| Trabzon Resimleri |
| Şehitlikte Tören |
| Eski Trabzon Resimleri |
| Karabağ |
Tarih-Dil - Edebiyat Sempozyumu Dil Kİtabı
Bağdatlı Rûhî'nin Terkîb-i Bendine Bir Nazire Daha: Trabzonlu İbrahim Cûdî'nin Terkîb-i Bendi | Bağdatlı Rûhî'nin Terkîb-i Bendine Bir Nazire Daha: Trabzonlu İbrahim Cûdî'nin Terkîb-i Bendi |
|
|
|
| Yazar Mustafa ASLAN | |
| Sunday, 10 February 2008 | |
|
16. yüzyıl divan şairi Bağdatlı Rûhî'nin terkib-i bendi, sosyal çarpıklıkları tenkitçi bir zekâ ve iğneleyici bir dille ifade etmesi sebebiyle, edebî bir metin olarak kültür ve edebiyatımızdaki yerini almıştır. Bu önemi dolayısıyla onun terkib-i bendi daha sonra pek çok şaire de ilham kaynağı olmuş ve bu vadide ona nazireler yazılmıştır. Cevrî, Arpaemini-zâde Sami, şair Haşmet, Enderunlu Vâsıf, Kâzım Paşa, Ziya Paşa bu nazire-ler zincirinin halkaları olarak edebiyat tarihimize güzel örnekler kazandırmışlardır. Trabzonlu İbrahim Cûdî'nin de aşağıda metnini verdiğimiz Terkib-i Bend'i dolayısıyla bu kadroya dahil oldu¬ğunu görüyoruz. Nazîre geleneğine uygun olarak, vezin ve kâfiye yönünden zâten benzeşen bu iki manzûme, bend sayısı bakımından farklıdır. Bağdatlı Ruhi'nin manzû¬mesi 17 bendlik, İbrahim Cûdî Bey'in manzûmesi ise 20 bendliktir. Her iki manzû¬mede de bendler 8’er beyitliktir. Sadece Cûdî Bey’in manzûmesinin 15. bendi 7 beyitliktir. Büyük ihtimalle bir beyti gözden kaçmış ve eksik kalmıştır. Bazı be¬yitler ise anlam yönüyle benzeşmek-tedir. Bu benzeşme daha ilk bendlerde başlamakta ve diğerlerinde yer yer artan veya ek-silen bir dozda devam etmektedir. Aşağıya önce Bağdatlı Ruhi Bey'in sonra da Cûdî Beyin Terkib-i Bend'lerinin ilk bendlerini alarak bu benzerliği daha yakından görelim: Bağdatlı Ruhi Bey: Sanman bizi kim şîre-i engûr ile mestüz Biz ehl-i harâbâtdanuz mest-i elestüz Ter-dâmen olanlar bizi âlûde sanur lîk Biz mâil-i bûs-ı leb-i câm ü kef ü destüz Bu âlem-i fânîde ne mîr ü ne gedâyuz A’lâlara a’lâlanuruz pest ile pestüz Sadrın gözedüp n’eyleyelüm bezm-i cihânun Pây-ı hum-ı meydür yirümüz bâde-perestüz Erbâb-ı garaz bizden ırağ oldıgı yegdür Düşmez yire zîrâ okumuz sâhib-i şastuz Mâil degülüz kimsenün âzârına ammâ Hâtır-şiken-i zâhid-i peymâne-şikestüz Hem-kâse-i erbâb-ı dilüz arbedemüz yok Mey-hânedeyüz gerçi velî aşk ile mestüz Biz mest-i mey-i mey-gede-i âlem-i cânuz Ser halka-i cem’iyyet-i peymâne-keşânuz Cûdî Bey: Sanman bizi (hep) ser-be-hevâ bâde-perestiz Uşşâkdanız hamr-ı muhabbet ile mestiz Dem urmayız ol bâde-i hammâr-ı fenâdan Biz mest-i asîl-i mey-i câvîd-i elestiz Mir'ât-ı Hak'ız Hakk'ı görür bizde basîrân Hod-binlerin ammâ gözüne câm-ı şikestiz İrfân ise ger rehber-i minhâc-ı saâdet Almaz ki ............ rehber ile dest-be-destiz Ulviyet-i ecdâd ile bâlâ-ter isek de Mâdâm ki bî-rütbe vü câhız yine pestiz Ey hîç sayanlar bizi âgâh olunuz kim Biz nîstî-i mutlak içinde yine hestiz Biz kâil-i tevhîd-i Hudâ-yı Müteâliz Mü'minleriz ez-cân u dil Allâh-perestiz Bir ferd senin sırrını yâ Rab edemez fehm Lâ yüdrikühü'l-aklü ve lâ yülhikuhü'l-vehm Her iki manzûmenin 4. bendleri de biribirine oldukça benzer durumdadır: Bağdatlı Ruhi Bey: Gör zâhidi kim sâhib-i irşâd olayın dir Dün mektebe vardı bugün üstâd olayın dir Mey-hânede ister yıkılup olmayı vîrân Bî-çâre harâb olmadın âbâd olayın dir Elden komasun câm-ı meyi gül gibi bir dem Her kim ki bu gam-hânede dil-şâd olayın dir Bir serv-kadün bende-i efgendesi olsun Âlemde o kim gussadan âzâd olayın dir Ömrin geçürüp kûh-ı belâda dil-i şeydâ Berhemzen-i hengâme-i Ferhâd olayın dir Vasl istemeyüp hecr ile hoş geçdigi bu kim Miskîn gam-ı cânâneye mu’tâd olayın dir Gezdi yüridi bulmadı bir eglenecek yir Min-ba’d yine âzim-i Bağdâd olayın dir Bağdâd sadefdür güheri dürr-i Necef’dür Yanında anun dürr ü güher seng ü hazefdür Cûdî Bey: Her vâizi bir âlim-i yektâ mı bilirsin Her nutkunu bir hüccet-i garrâ mı bilirsin Her saç uzatan hod-seri mürşid mi görürsün Her şahs-ı ebü'l-lihyeyi baba mı bilirsin Celb etmeye dünyâyı eder zühdü bir âlet Her zâhidi sen târik-i dünyâ mı bilirsin Çok ehl-i kalem var ki bugün cehl-i mürekeb Her kâtibi bir ârif ü dânâ mı bilirsin İdrâki kadar müstehak-ı bast-ı makâl et Sen herkese her remzi hüveydâ mı bilirsin Çeşmi bakar ammâ seçemez nûr u zalâmı Bînâ görünen gözleri bînâ mı bilirsin İnzâr-ı resûl eylemedi hiç seni îkâz Sen ............... aşrı devâyâ mı bilirsin În halk -ı dih ân hâb-ı girânend ki (ey)vâh Tâ subh-ı kıyâmet ne-tüvânend şüd-âgâh Ruhi Bey, bu meşhur manzûmesinde daha çok sosyal, idarî ve dinî eleştiri¬le¬riyle dikkat çeker. Bugün de toplum olarak yaşadığımız bazı sosyal sıkıntıları nefis bir ifa-deyle, hiç çekinmeden, bir sosyal tenkitçi gözü ve dikkatiyle görüp yakalamış ve nazma çekmiştir. Bağdatlı Ruhi, özellikle 4-6-10-15 ve 16. bendlerde gerek sanat yönünden, gerekse sosyal ve dinî tenkid bakımından ilgi çekici ve çok yerinde tesbitleriyle dikkat çeker. 10. bend Cenâb-ı Hakk'a serzenişlerle doludur. 12. bendde tasav¬vuf inanışının insana verdiği değer işlenir. 15. bend feleğin çarkına, dünyanın ikbâ¬line v.s. daha pek çok şeye "yuf" çekilen güzel bir bölümdür. Terkib-i ben¬din asıl dikkat çekici bölümü ise 6. benddir ki hâlâ hâfızalarda yerini koru¬makta, dil¬lerde dolaşmaktadır. Önemine binaen ve örnek olmak üzere Bağdatlı Ruhi Bey'in manzumesinin sadece bu bendini arzediyorum: Vardum seherî tâat içün mescide nâ-gâh Gördüm oturur halka olup bir nice güm-râh Girmiş kimisi vahdete almış ele tesbîh Her birisinüñ vird-i zebânı çil ü pencâh Didüm ne sayarsuz ne alursuz ne satarsuz K'aslâ dilüñüzde ne Nebî var ne hod Allâh Didi biri kim şehrümüzüñ hâkim-i vakti Hayr itmek içün halka gelür mescide her gâh İhsânı ya pencâh u ya çildür fukarâya Sabr eyle ki demdür gele ol mîr-i felek-câh Geldiklerini mescide bildüm ne içündür Yüz döndürüp andan didüm ey kavm oluñ âgâh Kim sizden ırağ oldı ise Hakk'a yakındur Zîrâ ki dalâlet