol

Kes râbıta-i sohbeti erbâb-ı hevâdan
Zinhâr o serv-kadlere aldanma fatîn ol

Ta'zîme yapış şer'-ı Resûlü's-sakaleyni
Tekrîme düzen ehlini gayret-keş-i dîn ol

Dindir sana dâreynde sermâye-i izzet
Din-perver olup dînine her lahza muîn ol

Efkâr-ı zamânı bırak ebnâ-yı zamâna
Sen âkıl isen pey-rev-i eslâf-ı güzîn ol

“Hamdün leke” “hamdün leke” “hamdün leke”yâ Rab
Kıldın bizi âdâb-ı şerîatle şeref-yâb

XI
Her subh-ı safânın sonu bir şâm-ı cefâdır
Her şâm-ı cefânın sonu bir subh-ı safâdır

Bir rengde durmaz bu sipihr-i mütelevvin
Her lahzada bir reng ile evzâ'-nümâdır
Geh sa'd ile hem neş'e-geh-i rûz-ı zaferdir
Geh nahs ile hem-reng-i şeb-i hâile-zâdır

Geh tal'at-ı ikbâli ile reşk-i cinândır
Geh zulmet-i idbârı ile semt-i belâdır

Bir semt-i belâ dâr-ı teabdır ki bu âlem
İkbâli de idbârı gibi mahz-ı anâdır

Ey tâlib-i ezvâk-ı dü gîtî şu cihanda
Bir isre sülûk eyle ki isr-i küberâdır

Zevk u gam-ı dehr ile ne şâd ol ne mükedder
Hoş gör ne zuhûr eyler ise hükm-i Hudâdır

Cebbâr-ı semâvât Hudâ azze ve cel'dir
Cârî olan ahkâm ise ahkâm-ı ezeldir

XII
Dünyâda olursan dahi bir mansıba nâil
Cehd eyle ki kalbin ona hiç olmaya mâil

İrfan gibi bir mansıb-ı câvîd kazan kim
.............. dahi senden ebedî olmaya zâil

Her yerde nümâyândır âsâr-ı hakîkat
Bir perde-i gaflettir onu görmeğe hâil

Cezm eyle yeter birliğine Hazret-i Hakk'ın
Büt ehli gibi etme taharrî-i delâil

İlminle amel eyle ki mahşerde amelsiz
Bir fâide vermez sana tahlîl-i mesâil

Vâiz gibi kalma yalınız “câz” ü “yecûz”a
Her fende çalış olma muarrâ-yı fezâil

............. âr etme sor erbâbdan öğren
Ol ilmi taleb etmede mânende-i sâil

Tahsîl-i kemâl et demesinler sana hayvân
Zîrâ ki kemâli ile insân olur insân
XIII
Her perde-dâr görmesin ez-cân u dil i'zâz
İ'zâz edildikçe tevâzu' eder ibrâz

İbrâz-ı tavâzu' yakışır erbâb-ı kemâle
Tâ Arş'a da olmuşsa resânende-i âvâz

Âvâz-ı tehî doğrusu bir âfet-i serdir
İnsân meğer olmalı her fende de mümtâz

Mümtâz olayım der isen akrân arasında
.................. berûmend gibi bir menzilet ihrâz

İhrâz gerektir iki şehbâl-i inâyet
Tâ evc-i hakîkatde gezip etmeğe pervâz

Pervâz-keş-i evc-i hakîkat olan insân
.................................................... az çok

Az çok eder âdem yine idrâk-i hakîkat
Bir merd-i ........... fakat ........... dem-sâz

Dem-sâzî-i ehl-i edeb ârâmiş-i candır
Ârâmiş-i can zübde-i ezvâk-ı cihandır

XIV
Er-rızku alâ'llâh sana etmez mi kifâyet
Hâlinden ey aç gözlü nedir bunca şikâyet

Gel teşne-dil olma o kadar cem'ine mâlın
Düşmen yiyecek yer yemez ol mâlı nihâyet

Bir vechile gülmez yüzüne rûy-ı saâdet
Etmezsen eğer kâide-i sarfa riâyet

Paran yok ise iki para da etmez aklın
Zengin kim ise şimdi odur ehl-i dirâyet

Sarf et parayı göründükçe lüzûmu
İsrâftan ammâ ki hazer eyle be-gâyet

Âlemde bugün yok gibidir ehl-i kanâat
Zühhâda bile hırs u tama' etti sirâyet

Koyduk .............................. düşüp vâdi-i hırsa
Hüsrândayız Tanrı bize etmezse inâyet

Zâmin mi değil kullarının rızkına Allâh
Nâmerde el açmak nedir ey merd-i belâ-hâh

XV
Doymaz o habîsin gözü dünyâyı yemekten
Hem seg gibi hem-pâları incitmeyerekten

Hem-cinsini bir lahza için kim ısırırsa
Olmaz evet ol derbederin farkı köpekten

Âsâr-ı kerem bekleme erbâb-ı tama'dan
Anber kokusu ahz olunur sanma tezekten

Bî-tecribe dil-dâde-i her bed-güher olma
Bir kerre geçir cevherini sen de mihekten

Ol yâr-ı giran-hâbı meğer Hak ede îkâz
Kûyundaki feryâd aşıyor işte felekten

Her yâreye bir çâre-i teskîn var ammâ
Gitmez acısı yâremizin âh yürekten
Hâlin sitem-engîz makâlin kerem-engîz
Ey yâr-i cefâ-cû ne bu turşî ne bu perhîz

