Trabzon Türk Ocağı Resmi Sayfası ...... .................. Trabzon Türk Ocağı Resmi Sayfası

Increase font size  Decrease font size  Default font size  Skip to content
Trabzon Türk Ocağı İnternet Sayfasına Hoş Geldiniz
Anasayfa arrow Tarih-Dil - Edebiyat Sempozyumu Dil Kİtabı arrow Kanûnînin Şiirlerine Türk Devlet Anlayışının Yansıması
Kanûnînin Şiirlerine Türk Devlet Anlayışının Yansıması PDF Yazdır E-posta
Yazar Burhan KAÇAR   
Sunday, 10 February 2008
Osmanlı hânedânının ekseriyâ pâdişâh ve şehzâdeleri aynı zamanda şair ve sanat-kârdırlar. Muhibbî Osmanlı Hanedânı ve Türk edebiyatı içinde en başta gelen şairlerden biridir. Muhibbî veya nâdiren Muhib mahlasını kullanan Sultan I. Süleyman onuncu Osmanlı pâdişâhıdır. 900/1495 yılında doğmuştur. 974/ 1566’da vefât eder.
Babası I. Selim’in vefatı ile 926/1520 tarihinde İstanbul’a gelerek pâdişâh olur. Kırk altı yıl gibi uzun bir saltanat sürmüştür. Saltanatı döneminde bir çok seferlere katılmış, her bakımdan ömrü zaferlerle geçmiş âlim, şair ve sanatkârları korumuştur. Bu sanatkâr ruhlu pâdişâh beyitte ifâde ettiği gibi söz incilerini can ipliğine dizmiştir.

Gördiler can riştesine dizdüğüm söz dürlerin
Didiler mîr-i sühân eş’âr u divânum görüb
M.D. 80/138-4

Onun söz incilerini muhteva ve üslup bakımından üç gruba ayırabiliriz:
1. Hükümdârlığını, sultan şahsiyetini yansıtan ve hamâsi yönü olan şiirler.
2. Hikemî, fikrî ve tâlimî mâhiyette ve öğüt verici veya tasavvufî dinî türden şiir-ler.
3. Âşıkâne rindâne mâhiyetteki şiirler.
Tabiatıyla her zaman bu hususiyetleri kesin olarak ayırmak mümkün değildir. Umumiyetle bu üç veya daha fazla özelliği beyitlere dağılmış olarak bir şiirde tespit etmek de mümkündür.
Biz bu makâlemizde Kanûnî’nin hükümdârlığını, sultan şahsiyetini yansıtan hâma-sî, hikemî, fikrî ve öğüt verici yönü olan şiirlerinden örneklerle devlet anlayışının şiirle-rine yansımasını incelemek istedik.
Bozkır Türk hükümdârı Tanrı tarafından Kut ve Ülüg kısmet ile donatıldığı için iş-başına gelebilmekte idi. Bu tarihi kayıtlardan da anlaşılıyor ki eski Türk devletlerinde siyasi iktidar kavramı “Kut” tâbiri ile ifâde ediliyordu. “Kut” tabiri Kutadgu Bilig’te açıklanmıştır. Buna göre Kut’un tabiatı hizmet şiarı adâlettir... Fazilet ve kısmet ondan doğar... Beyliğe (Hükümdar) yol ondan geçer... Her şey Kut’un eli altındadır, bütün istekler onun vâsıtası ile gerçekleşir.. Tanrısal’dır...
Osmanlı hakanları da İlâhî iradenin teyidine ve kutsî bir vazife ile vazifeli bulun-duklarına inanıyor, ilim ve dîn adamları bu inanca bağlı bulunuyor, “Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi” ve “Kızıl Elma” ülküsü de İslâmi ve Millî Kaynaklardan besleniyordu. Kanûnî’nin aşağıdaki beyiti de bu ruhun tezahüründen başka bir şey değildir.

Gayreti İslâm içindir. Kıldığım azm-i sefer
Hak bilir kim etmedim ben anı milk ü dâd içün
M.D. 851/4-3

Mohaç Meydan Muhârebesi kazanıldıktan sonra Kanûnî İstanbul’a dönüyor. Macar (Erdel) elçisini kabul ederken, O’na “Hristiyan devletleri ecdâdımın üstüne tehdidli bulutlar yağdırıyor, fakat bu bulutlardan yağmur yağmıyordu. Onlar sebep olmasa idi bu kadar insan kanı dökülmeyecekti diyor.

Kanûnî’nin:
“Ben ki dünyâ h¬âkanlarına tac giydiren Sultanların sultanı yeryüzünde Allah’ın gölgesi” ifâdesinde görülüyor ki beyânı hayâti ve tarîhî âmilleri meydana koyuyor, Haçlı taarruzları tekerrür etmese idi Avrupa fetihlerine girişmeyeceğini belirtiyordu. Aşağıdaki beyit bariz şeklide bu durumu açıklar.