yolıdur gitdügüñüz râh Tahkîk bu kim hep işüñüz zerk u riyâdur Taklîddesiz tâatüñüz cümle hebâdur Cûdî Bey de 20 bendlik uzun manzûmesinde toplum hayatımızda gördüğü yanlışlık ve çarpıklıkları, keskin zekasının süzgecinden geçirdikten sonra, ten¬kitçi bir ifadeyle çok güzel ifade etmiş ve bizlere rehber olmaya çalışmıştır. Diğer eser¬lerinde olduğu gibi, burada da onun bilgi ve becerisi kendini hissettirmekte, kültür ve ruh dünyamızı aydınlatmaktadır. Yukarıda metin olarak verildiği için 1. ve 4. bendleri hariç olmak üzere, onun bu güzel manzûmesinin bendlerinin konularını özet olarak şöylece belir¬tebiliriz: 2. Bend: Mey ve ney gibi terimleri tasavvufî anlamlarında kullanılarak, kendi ruh coşkunluğunun ilham ettiği düşünceler dile getirilmiştir. 3. Bend: Dünya, dünya hayatı, bu hayatın fânîliği ve aldatıcılığı, bir takım örnekler de verilmek suretiyle işlenmiştir. 5. Bend: Sosyal hayat ve insanî ilişkiler için güzel öğütler verilmiştir. 6. Bend: Cûdî Bey kendi gönlüne hitapla yanlışa düşmemesini, insanların görün-düğü gibi olmadığını, görünüşe aldanmamak gerektiğini güzel ifadelerle beyan etmiştir. 7. Bend: Yanlış yolda olanları doğru yola getirmenin kolay olmadığı, dökme su ile değirmen dönmeyeceği gerçeği işlenmiştir. 8 - 9. Bend: Dünya ve onun ibret alınacak yönleri işlenmiştir. 10-11-12. Bend: Dünya hayatının aldatıcılığına kanmamak ve nefse uy¬ma¬mak ko-nusunda kıymetli öğütler sıralanmıştır. 13. Bend: Yukarıdan beri verilen öğütler, yeni öğütlerle devam etmektedir. Bu bend aynı zamanda zincirbend’dir (Her beytin son kelimesi, sonraki beytin ilk kelimesi olarak tekrarlanmıştır). 14 - 15. Bend: Aç gözlülük, israf, tasarruf, zenginlik, kanaat, hırs, tamah, cömertlik vb. konularda güzel öğütler verilmiştir. 16. Bend: Dünya hayatının zevk ehli, zâhid, ârif, vurdumduymaz vb. insan tipleri için ifade ettiği anlam üzerinde durulmuştur. 17. Bend: Sıkıntılardan kurtulmak, rûhen temiz olmak, ölüm, öbür dünya için ha-zırlık, günahkârlık vb. konular öğüt havası içinde işlenmiştir. 18. Bend: Çeşitli isim ve sıfatları anılmak suretiyle Cenab-ı Hakk’a niyaz mahiye-tindedir. 19 - 20. Bend: Kendisi de dahil olmak üzere, derviş-meşrep insanların dünya haya-tı, dünya malı karşısındaki tutum ve davranışları belirtilmeye çalı¬şılmış, Bağdatlı Ruhi Bey’in adı da ihmal edilmemiştir. İbrahim Cûdî Bey'in Terkib-i Bend'i, kendi divançesinde 33a varağında “Terkîb-i Bend” başlığı altında yer almaktadır. 19. bendin son beytinde kendisi¬nin: Oldu yaşımız (gerçi) yigirmi beşe vâsıl Bir öyle emel bizde henüz olmadı hâsıl dediğine bakılırsa, 1863 yılında doğmuş olan Cûdî Bey bu manzûmeyi (Terkib-i Bendini) yirmi beş yaşını idrak ettiği 1888 yılında yazmıştır. İmlâ yönünden düzgün fakat titrek bir elle yazıldığı için bazı kelime ve tamlama-lar okunamamaktadır. Okuyamadığımız bu kısımları boş bırakarak, noktalarla göster-mek zorunda kaldık. Bazı beyitlerde ise fazlalık vardır, dolayı¬sıyla