XVI
Zevk ehline bu gam-gede mey-hâne demektir
Mey-hâne demek mecma'-ı dîvâne demektir

Âzâde eden kendini kayd-ı dü cihandan
Mecnûn ise de âkıl ü ferzâne demektir
Etmez bedevî olsa velev sırrını tevdî'
Vasl-ı dile mahrem dahi bîgâne demektir

Sohbet mi derim sohbetine zâhid-i hâmın
Sohbet denilen sohbet-i rindâne demektir

Söz var ki olur şîvesi vecd-âver-i ihvân
Nezd-i urefâda fakat efsâne demektir

Hakka atılan nâvek-i red cânına işler
Cânâna gelen renc ü keder câna demektir

Her merd-i hevâî ki gürîzende-i dindir
........ -zede bir renc ile bî-lâne demektir

Gelmez mi aceb yâdına ol rûz-ı hatar-nâk
............................................................... levlâk

XVII
Kâr eyledikce âkıl isen dâr-ı fitenden
Tahlîs edegör nefsini âlâm ü mihenden

Gel tasfiye-i rûha çalış rûha safâ ver
Toprak olacaktır sana yok sûd bedenden

Tedbîr ü taharrî ile ona olmaz çâre
Bir gün uçacak rûh-ı revân lâne-i tenden

Hep elbise-i fâhire giy nez' ile encâm
İksâ edecektir sana bir câme kefenden

Gittin ne ki lâzımsa sana eyle tedârük
Bir fâide yoktur sana benden bana senden

Ger var ise ma'siyyetin ol demde odur o
Zikr-i Hak'ı terk eyleme bir lahza dehenden

Mağlûb-ı hevâ vü heves olma beni dinle
Bir pend-i muhibbânedir ancak sana benden

Bir kerre nazardan geçir ashâb-ı kubûru
Anlarsın o dem mâ-hasal-ı dâr-ı gurûru

XVIII
Ey Hâlik-ı bîçûn Hudâvend-i tüvânâ
Ey Kâzî-i hâcât nigehdâr-ı berâyâ

Birsin ediyor birliğine arz-ı şehâdet
Her pest ü bülend arz u semâ encüm ü zehrâ
Tesbîhine her zâhir ü pinhân dehen-bâz
Tenzîhine her zerre-i nâçîz müheyyâ

Destindedir erbâb-ı cefâ câmid ü sâmit
Derkinde ukûl-i hukemâ sahra-i sammâ

Deryûze-i dergâh-ı nevâl ü niamındır
Sultân u gedâ taht-ı hasîrinde serâpâ

Ferd ü Ehad ü Kâdir ü Kayyûm ü Samed'sin
Lutf eyle kapından bizi reddetme Hudâyâ

Ahvâlimize ayn-ı inâyetle nazar kıl
Bundan öte olmaz bize bir devlet-i uzmâ

Ey münzil-i âyât olan Rabb-i semâvât
Cûdî sana eyler yalınız arz-ı hâcât

XIX
Tâlib değiliz tantana-i şöhret ü şâna
Râgıb değiliz debdebe-i nâm ü nişâna

Bir halveti bin sohbete tercîh ederiz biz
Bin pend değer bizce o peygûle-i hâne

Biz bî-ser ü pâ bir sürü avâreyiz ammâ
İmrâr-ı hayât eyleriz âsûde-serâne
Âsûdeleriz dağdağa-i çûn ü çirâdan
Tâbi'ler isek de yine ahkâm-ı zamâna

Bir âlem-i dîgerde safâ-yâb-ı huzûruz
Zâid görürüz meyli şu dârât-ı cihâna

Dil müncezib olsun mu o dârâta ki değmez
Bir lahza gamı gâliye-i kevn ü mekâna

El-kıssa uyup sâil-i ârâyiş-i dünyâ
Îrâs-ı halel eyleyemez neşve-i câna

Oldu yaşımız (gerçi) yigirmi beşe vâsıl
Bir öyle emel bizde henüz olmadı hâsıl
XX
Baş eğmişiz ihlâs ile dergâh-ı rızâya
Râzîlarız ez-cûn ü dil ahkâm-ı kazâya

Bî-bâkleriz gerdiş-i nâsâz-ı felekten
Tasrîf-i umûr eylemişiz zât-ı Hudâ’ya

Bu gam-gedeye kâdir isen gelmeyecektin
Sabr edeceksin çekilen derd ü belâya

Bir kerre daha gelmeyi ister mi bileydik
Bir kerre gelip avdet eden dâr-ı fenâya

Dünyâda hemen uyku bilip müddet-i ömrü
Ru'yâ demeli her görülen renc ü anâya

Cûdî yeter evvelce şu terkîb-i rekîki
Arz eyleyerek safh-ı cemîl-i üdebâya

Bir fâtiha terdîfi ile maktaı gönder
Firdevs'de Rûhî-i pesendîde-edâya

Terkîbini tanzîr ile der Cûdî-i çâlâk
Ahsente ve hassente .......................





 
< Önceki   Sonraki >
Copyright © 2009 Trabzon Türk Ocağı Resmi Sayfası.  Tasarım: ifteri.com . Our site is valid CSS Our site is valid XHTML 1.0 Transitional