Beni asfer hatun İslama kasdun
İşitdük azm itdük Engurûsa
M.D 694/2370-6

Kanûnî’nin iyi niyetini gösterir bir başka mektup İran hükümdârı Şah Tahmasb’adır. Mektupta “Cihânın sığundığı dergâhımıza niçin adam gönderip kulluğu-nu arz etmedin. İnşallah otağımız Tebriz’den sonra Azerbaycan, İran, Turan ve Hora-san’da bulunmak üzere harekete geçecektir.” sözleri ile tasdik eder mahiyettedir.

Surh-ı serler kasdın itdüm çekdüm İslâm askerin
Ayn-i Hakla azim-i iklim-i İran olmuşam.
M.D. 567/1905-6

Devlet, ferman, Sultan, aşk, abd, kul, asker, leşker, tuğ, liva, şâh, kişver, âlem, tabl, tuğra, tac. vs. gibi kelimelerin şiirlerinde sık sık zikredilmesi hükümdâr şahsiyetinden kaynaklansa gerek. Şairin şiirlerinde kullandığı bu kelimelerden örnekler sunmak fikri-mizin doğruluğunu teyit eder kanaatindeyim.
Büyük bir kumandan ve devlet adamı olan, ömrü ülkelerden ülkelere zafer¬den za-fere koşmakla geçen Kanûnî aşağıdaki şiirde karaların ve denizler padişâhı cihân sultanı olduğunu fakat sevgilinin mahallesinin kapıcısı bulunduğunu ifâde etmektedir.

Şol gedâ kim kûy-ı dildârun bugün derbanıdur
Berr u’bahrun padişâhudur cihân sultanıdur.
M.D. 212/609-1

Cenk:
Şair kesretle vahdetin mücâdelesi Mohaç harbine benzetiyor.

Ruhlarınla zülfini gördüm iderler arbede
Görmeyen kılsun nazar bilsün nedür ceng-i Mohaç
M.D. 121/283-3

Leşker:
Aşkı pâdişâh gözyaşını askere benzetiyor. Gözyaşının yanak üzerine sağa sola dü-şüşünü de askerin sağa sola gidişine benzeterek hüsn-ü ta’lil sanatı yapıyor.
Pâdişâh-ı ışk olalı âhım olmuşdur alem
Leşkerümdür eşk-i çeşmüm kim yürür sağa sola
M.D. 69/98-2.

Aşağıdaki dörtlüklerde askerin düşman üzerine yürüyüşünü, at ve kılıç seslerinin gürültüsünü duymak mümkündür.

Leşker yürüsün saf saf
Her yana itsünler mesaff
Olmak gerek sine şikâf
Olsun kılıçlar bi gılaf

Nerde görünür olgün îd
Na-merd ditrer hemçü bîd
Ya gâzi ol ya şehîd
Olsun kılıçlar bi gılaf

Merdaneye canum fedâ
Kim can virur rûzı vegâ
Tutsun cihânı bu sedâ
Olsun kılıçlar bi gılaf
M.D. 834/1,3,4.

Eski Türk devletlerinde hükümdârlık alâmetleri şunlardı: Otag (hakan, padişah ça-dırı) Örgin (taht) tug, davul, kotuz (sorguç) Otağ diye anılan hakan çadırı yerine Os-manlılar döneminde saray, kale olup bu da hâkimiyete işaret idi. Taht hükümdâra mah-sus olup kaan, şâdlara yüksek idâre adamlarına, devleti temsilen resmen hakan tarafın-dan verilen tuğlar (ordu birliklerinde ve gerekli yerlerdeki bayraklar başka idi) Göktürk, Uygur, Turgiş ve ihtimal Karluk devletlerinde tepesine kurt başı takılmak suretiyle belirlenirdi. Osmanlılar döneminde at kuyruğu bağlanmış ucu altın yaldızlı top ile süslü bir çeşit mızrak vezir, vezir azamlar da rütbelerine göre iki üç tuğ verilirdi. Otağın önü-ne tuğ dikilir ve seferlerde tuğ taşınırdı. Aşağıdaki beyitte sancağ-ı şâh diye ifâde edi-len “tuğ” dan başka bir şey değildir.

Allah Allah diyelim sancak-ı şâhı çekelim
Yürüyüp her yaneden şarka sipâhî çekelim.
M.D. 562/1890-1

Tuğra:
Fermanların baş kısımlarında bulunan Türk pâdişâhlarının imza alâmeti olan özel şekil.
Muhibbî’nin aşağıdaki beyitinde güzellik berat olunca kaş da beratın tuğrası ol-muştur. Padişaha benzetilen sevgili kölesine azatlık beratı yazar.