manzûme aksamak-tadır. Fazlalık olan beyitler de dipnotlarda gösterilmiş¬tir. Ayrıca bazı mısralarda atlan-mış olan kelimelerin yerine, ifadeye ve vezne uygun kelimeler tarafımızdan ilave edil-miş ve parantez içine alınarak gösteril¬miştir. Yer yer manzûmeye uygun olarak söylen-miş Arapça veya Farsça beyitler de tercüme edilerek dipnotlarda belirtilmiştir. Manzu-menin ilk ve son bendlerinin fotokopi¬lerini de örnek olmak üzere metnin sonuna ekle-meyi uy¬gun gördük. Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde "Türk Dili Okutmanı" olarak görev yap¬tı¬ğım yıllarda, aziz arkadaşım Yaşar Ramazanoğlu'ndan fotokopi yoluyla elde ettiğim ve eksik olduğunu tahmin ettiğim bu divançede Cudi Bey'in enfes şiirleri yer almaktadır . Aşağı-da metnini verdiğimiz Terkib-i bend’inden alınma şu beyit¬ler, onun şiir kudretinin de en güzel ifadeleri durumundadır: Akvâline bak vâizin ahvâline bakma Ahvâline bak mürşidin eşkâline bakma * * * Zevk u gam-ı dehr ile ne şâd ol ne mükedder Hoş gör ne zuhûr eyler ise hükm-i Hudâdır * * * Cebbâr-ı semâvât Hudâ azze ve cel'dir Cârî olan ahkâm ise ahkâm-ı ezeldir * * * Tahsîl-i kemâl et demesinler sana hayvân Zîrâ ki kemâli ile insân olur insân * * * Âlemde bugün yok gibidir ehl-i kanâat Zühhâda bile hırs u tama' etti sirâyet * * * Hâlin sitem-engîz makâlin kerem-engîz Ey yâr-i cefâ-cû ne bu turşî ne bu perhîz * * * Âzâde eden kendini kayd-ı dü cihandan Mecnûn ise de âkıl ü ferzâne demektir * * * Sohbet mi derim sohbetine zâhid-i hâmın Sohbet denilen sohbet-i rindâne demektir Sadede geliyor ve Trabzon ikliminin yetiştirdiği; Arapça ve Farsça’yı o dil¬lerde eser ve şiir yazacak kadar iyi bilen; âlim, müftü, eğitimci ve şair Cûdî Bey’in Tekib-i Bend’ini arzediyorum: TERKİB-İ BEND I Sanman bizi (hep) ser-be-hevâ bâde-perestiz Uşşâkdanız hamr-ı muhabbet ile mestiz Dem urmayız ol bâde-i hammâr-ı fenâdan Biz mest-i asîl-i mey-i câvîd-i elestiz Mir'ât-ı Hak'ız Hakk'ı görür bizde basîrân Hod-binlerin ammâ gözüne câm-ı şikestiz İrfân ise ger rehber-i minhâc-ı saâdet Almaz ki ............ rehber ile dest-be-destiz Ulviyet-i ecdâd ile bâlâ-ter isek de Mâdâm ki bî-rütbe vü câhız yine pestiz Ey hîç sayanlar bizi âgâh olunuz kim Biz nîstî-i mutlak içinde yine hestiz Biz kâil-i tevhîd-i Hudâ-yı Müteâliz Mü'minleriz ez-cân u dil Allâh-perestiz Bir ferd senin sırrını yâ Rab edemez fehm Lâ yüdrikühü'l-aklü velâ yülhikuhü'l-vehm II Bezminde dü âlem görünür çeşmime lâ-şey Sen kâşif-i esrâr-ı hakîkat mısın ey mey Vecd-âver-i ervâh oluyor nâle vü zârın Minkârı mısın tâir-i kudsün aceb ey ney Bir zinde-i aşk olmalı kim nâle-i neyden Her bâr gele gûşa âvâze-i yâ hey Zühhâd çekilsin gelicek meclise ney imdi Peyveste-i eflâk olacak na'ra-i hey hey Raksân olacak cilve-künan şâhid-i neşve Devr eyleyicek bezmde akdâh peyâpey Gül gül edicek rîze-i mey sath-ı zemîni Sîmâda .................... etmeliyiz tayy În bende reh-i zühd ü vera' tîz-bedâned Ey âbid-i ma'sûm-girîzân ............................ Yâ rab kerem et kıl bize tevfîkini terfîk Tâ kim olalım vâsıl-ı ser-menzil-i tahkîk III İnsân için eğlencelidir gülşen-i âlem Hiç gelmemeli yâda fakat medfen-i âlem Medfen de bakılsa yine bir dâr-ı emandır Bir başka belâdır gam-ı tâb-efken-i âlem Herkes gidecek hâne-i aslîsine encâm Hâlî kalacak bir gün olup mesken-i âlem Zâhirde düzensiz görünür can sıkar ammâ Hoştur yine hoştur reviş-i ahsen-i âlem Ondan çıkıyor her ne vücûda geliyorsa Bitmez mi tükenmez mi acep ma'den-i âlem Her dem nice Mûsâ'yı eder mest-i tecellî Zannetme ki hâlî kalıyor Eymen-i âlem Bir gün esecek sarsar-ı kahr-ı Samedânî Yekten olacak zîr ü zeber hırmen-i âlem Dünyâya nasıl mâil olur merd-i hıred-mend Hiç âkıl olur mu zen-i sad şevhere dil-bend IV Her vâizi bir âlim-i yektâ mı bilirsin Her nutkunu bir hüccet-i garrâ mı bilirsin Her saç uzatan hod-seri mürşid mi görürsün Her şahs-ı ebü'l-lihyeyi baba mı bilirsin Celb etmeye dünyâyı eder zühdü bir âlet Her zâhidi sen târik-i dünyâ mı bilirsin Çok ehl-i kalem var ki bugün cehl-i mürekeb Her kâtibi bir ârif ü dânâ mı bilirsin İdrâki kadar müstehak-ı bast-ı makâl et Sen herkese her remzi hüveydâ mı bilirsin Çeşmi bakar ammâ seçemez nûr u zalâmı Bînâ görünen gözleri bînâ mı bilirsin İnzâr-ı resûl eylemedi hiç seni îkâz Sen ............... aşrı devâyâ mı bilirsin În halk -ı dih ân hâb-ı girânend ki (ey)vâh Tâ subh-ı kıyâmet ne-tüvânend şüd-âgâh V Ya ağzını tut nakl-i sühenden hazer eyle Yâ sîneni her türlü belâya siper eyle Her boş boğazı mahrem-i râz etmeğe gelmez Ehl-i dil isen sırrın için terk-i ser eyle Bîhûde beğim müftehir olma nesebinle Maksad şeref ü şân ise kesb-i hüner eyle Her vechile sen tehlükeden muhteriz ol da Var kendini teslîm-i kazâ vü kader eyle Ya sabr edegör keşmekeş-i bûd ü nebûda Ya merhale-i dâr-ı fenâdan güzer eyle Tahsîl-i kemâl ister isen ehl-i kemâlin Her nutkunu âvîze-i gûş-ı iber eyle Her zerrede bir mihr-i hakîkat göreceksin Dikkatle şu zerrât-ı vücûda nazar eyle Bir âyine-i vech-i Hudâ'dır bu mezâhir Ya'nî ne ki var ise odur bâtın u zâhir VI Ey dil kapılıp bir takım evhâm u hayâle Zühhâd gibi nefsin ile düşme cidâle Kâfî sana ârifler ile ülfet ü sohbet Maksûd takarrübse Hudâ-yı Müteâl'e Ya şekline ya heybetine aldanıp uyma Her sûret-i haktan görünen dîv-hısâle Mürşid revişinde görünüp bir nice reh-zen Sevk etti ne sâlikleri vâdî-i dalâle Elde var iken urve-i vüskâ-yı şerîat Dâmân-ı şüyûha sarılıp girme vebâle Hep nâfiledir şeyhim o evrâd ile ezkâr Etmezsen eğer varlığı kendinden izâle Bak çeşm-i tefekkürle yeter nüsha-i kevne Bundan iyi bir zikr olamaz ehl-i kemâle Mürşid dediğin mehbit-ı esrâr gerektir ....................... lîk nigeh-dâr gerektir VII Nâ-keslere sîm ü zeri mecd-âver olur mu Bed-manzar olan düzgün ile dilber olur mu Zeyn ile değil zât iledir fazl ü dirâyet Er hil'atini giyme ile zen er olur mu Etmez onu efkende-i vâdî-i nedâmet Vicdânı gibi