Kaşların tuğra çekip ey şeh berat-ı hüsnini
Bu cihân sultanların cümle sana çâker yazar
M.D. 194/547-2

Seyyid Lokmanın güzel resimlerle birlikte vücûda getirdiği Hüner-nâme adlı şehn¬âme de on konuda Kanûnî’nin yüksek hasletlerini yazmakta doğuş ve cülusları, ihsanla-rı, av san’atı, okçuluğu, bayram ve sohbetlerinde bezm-ârâ oluşu, ahlâkı, şefkati ve fukaraya ihsanları, mazlumları himayesi, veliliğine dalâet eden ilham ve kerâmetleri dünyâya yayılan adâleti, şecaati ve fethettiği memleket, şehir ve kaleler, nihayet şiirleri ona ait hasletleri meydana koymuştur.
Seyyid Lokman’ın ifâdelerini destekler mahiyetle beyitlerle, onun cih¬ân pâdişâhı oluşunun kibir gününü görmediğimizi, o zâhiren p¬âdişâh fakat Hakk’ın kulu, hatta Hakk’ın kulu olarak Hakk’ın yanında küçük bir toz parçasından başka bir şey olmadığı-nı ifâde edecek kadar mütevaziliğini söylemek uygun olur kanaatindeyiz.

Ol İrem bağı gülünün yine biz bülbülüyüz
Zâhiren pâdişehiz ma’nide amma kuluyuz.
M.D. 854/20-1

Zahiren baksan egerçi berr ü bahrın şâhıyım
Bir ulu dergâhın amma gubâr-ı r¬âhıyım
M.D. 554/1859-1

Kanûni’nin bu hasletlerini yansıtan bir devlet başkanı olarak halkına öğüt ve ikaz mâhiyetinde olan beyitleri ihtivâ eden şiirleri de az değildir. Zaten kendisi de sözlerinin birer nasihat olduğunu ifade etmektedir. Beyitlerden birkaç örnek sunmakla yetineceğiz. İnsanoğlu niçin dünyaya geldiğini bilmeli, rızık verene şükretmelidir.

Penddür yarana her dem bu. Muhibbî sözleri
Çünki olmışdur ânun her bir kelam bir kitab
M.D. 91/174-5

Fikr kıl ahvâlini geldün ne yüzden âleme
Şükr kıl Rezzaka rızkın eksük olmaz gam yeme
M.D. 735/2525-1

Kin tutmamalıdır. Kin ve din bir arada bulunmaz.

Saf kalp ol kimseye tutma sakın kalbinde kin
Dedi sığmaz Fahr-âlem kin ile bir yerde dîn
M.D. 851/3-1

Ayıplar açığa vurulmamalıdır. Zira âlemlerin Rabbı kimsenin ayıbını açığa vur-maz, gizler.

Kimsenin aybını görüp kılmaz zinhar âşikâr
Günde yüzbin ayıbın örterken İlâhu’l âlemin
M.D. 851/3-3

Hükümdâr âdil olmalıdır. Âdil sultanlığın şartı da ihtiyaç sahipleri redd olunma-maktadır.
Sürme kapundan Muhibbî gelse arz-ı hâl için
Şâh-ı âdil dergehinden olamaz hiç kimse men
M.D. 417/1342-5

Adalet ve doğrulukla hareket etmeyen ahirette huzur bulamaz. Muhibbî aşağıdaki beyitte bunu izah etmektedir.

Şâh olup ey dil eğer kılmayasın adl ile dâd
İki âlemde mukarrer olusarsın nâ-murâd
M.D. 131/321-1

Kişi sırrını başkalarına dememelidir. Bu bilhassa idareci için daha da önemlidir. Aşağıdaki beyitte Muhibbî bu durumu kuvvetti vurgulayıp bu sırrı idârecinin kendisin-den dahi gizlemesini teklif etmektedir.

Kimseye râzın deme sînende sakla râzını
Ehl-i dünyâ ile hergiz eyleme sen ihtilât.
M.D. 410/1317-3

Hükümdâr zulm etmemelidir. Bir pâdişâh maiyetine eğer zulm ile yaklaşırsa halk arasında iyi bir ad bırakmaz. Muhibbî bu durumu;

Gözi yaşın fakirin zulm ile bahr eyleme
Pâdişâh-ı dehr olmaktansa yeğdür yahşi ad
M.D. 131/321-3

beyitiyle ifade eder.

Gönül kırmamayı tavsiye eder.