âdeme hiç rehber olur mu İnsânın açar başına bin türlü beliyye Hiddet gibi insâna belâ-yı ser olur mu Zevk onda huzûr onda her âsûdelik onda Hiç gûşe-i vahdet gibi râhat yer olur mu Mefkûd ise kendinde eğer sa'y ü fetânet Cem'-i kütüb ile kişi dâniş-ver olur mu Bed-sîreti te'dîb ile ıslâh ne mümkün Efsûn ile seng-i siyâh mermer olur mu Hiç kimseyi dünyâda gönül eyleme ta'yîb .................................................................. VIII Tâli' beni görmez ise de vakt-i keremde Dikkat nazar eyler bana hengâm-ı sitemde Benden sorunuz söyleyim ahvâlini çarhın Çok ders okudum ben bu debistân-ı hikemde Bir cây-ı dil-efzâ ise de gülşen-i hestî Bir başka safâ hissederim bâğ-ı ademde Binde birini ben daha etmemişim ifşâ Bilsen ki neler var dil-i pür-derd (ü) elemde Sen hâne-i gamsın sana gelsin mi meserret Nâ-mahremin ey dil ne işi vardır haremde Lâyık mı ki sen zevk edesin her gece cânâ Ben zâr olayım tâ be-seher pister-i gamda Nerden düşüverdim bu harâbâta aceb ben Bilmem ne kusûr eylemişim bezm-i kıdemde Râz-ı dili bir kerrcecik etsem sana takrîr Ey sûfi görürdün anı şâyeste-i zencîr IX Dünyâyı dedim defter-i nâzik-tene benzer Ammâ galat ettim zen-i ter-dâmene benzer Âsâr-ı televvün görünür cilvelerinde fiübhesiz bazan dost bazan düşmene benzer Nisbetle bu mihnet-gedeye gûşe-i medfen Firdevs-i muallâ gibi bir me'mene benzer Da'vâyı bırak merd isen îfâ-yı uhûd et Ahdini îfâ etmeyen âdem neye benzer Düşmen ................ insânı dost eder ıdlâl Dostân-ı zaman şimdi bütün reh-zene benzer Hep neş'e ......... verir insâna safâsı Erbâb-ı dilin meclisi bir gülşene benzer Zî-rûh-ı hakîkî ulemâdır; cühelânın Rûhu ölüdür cismi de bir medfene benzer Akvâline bak vâizin ahvâline bakma Ahvâline bak mürşidin eşkâline bakma X İhlâs ile (gel) mu'tasım-ı habl-i metîn ol Yâd eyleme gayri gam-ı dâreyni emîn ol Emniyyet eğer ister isen geçme hudûdu Sâbit-kadem-i dâire-i şer'-i mübîn ol Bir kâmil-i dehr olsa da baştan çıkarırlar Her hâlda sen müctenib-i sırr-ı karîn ol Kes râbıta-i sohbeti erbâb-ı hevâdan Zinhâr o serv-kadlere aldanma fatîn ol Ta'zîme yapış şer'-ı Resûlü's-sakaleyni Tekrîme düzen ehlini gayret-keş-i dîn ol Dindir sana dâreynde sermâye-i izzet Din-perver olup dînine her lahza muîn ol Efkâr-ı zamânı bırak ebnâ-yı zamâna Sen âkıl isen pey-rev-i eslâf-ı güzîn ol “Hamdün leke” “hamdün leke” “hamdün leke”yâ Rab Kıldın bizi âdâb-ı şerîatle şeref-yâb XI Her subh-ı safânın sonu bir şâm-ı cefâdır Her şâm-ı cefânın sonu bir subh-ı safâdır Bir rengde durmaz bu sipihr-i mütelevvin Her lahzada bir reng ile evzâ'-nümâdır Geh sa'd ile hem neş'e-geh-i rûz-ı zaferdir Geh nahs ile hem-reng-i şeb-i hâile-zâdır Geh tal'at-ı ikbâli ile reşk-i cinândır Geh zulmet-i idbârı ile semt-i belâdır Bir semt-i belâ dâr-ı teabdır ki bu âlem İkbâli de idbârı gibi mahz-ı anâdır Ey tâlib-i ezvâk-ı dü gîtî şu cihanda Bir isre sülûk eyle ki isr-i küberâdır Zevk u gam-ı dehr ile ne şâd ol ne