Ey Hâlilüm dürişub Kabe-i yapmaktansa
Yap gönül hânesini beyt-i Hüdâ ister isen
M.D. 4781-1575-2

Pâdişâh etrafındaki insanların dertlerini dinlemelidir. Pâdişâhların çevresindekile-rin dertlerini dinlememesi uygun düşmez. Muhibbî bu durumu;
Noldı bilmem kim figânum pâdişâhum dinlemez
Pâdişâh olan revâmıdur ki âhum dinlemez.
M.D. 863/66
sözleriyle dile getiriyor.
Bugün fazl ile irfan ol ko cehli eyleme pîşe
Ki yarın dest-i mazlumda bulunmaya giribânun
M.D. 474/1560-3

Bugün demekle yaşadığı asrı kastediyor. Maiyetinin, fazilet ve irfân sâhibi olmala-rını, bilgili olmalarını istiyor. Bilgi, fazilet ve irfân sahibi idâreciler geleceğini düşünür. Halk kendilerini düşünmeyen câhil idârecilerden hesap sorar. Beyitte şair bu durumu dile getirmektedir.
Hz. Peygamber “Sizin en hayırlınız güzel ahlâk üzere olanınızdır” buyurmuştur. Muhibbî de aşağıdaki beyitte dünya üzerinde edebden daha üstün bir nesnenin olmadı-ğını ifâde ederek bu hâdise telmih yapar.

Edeb çün tâc-ı devletdür Muhibbî götürür başa
Bulunmaz nesne âlemde ola her giz edebden yeğ.
M.D. 474/1559-5

Kâinat yaratılırken zıtlarıyla kaim kılınmıştır. İyi, kötü; güzel, çirkin; eğri, doğru vb. gibi. İyiye, güzele, doğruya ulaşabilmek için Cenâb-ı Hak insanoğluna akıl vermiş-tir. Muhibbî bu durumu

İçtinâb eyle şer etme fikrin hayr ola
Akl verdi Hak sana akl karadan seçesin
M.D. 658/2236-2

beyitiyle ifade etmektedir.

Bilgi öğrenmenin ayıbı yoktur. Akıl sahibi bilgi öğrenmelidir. Akıllı isen her biri bir sanat erbabı olan kişilerden bilgi öğren diyen şair duygularını;

Akıl isen gördüğün eşhastan âr eyleme
Benzemez biri birine her birinden sanat al
M.D. 524/1750-3
beyitiyle dile getiriyor.

Zaman zaman sözlü halk verimleri olan Atasözlerimizin eğitici, öğretici özelliğin-den faydalanarak halkına seslenmiştir.

Bu dünyânın gelip geçiciliğine, güzelliğine aldanılmamasını atasözlerimiz-den “Koklamağa bir gül yeter” atasözünden faydalanarak değişik bir şekilde ifade ile dile getirmiştir.
Cihân gülzarına bakup Muhibbî sakın aldanma
Meseldür âlem içinde yiter cün arif bir gül
M.D. 522/1741-5

“Ne ekersen onu biçersin” atasözü
Cevr ekip umar mısın kim ola gendüm hâsılun
Ey Muhibbî her ne kim ekerse anı biçersin
M.D. 658/2236-5

mısralarıyla dile getiriliyor.

Sıhhatin önemini bir atasözü değerine ulaşan aşağıdaki beytiyle dile getirmiştir.

Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi
M.D. 763/2627-1

Sonuç olarak diye biliriz ki bu cihângir pâdişâh aynı zamanda bir söz sultanıdır. Şi-irini mânâ ile süslemiştir. Devlet ve millet anlayışını söz ustalığı içinde ifâde etmiştir. Kendisi de şiirini mânâ ile süslediğini aşağıdaki beyitinde açıklamaktadır.

Muhibbînin gören eş’ ârun ider
Meaniye anı itmiş müzehhep
M.D. 170-7


Kaynaklar

1. Coşkun Ak, Muhibbî Divânı, K.B.Y. 712, Ankara 1987.
2. Âmil Çelebioğlu, Kanûnî Sultan Süleymân Devri Türk Edebiyatı, M.E.B. yay., İstanbul 1994.
3. Abdülbaki Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi, K.B. yay., Ankara 1973.
4. İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, T.K.A. yay., 46, Ankara 1977.
5. İskender Pala, Ansiklopedik Divan şiiri Sözlüğü, Ankara 1995.

Kısaltmalar

1. M.D. : Muhibbi Divanı
2. KB. : Kültür Bakanlığı
3. M.E.B. : Milli Eğitim Bakanlığı





 
< Önceki   Sonraki >
Copyright © 2009 Trabzon Türk Ocağı Resmi Sayfası.  Tasarım: ifteri.com . Our site is valid CSS Our site is valid XHTML 1.0 Transitional