mükedder Hoş gör ne zuhûr eyler ise hükm-i Hudâdır Cebbâr-ı semâvât Hudâ azze ve cel'dir Cârî olan ahkâm ise ahkâm-ı ezeldir XII Dünyâda olursan dahi bir mansıba nâil Cehd eyle ki kalbin ona hiç olmaya mâil İrfan gibi bir mansıb-ı câvîd kazan kim .............. dahi senden ebedî olmaya zâil Her yerde nümâyândır âsâr-ı hakîkat Bir perde-i gaflettir onu görmeğe hâil Cezm eyle yeter birliğine Hazret-i Hakk'ın Büt ehli gibi etme taharrî-i delâil İlminle amel eyle ki mahşerde amelsiz Bir fâide vermez sana tahlîl-i mesâil Vâiz gibi kalma yalınız “câz” ü “yecûz”a Her fende çalış olma muarrâ-yı fezâil ............. âr etme sor erbâbdan öğren Ol ilmi taleb etmede mânende-i sâil Tahsîl-i kemâl et demesinler sana hayvân Zîrâ ki kemâli ile insân olur insân XIII Her perde-dâr görmesin ez-cân u dil i'zâz İ'zâz edildikçe tevâzu' eder ibrâz İbrâz-ı tavâzu' yakışır erbâb-ı kemâle Tâ Arş'a da olmuşsa resânende-i âvâz Âvâz-ı tehî doğrusu bir âfet-i serdir İnsân meğer olmalı her fende de mümtâz Mümtâz olayım der isen akrân arasında .................. berûmend gibi bir menzilet ihrâz İhrâz gerektir iki şehbâl-i inâyet Tâ evc-i hakîkatde gezip etmeğe pervâz Pervâz-keş-i evc-i hakîkat olan insân .................................................... az çok Az çok eder âdem yine idrâk-i hakîkat Bir merd-i ........... fakat ........... dem-sâz Dem-sâzî-i ehl-i edeb ârâmiş-i candır Ârâmiş-i can zübde-i ezvâk-ı cihandır XIV Er-rızku alâ'llâh sana etmez mi kifâyet Hâlinden ey aç gözlü nedir bunca şikâyet Gel teşne-dil olma o kadar cem'ine mâlın Düşmen yiyecek yer yemez ol mâlı nihâyet Bir vechile gülmez yüzüne rûy-ı saâdet Etmezsen eğer kâide-i sarfa riâyet Paran yok ise iki para da etmez aklın Zengin kim ise şimdi odur ehl-i dirâyet Sarf et parayı göründükçe lüzûmu İsrâftan ammâ ki hazer eyle be-gâyet Âlemde bugün yok gibidir ehl-i kanâat Zühhâda bile hırs u tama' etti sirâyet Koyduk .............................. düşüp vâdi-i hırsa Hüsrândayız Tanrı bize etmezse inâyet Zâmin mi değil kullarının rızkına Allâh Nâmerde el açmak nedir ey merd-i belâ-hâh XV Doymaz o habîsin gözü dünyâyı yemekten Hem seg gibi hem-pâları incitmeyerekten Hem-cinsini bir lahza için kim ısırırsa Olmaz evet ol derbederin farkı köpekten Âsâr-ı kerem bekleme erbâb-ı tama'dan Anber kokusu ahz olunur sanma tezekten Bî-tecribe dil-dâde-i her bed-güher olma Bir kerre geçir cevherini sen de mihekten Ol yâr-ı giran-hâbı meğer Hak ede îkâz Kûyundaki feryâd aşıyor işte felekten Her yâreye bir çâre-i teskîn var ammâ Gitmez acısı yâremizin âh yürekten Hâlin sitem-engîz makâlin kerem-engîz Ey yâr-i cefâ-cû ne bu turşî ne bu perhîz XVI Zevk ehline bu gam-gede mey-hâne demektir Mey-hâne demek mecma'-ı dîvâne demektir Âzâde eden kendini kayd-ı dü cihandan Mecnûn ise de âkıl ü ferzâne demektir Etmez bedevî olsa velev sırrını tevdî' Vasl-ı dile mahrem dahi bîgâne demektir Sohbet mi derim sohbetine zâhid-i hâmın Sohbet denilen sohbet-i rindâne demektir Söz var ki olur şîvesi vecd-âver-i ihvân Nezd-i urefâda fakat efsâne demektir Hakka atılan nâvek-i red cânına işler Cânâna gelen renc ü keder câna demektir Her merd-i hevâî ki gürîzende-i dindir ........ -zede bir renc ile bî-lâne demektir Gelmez mi aceb yâdına ol rûz-ı hatar-nâk ............................................................... levlâk XVII Kâr eyledikce âkıl isen dâr-ı fitenden Tahlîs edegör nefsini âlâm ü mihenden Gel tasfiye-i rûha çalış rûha safâ ver Toprak olacaktır sana yok sûd bedenden Tedbîr ü taharrî ile ona olmaz çâre Bir gün uçacak rûh-ı revân lâne-i tenden Hep elbise-i fâhire giy nez' ile encâm İksâ edecektir sana bir câme kefenden Gittin ne ki lâzımsa sana eyle tedârük Bir fâide yoktur sana benden bana senden Ger var ise ma'siyyetin ol demde odur o Zikr-i Hak'ı terk eyleme bir lahza dehenden Mağlûb-ı hevâ vü heves olma beni dinle Bir pend-i muhibbânedir ancak sana benden Bir kerre nazardan geçir ashâb-ı kubûru Anlarsın o dem mâ-hasal-ı dâr-ı gurûru XVIII Ey Hâlik-ı bîçûn Hudâvend-i tüvânâ Ey Kâzî-i hâcât nigehdâr-ı berâyâ Birsin ediyor birliğine arz-ı şehâdet Her pest ü bülend arz u semâ encüm ü zehrâ Tesbîhine her zâhir ü pinhân dehen-bâz Tenzîhine her zerre-i nâçîz müheyyâ Destindedir erbâb-ı cefâ câmid ü sâmit Derkinde ukûl-i hukemâ sahra-i sammâ Deryûze-i dergâh-ı nevâl ü niamındır Sultân u gedâ taht-ı hasîrinde serâpâ Ferd ü Ehad ü Kâdir ü Kayyûm ü Samed'sin Lutf eyle kapından bizi reddetme Hudâyâ Ahvâlimize ayn-ı inâyetle nazar kıl Bundan öte olmaz bize bir devlet-i uzmâ Ey münzil-i âyât olan Rabb-i semâvât Cûdî sana eyler yalınız arz-ı hâcât XIX Tâlib değiliz tantana-i şöhret ü şâna Râgıb değiliz debdebe-i nâm ü nişâna Bir halveti bin sohbete tercîh ederiz biz Bin pend değer bizce o peygûle-i hâne Biz bî-ser ü pâ bir sürü avâreyiz ammâ İmrâr-ı hayât eyleriz âsûde-serâne Âsûdeleriz dağdağa-i çûn ü çirâdan Tâbi'ler isek de yine ahkâm-ı zamâna Bir âlem-i dîgerde safâ-yâb-ı huzûruz Zâid görürüz meyli şu dârât-ı cihâna Dil müncezib olsun mu o dârâta ki değmez Bir lahza gamı gâliye-i kevn ü mekâna El-kıssa uyup sâil-i ârâyiş-i dünyâ Îrâs-ı halel eyleyemez neşve-i câna Oldu yaşımız (gerçi) yigirmi beşe vâsıl Bir öyle emel bizde henüz olmadı hâsıl XX Baş eğmişiz ihlâs ile dergâh-ı rızâya Râzîlarız ez-cûn ü dil ahkâm-ı kazâya Bî-bâkleriz gerdiş-i nâsâz-ı felekten Tasrîf-i umûr eylemişiz zât-ı Hudâ’ya Bu gam-gedeye kâdir isen gelmeyecektin Sabr edeceksin çekilen derd ü belâya Bir kerre daha gelmeyi ister mi bileydik Bir kerre gelip avdet eden dâr-ı fenâya Dünyâda hemen uyku bilip müddet-i ömrü Ru'yâ demeli her görülen renc ü anâya Cûdî yeter evvelce şu terkîb-i rekîki Arz eyleyerek safh-ı cemîl-i üdebâya Bir fâtiha terdîfi ile maktaı gönder Firdevs'de Rûhî-i pesendîde-edâya Terkîbini tanzîr ile der Cûdî-i çâlâk Ahsente ve hassente ....................... |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|